“NESLİ TÜKENEN DİNOZORLAR”

Sosyal medyada dolaşan yazıları bazen bu sütunlara taşıyorum… “NESLİ TÜKENEN DİNOZORLAR MİSALİ ÖZEL BİR NESİL..!” başlıklı bir yazı sosyal medyada dolaşıyor… Yazı 1950-1970 yılları arasında “Dünya merhaba” diyenleri anlatıyor. 

“NESLİ TÜKENEN DİNOZORLAR MİSALİ ÖZEL BİR NESİL..!

Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…

KİM BUNLAR?

1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında HALA 18’LİK DELİ TAYLAR GİBİ İDEALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞAN HESAPSIZ BİR NESİL..?

Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış…

Höllük üzerinde yatmış, şeker çuvalından pantolon, canik lastikten ayakkabı giymiş…

Evde inek beslemiş, kendine okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş, bir garip nesil…

Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış…

Hatta hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış…

Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş…

Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…

Harp görmüş, darp görmüş…

Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…

Karakolda sorgu da Filistin askısını, ceza evini de isyanla tanışmış…

İHANET VE KALLEŞLİKLE işkence de insanın hayvan yüzünü görmeyeni kalmamış…

En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…

En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…

Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…

Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş…

Vurmuş, vurulmuş…

Dövmüş, dövülmüş…

Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış…

Düşmanında merdini aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş…

Dostun namerdinden, arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…

Birbirini yok etme pahasına ölümüne mücadele etmiş, ama neslini tüketememiş…

İntihar sayılmasın diye idam sehpalarına selam veren inançlı yiğitlerde, sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can veren ana kuzuları da bu nesilden çıkmış…

68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır…

Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…

***

1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış…

Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…

En azı simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…

Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…

Muhanete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…

***

Aç, açık, evsiz yurtsuz, aşsız susuz kalmış, kimseye mudara etmemiş…

Eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş…

Kan kusmuş, kızılcık şerbeti içiyorum demiş…

Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…

Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinozorlar…

İyi bakın, bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının…

Bu soyu tükenen son kalanlarına aşağıdaki resimlerde iyi bakın…

****

Bunlar kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilk okul arkadaşım…

Kimisi öğretmen okulunda aşımı paylaştığım kader arkadaşım…

Kimisi üniversitede silahındaki son kalan mermiyi çatışmada kendimi korumam için benimle paylaşan dava, silah can arkadaşım…

Kimi de DÖRT duvar arasında çıkan isyanda sırtımı dayadığım cezaevi Yusufiye ,Taş medreseli arkadaşım…

Kimisi de Anadolu yollarında ömrümüzü adadığımız bir ülkü, bir ideal dava uğruna bir ömür feda ettiğimiz yol arkadaşlarım…

Bunlara iyi bakın, Sizin evinizde de bu resimdekilerden kalan varsa bunları korumaya alın…

Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…

Bunların üretimi sonlandı…

Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı…

Neden bu nesil özel biliyor musunuz..?

Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti…

Dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti…

Hayat bu nesli sınadı, demedi, çarkının dişlilerin den öğüttü ama tüketemedi…

Bu çarktan kurtula bilen kurtuldu…

İşte bu gün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan bu nesil, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı yasamayı hayatta kalmayı bildi…

***

Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi…

Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi…

Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir…

Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…

Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…

Yani bu 1950 ve 1970 yılları arasında doğan dinozorlar tam bir müzelik antika nesildir…

Onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!

Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…

Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…

Sonra arar da bulamazsınız…

Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…

Benden söylemesi…

Vesselam…”

Diye bitiyor…

Haklı yanı çok…

İki darbe, iki muhtıra yaşamış birisi bu satırlar arasında üzüntüler yok….

ŞİPİT NEDİR?

Arkadaşımız Tahsin Eşmeli sosyal medyada geleceğe mektup bırakmaya devam ediyor… İyi de yapıyor… Hepimiz aslında yaşadıklarımızı satırlara dökebilsek, geleceğe geçmişte yaşanılanları miras olarak bırakmış oluruz… Geçmişi öğrenmek için yaptığımızı kazılarda taşların üzerinde çizgileri okumaya çalışıyoruz… O çizgiyi çekenler belki de farklı bir mesaj bırakmış olabilir… Tahsin Eşmeli, “Şipit nedir?” diye sorunca yazıyı sizinle paylaşmak istedim…

“Şipit, bizim yörede genelde arefe günleri yapılan ve komşulara dağıtılan ince, yağlı ve sulandırılmış undan yapılan bir tür bazlama çeşidiydi.
Nedendir bilinmez, arefe günleri haricinde pek yapılmazdı. Oysa benim en sevdiğim yiyeceklerden biriydi. Yıllar varki de yemedim. Köyden ayrılalı Şipit'i de unuttum ama tam unutmamış olacağım ki bir çağrışım dolayısıyla aklıma geldi.
Köyde arefe günleri kadınlar ocaklarını yakar, bükme, bazlama ve şipit gibi hamur işleri yaparlardı ve biz çocuklar da bunları bütün komşulara dağıtırdık. Tabi komşu çocuklar da aynısını yaparlardı. Bir tür hayır yapma yolu. Ama karşılıklı verince takasa dönüşüyordu.
Zamanla bu hayırın ve ikramın şekli değişmeye, bükmenin, bazlamanın ve şipitin yerini bisküvi ve lokum almaya başladı. Benim de köyden ayrılmam bu zamana denk geldi. Halen bu tip ikramlar sürüyor mu, sürüyorsa neler ikram ediliyor bu konuda fikrim yok. Ama Şipit'i unutamadım.
Şipit hatırladığım kadarıyla unun sulandırılarak sıvı hale getirilmesi, içine bir kaç tane yumurta kırılıp biraz da tuz ilave edilmesi ile pişirmeye hazır hale geliyordu. Bu karışım bir tas vasıtasıyla iyice kızdırılmış ekmek sacının üzerine bir miktar dökülüyor ve bu sıvı karışım tahta kaşıkla sacın üzerine ince bir tabaka halinde yayılarak yapılıyordu. Sacta pişmeye başlayan Şipit, ters döndürülerek arka yüzü pişmesi sağlanıyor bu arada da her iki yüzey de zeytinyağı ile yağlanıyordu. Kısa sürede pişen Şipit, servis etmeye uygun hale geliyordu. Belki unun hazırlanışından olsa gerek belki de zeytin yağının etkisinden dolayı, yumuşacık ve insanın yedikçe yiyesinin geldiği bir hamur işi çıkıyordu ortaya. Sanırım yemeyeli otuz yılı geçti. Halen bunu köyde yapan var mıdır acaba merak ediyorum. Bunun için bir arefe gününü köyde geçirmek gerek sanırım.”

Bugün bu gelenekleri yaşatabilen kaç kişi kaldı ki…

Kalmadı… Bular sadece satır aralarında geleceğe aktarılmış olacaktır…

TELEVİZYON SEYİRCİSİ VE GAZETE OKURLARIMIZDAN ÖZÜR DİLERİZ…

DRT Denizli ve Denizli Gazetesi’nde son yolculuğa uğurladıklarımızın isimlerini alt yazıda ve gazetede yayınlıyorduk...Vefat edenlerin isimlerini DRT Denizli ve Denizli Gazetesi’nde mesai bittikten sonra paylaşan yayıncı kuruluştan dolayı veremiyoruz… Yayıncı kuruluşun sorumlu arkadaşı yaptığımızı yazışmalarda, uygulamanın devam edeceği yolunda bir izlenim aldık… Vefat edenlerin geç yayınlanmaması yolundaki itirazlarımızı ve DRT Denizli’ye telefonla arayıp, soran izleyicinin çok olduğunu belirttiğimiz watsap yazışmalarımızda, “Bu şekilde düşünmeyin lütfen, sizlerin değerli görüşleri bizim için çok önemli. Ancak şuan uygulamamız bu şekilde.” diye yanıt verdi…

Siz değerli okurlarımız ve seyircilerimizden DENİZLİ’DE VEFAT EDENLERİ” yayımlayamadığımız için özür dileriz…

EROL ÖZBAL’I DUYGULANDIRAN ZİYARET

10 Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladık… Denizli’de 50 yıl gazetecilik yapan Denizli Gazetesi’nin eski İmtiyaz sahibi, Basın Şeref Kartı sahibi Erol Özbal’ı, Denizli Gazetesi’nde yıllarca görev yapan oğlum dediği AYDEM Yenilenebilir Enerji Kurumsal İletişim Müdürü Ömer Yurtseven, 10 Ocak 2020 Cuma günü ziyaret etti… Ömer Yurtseven’in ziyaretinde duygusal anlar yaşanırken Erol Özbal, anılarını ve yaşadıklarını anlattı… Gazetecilik yapmak isteyen gençlerin tarafsız olarak sorgulama yapmasını isteyen Erol Özbal, “Hızlı bir şekilde haberi hazırlayıp okuyucuya ve izleyiciye ulaştırmalıdır” dedi…

Aydem Yenilenebilir Enerji Kurumsal İletişim Müdürü Ömer Yurtseven, “Erol abi, Denizli’nin canlı hafızasıdır. 1950’li yıllarda başladığı gazetecilik mesleğinin saygınlığını hep korudu. Kendisi işletmenin sahibiydi ama,  gazetecilik yönünü hiçbir zaman ihmal etmedi. O dönem yetişen gazeteciler, Erol Özbal’dan dürüst ve tarafsız olmayı ayrıca halk adına sorgulamayı öğrendik.” dedi.

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1775’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ

Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE