ÖLKESİ GELKEN SIÇKAN

Hangi yıldı anımsamıyorum, devlet ekmekleri poşetlemeye karar verdi ve anında fırınlar buna uyarak her ekmeği streç filme benzer bir koruyucuya sarılı olarak satmaya başladı. O karar Avrupa yasalarına uyum gereği miydi yoksa biz kendi kendimize mi düşünmüştük bilmiyorum. Ekmekler mis gibi tertemiz evlerimize giriyordu; ne mikrop ne de pislik vardı üstlerinde. Gönül rahatlığıyla yemeğin suyuna bandırıyordun.

Bir hafta kadar sürdü sürmedi, bir boykot, bir dellenme başladı millette. Sosyal medya inliyordu, “Ekmeğime dokunma!” diye. Daha ileri gidip, “Ekmeğimden elini çek!” kampanyaları başladı. Anam! Kafayı yedi millet! Çığıran çığırana: Ekmeğime uzanan eller kırılsın, filan. Tövbe estağfurullah… Devlet aslında bu bağıranların dediğini yapıyor ve ekmeğin üzerindeki kirli elleri çekiyordu ama nafile. Anlamak için azıcık izan gerekiyordu, herhal. 

O ara asıl derdin ne olduğunu anlamak için ciddi kulak verdim o güruha. Efendim, fırından tazecik çıkan sıcacık ekmeğin köşesinden yiyecek, çıtır çıtır çiğneyecekmiş ağzında. Mesele buymuş. Geri zekalılık genetik olunca, yapacak bir şey yoktu elbette ve sesleri kesilsin diye geri adım atıldı. Böylece tekrar mikroplu çıtır ekmeğe kavuşuldu. Ekmek poşetten çıktı.

Çünkü halk, az evvel donunu karıştırıp hemen ardından ekmekleri kasalara dizen, tuvaletten çıkınca el yıkamaya vakit ayıramayan işçinin ekmek üstünde bıraktığı o çıtır çıtır mikroba müptelaydı.

Şu corona günlerinde yine bakınıyorum sosyal medyaya, bir kişinin bile aklına gelmiyor ekmeklerin açıkta satılıyor oluşu. Be hey gafiller (en hafif hakaret buydu) o kasanın içinde duran ekmekleri herkes önce bir bir elliyor, bilmiyor musun? Ve bilmiyor musun ki insanlar en hafifinden sümkürür ve ellerine envai çeşit virüs yerleşir. Bizim sevimli covid-19’un da arayıp da bulamadığı. Senden önce coronalı biri elledi ekmeği, beğenmedi başka bir tane aldı. Sen de gittin onun ellediği ekmeği aldın. Eee? N’olcek şimdi?

Ha tabii, yediklerimizden geçmiyordu değil mi? Ekmeği eline aldığın an eline geçti, o elinle istem dışı burnuna dokundun, gözünü ovaladın diyelim. Gerisini sen düşün haydi…

Biz ekmeksiz yapamayan bir milletiz. Desen ki açıkta satılan hiçbir şeyi almıyorum, ekmeği ne edeceksin? Saf saf mikrobunu çıtırdatacaksın. E ne diyeyim, afiyet olsun bari.

Sahi bir de sokağa çıkma yasağı gelen 65 yaş üzeri amcalarımız var. Evinize gidin, hastalık var, dışarı çıkmayın uyarılarını zerre iplemiyorlar.:) Hatta sokak röportajlarında gördüm, “Bi’şe olmaz kızım bize,” diyordu biri. “Allahtan geliyor bu; ha sokak, ha ev.” Aklıma eski Türk atasözlerinden biri geldi. Der ki ölkesi gelken sıçkan muşgagun taşgagun kaşgur. Yani eceli gelen fare kedi şeyi kaşır.

A benim canım amcam, sen ölmek isteyebilirsin anladım ama ya hanım teyzeme bulaştırırsan? Belki onun sen gittikten sonra göreceği üç gün daha vardır? Ne demeye hayallerinin içine mıçkan? :)

Aslında toptan bir sokağa çıkış yasağına ihtiyaç var. Devlet-i âli bu dönem her vatandaşına bakmalı. Örneğin bazı sektörler çalışmak zorunda. Onlarınki de can. Öyle bir organizasyon olmalı ki ne evinde oturan vatandaş mağdur olsun, ne de sokakta çalışan.

Üstesinden geleceğiz. En azından toplumun evde kalması gereken bölümü evinde kalarak, canla başla uğraşan sağlık sektörüne destek verebilir. Korkmayalım, biz bu belayı da atlatırız.

YORUM EKLE