NEREDEN NEREYE GELDİK…

Bizim kuşağın köyde doğup büyüyenleri çok yakından bilir tokacı… Tokaç, çamaşır yıkarken kirlerin çıkması için kullanılır… Tokaç her evde bulunur... Çamaşır makinası köylerde de kullanılmaya başlayınca tokaç müzeye kalktı… Sosyal medyada yaşadıkları anıları paylaşarak tarihe not düşen arkadaşımız Tahsin Eşmeli’nin yazdıklarına bakalım..

“TOKUCAK (Tokaç)
Yabancı bir ülkede çekilen belgeselde köylü bir kadının sabunladığı çamaşırları eğimli bir tahtaya sürterek yıkadığını görünce anam rahmetlinin Tokucak ile çamaşır yıkadığı geldi aklıma. Şimdilerde elde çamaşır yıkamak da tokucak da unutuldu ve tarihteki yerini aldı. Nice unuttuğumuz değerler gibi.
Tokucak fotoğrafta da görüldüğü gibi kaşık gibi uç tarafı genişçe ve diğer tarafı saptan oluşan ve ağaçtan yapılma bir aparattı. Genelde inatçı kirleri çıkartmak için çamaşırları dövmekte kullanılırdı. Çitileme ile çıkmayan kirlerde çamaşır sabunlanır ve tokucakla evire çevire bir güzel dövülürdü ki kirini bıraksın. O kadar dövülmeden sonra çamaşır nasıl dirensin? Haliyle kirini bırakırdı. Bırakmasına bırakırdı ama olan iliklere (Düğmelere) olurdu. Bir çoğunun
kırılma ihtimali yüksekti. Bu arada bizim oralarda düğmeye ilik dendiğini de şimdi bu yazıyı yazarken bir daha hatırladım.


O zamanlar köyde üç tane çeşme olduğundan, çamaşır yıkamak için çok su gerektiğinden ve su taşıması da zahmetli olduğundan bir kaç ailenin kadınları birleşir, kazanları eşeklere yükler Harlak deresine çamaşır yıkamaya giderlerdi. O zamanlar harlak deresi yaz kış gürül gürül akardı. Dereye şimdiki gibi atık da karışmadığından suyu tertemiz olurdu. (Şimdi: Harlak Deresi kuru bir dere)
Dereye varınca kazanlar kurulur, altlarına ateşler yakılır, dereden bakırlarla (Bakraçlarla) alınan su kazanlara doldurulur, kazanların içine özellikle meşe odunundan o yoksa çam odunundan elde edilen belli miktarda odun külü katılır ve suyun ısınması beklenirdi. Analarımız bunlarla uğraşırken biz de diğer çocuklarla dere kenarında oynardık.
Su belli bir sıcaklığa ulaştığında analarımız genellikle Aydın tarafından getirilip köylerde satılan zeytinyağlı sabunlarla çamaşırları çitileyerek yıkar, inatçı kire sahip çamaşırları da biraz çitiledikten sonra sabunlu haliyle oradaki yerli kayaların üzerine koyup tokucakla bir güzel döverlerdi. Bu dövülen çamaşır derenin berrak suyunda durulanır ve eğer kir tam olarak çıkmamışsa işlem tekrarlanırdı. Yani kir çıkıncaya kadar o çamaşır bayağı bir dayak yerdi. Bu arada kırılan ve hasar gören ilikler (Düğmeler) analarımıza ayrı bir iş çıkartır, çamaşırlar kuruduktan sonra dikiş yüzüklerini eline geçiren analarımız eksik olan düğmeleri tamamlarlardı. (Bu arada dikiş yüzüğü de tarihe karıştı.)

Şimdilerde olay çok kolaylaşmasına, makineye çamaşırı koyup, deterjanı ilave edip, programı da ayarlayıp, tek düğmeye basarak her şeyin halledilmesine rağmen kimimize çamaşır yıkamak zor geliyorsa, gelmesin. Yaptığımız bir kaç hareket, bırakın o zamanki çamaşır yıkamayı, eşeğe kazanları yükleyip dereye gitmekle bile ölçülemez. İşler kolaylaştıkça insanlar tembelleşiyorlar mı ne?”

Şimdiler kolay…

Çamaşır kazanında su ısınacak, biriken çamaşırlar tokaçla yıkanacak. Bunun için köylerde çamaşır günü ayarlanırdı…

BİR DUAYEN SANAYİCİ DAHA BEYAZ ATA BİNİP GİTTİ

Denizli sanayinin gelişmesinde etkin rol oynayan isimlerin başında Çorap Kralı Hasan Tekin Ada gelir. Bize veda ettiğini Gaziantep’e duydum… Babadağlı Sanayici İşadamları Derneği’nin ve Denizli Platformu’nun kurucusu Hasan Tekin Ada, tecrübelerinden yararlanılacağı bir dönemde ayrıldı aramızdan… Örgütlülüğe inanan bir iş adamı idi. Onun başarı hikayesini dinlemiştim… DRT Denizli’de yayınlanan “Fotoğraflar Anılar” programında yaşamından kesitleri gelecek kuşaklara aktarmıştı… Hasan Tekin Ada, yırtık çorabı ile fotoğrafı yayınlanan Dünya Bankası başkanına çorap göndermiş, Denizli’nin tanıtımına katkıda bulunmuştu… Hasan Tekin Ada’dan genç kuşağın bayrağı devraldığını düşünüyorum… Rahmetli Hasan Tekin Ada’yı saygıyla yad edeceğiz…

PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1728’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

ÇARŞAMBA'NIN SÖZÜ:

"Gerçek bilgi, insanın ne kadar cahil olduğunu bilmesidir. Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır." 

Konfüçyüs

YORUM EKLE

banner187

banner186