NOBEL ÖDÜLLERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Mehmet Yüksel

İsveçli sanayici Alfred Nobel icat ettiği dinamitin üretimi ve satışı sayesinde çok para kazanmıştır. Patlayıcıları dinamit ve dumansız barutun barıştan çok savaşa hizmet ettiğinden rahatsız olan Nobel kazancının faizinin bir kısmını insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmeyi vasiyet etmiştir.

1866 yılında %75 oranında nitrogliserini %25 oranında emici bir toprak türü olan kieselgur (çoğunluğu SiO2 olan bir karışım) ile karıştırıp dinamit elde etmiştir.

Edebiyat, Fizik, Kimya, Tıp, Ekonomi ve Barış alanlarında her sene verilen bu çok prestijli ödüllerin manevi değeri yanında küçümsenmeyecek bir miktar para değeri de vardır: Her branşın kazananları 9 Milyon İsveç Kronu (1,12 Milyon Amerikan Doları) tutarında para da alır.

Barış ödülünü Norveç Kralı takdim ederken diğerlerini İsveç Kralı 10 Aralıkta büyük bir törenle sahiplerine verir. Birçok ülke televizyonları bu töreni naklen yayınlar.

Ödüller 1901 yılından beri verilmektedir.

2006 yılında Nobel Edebiyat ödülünü Orhan Pamuk, 2015 yılında da Kimya ödülünü ABD'de çalışan Türk asıllı Amerikalı Aziz Sancar kazanmışlardır.

Özellikle Türk bilim adamı Mardinli Prof. Dr. Aziz Sancar bizi çok sevindirmiştir. Onunla gurur duyduk ve çocuklarımıza onu örnek gösterdik.

Orhan Pamuk ise esasen daha büyük sevince vesile olmalıydı. Olmadı malesef. Yaşar Kemal kazanmış olsaydı, eminim ki çok daha büyük coşku yaratırdı.

Yaşar Kemal'i daha fazla vatandaşımız okumuştur ve romanlarını daha fazla sevmiştir. İnce Memed'i çok kişi bilir.

Orhan Pamuk bu yazdığım nedenden dolayı almış olduğu Nobel ödülünü bize sevdirememiş olsaydı çok "normal" olurdu.

"Orhan Pamuk'u okumasını sevmiyorum, onu pek anlayamıyorum, bana ağır geliyor, okumaya başladığım sayfayı bitiremiyorum, okuması ve anlaması zor..."

Gibi nedenler onu afaroz etmeye yetmezdi elbet. Ama bizim kangren olmuş "Ermeni meselemiz" hakkında sevmediğimiz açıklamalar yapmasını hiç beğenmedik. Hatta bazı aşırılarımız onu ölümle bile tehdit etti. Onu hiçokumamış ve hatta hayatında hiç kitap okumamış insanlar ona ülkesini dar ettiler.

Batı ülkelerinde sanat insanlarının, bilim adamlarının ayrıcalıkları, hatta dokunulmazlıkları vardır. Onların "aykırı" fikirlerine pek kızan olmaz. Onlar "normal" insanlar değildirler. Zaten normal olsalardı Nobel Ödülü gibi taltifleri ancak rüyalarında görürlerdi.

Sanat ve bilim insanlarının dokunulmazlığı yoktur bizde. Trafik kurallarını düşündüğümde görüyorum ki bizim devletimiz politikacılarımıza (hakim ve savcılarımıza da) dokunulmazlık tanıyor.

****

Nobel ödülü almış, hatta iki defa hem kimya ve hem de fizik dallarında onurlandırılmış bir kişiden bahsetmek isterim. Madam Marie Curie Polonya asıllı bir Fransızdı. 1904 yılında radyoaktivite konusundaki araştırmalarından ötürü, kocası Pierre Curie ve Becquerel ile paylaştığı Nobel Fizik Ödülü'nü alarak tarihte Nobel Ödülü alan ilk kadın oldu.

1911 yılında radyum ve polonyumun keşfi ve araştırılmasındaki rolünden dolayı Nobel Kimya Ödülü'ne layık görülen Curie, tarihte iki Nobel Ödülüne sahip ilk kişi oldu. Halen 2 Nobel Ödülüne sahip tek kadındır.

Bir diğer kişi de 1921 yılında fizik dalında Nobel kazanan Albert Einstein'dır. O da ışık-elektrik etkisi kanununu bulmuş ve rölativite kanunlarıyla bilimde çığır açmıştır.

Geçen seneye kadar toplam 881 farklı kişi 23 farklı kuruluşa bu ödüle layık görüldü. Ödülleri en çok ABD vatandaşları aldı ama çoğu Avrupa kökenli...

2015 araştırmasına göre dünyada 1,8 Milyar Müslüman yaşarken, bu kalabalık Müslüman nüfustan ancak 5 kişi Nobel bilim ve 9’u da Nobel barış ödülü alabilmiştir. Müslümanların yaklaşık %1’i kadar 16,5 milyon nüfusa sahip olan Musevilerin Nobel Bilim Ödülü alan 106 bilim adamını nasıl yetiştirebildikleri araştırılmalıdır.

İspanya'daki Endülüs İmparatorluğu dönemlerinden biliyoruz ki Musevilerin çocuklarına hep kaliteli eğitim vermeleri onları genelde üstün kılmıştır.

Diğer ülkeleri bırakıp kendimize bakalım: Öğrenim ezelden beri anlamaya, sorgulamaya ve yaratıcılığa dayanacağına ezbere odaklıdır. Eğitimde başrolü anneler oynar. Oysa bizde eskiden beri yaygın olarak kızlarımızın okutulması geri planda bırakılmıştır.

Tamam: değişiyor. Bu tempoyla semeresini ancak 150 sene sonra görürüz.

YORUM EKLE

banner187

banner186