“PAMUKKALE DENİZLİ HALKININDIR"

Denizli’de birçok kuruluşun Pamukkale’ye sahip çıkma ve özellikle ören yerine alınan giriş ücretlerinin Denizli’de kalması isteklerini Denizli Gazetesi de dile getirip durur.

Şimdi yine Pamukkale’ye girişin yabancılar için 80 liradan 110 liraya yükseltilmesi sebebiyle de aynı isteğin İyi Parti İl Başkanı Raziya Akışık tarafından da söylendiğini aynı gazetede okuyunca sayın parti başkanının “Pamukkale bu milletindir, Denizli halkınındır” demesi üzerine 2185 günden beri tekrarlanan genel durum bir kez daha gözümün önüne geliverdi.

Türkiye Cumhuriyetinin anayasal yönetim şekli merkezi sistemdir. Bu ülke Ankara’dan yönetilir. Orada bir zamanlar hükümetimiz vardı, TBMM de vardı… Yine varlar ama şimdilerde daha çok Sayın Cumhurbaşkanımız var. Pamukkale Denizli halkının falan değildir, orası da Truva, Assos ve Efes gibi merkezindir. Merkezden yönetilir, bekçilerini merkez atar, görevlilerin maaşlarını merkez öder, gelirlerini de giderleri gibi merkez alıp verir.

“Merkezi sistem” altını kalın kalemlerle çizdiğimiz kırmızıçizgimizdir. Şahsen, Almanya ve İsviçre örneğinde merkezi olmayan sistemlere baktığımda onları çok daha iyi işleyen sistemler olarak görüyorum. Ama insanımıza, ısrarcı olduğumuz sistemimize dahi güvensizliğimiz öyle boyutlara ulaştı ki büyük yetkilerle donatmış olmamız gereken valilerimizi dahi bazen alelacele merkeze çekebiliyoruz. Onlar da görevden çok kendilerini düşünmek zorunda kalabiliyorlar.

Sorunlarımızı çözmedeki zorluklar anayasa üstüne anayasa yapma ve hatta o anayasaları da sıkça değiştirme ihtiyacını doğuruyor. Hatta “cumhurbaşkanlığı sistemi” gibi büyük değişiklikler dahi tatmin etmiyor, yenilerini arıyoruz.

Kağıt üstünde her sistemin akıl almaz üstünlükleri vardır, ama sadece kağıt üstünde. Hayatta ise mevcut anayasalara uyulmadığı zamanlar da oluyor. Bir çok darbeler yaşadık. O durumlarda da kabahat anayasada değildi, yönetenlerdeydi. Yönetenlerimiz anayasaya uymada zorlanmaktaydılar ve halen de zorlanıyorlar.

Anayasaya ve onun çerçevesinde TBMM tarafından çıkarılan yasalara ve onlara bağlı yönetmeliklere harfiyen uyulmadığı sürece hukuk devleti olunmaz. Anayasalar muska değil ki kendi kendine mucizeler yaratsın. Anayasa dahil tüm yasaların bekçileri işlevsel olmalıdır. Yasalar bir cihazın kullanma tarifeleri gibidirler. O tariflere göre hem devletin ve hem de vatandaşlarının yaşamı düzenlenir. Uyulmadığında motor arızaya geçer.

Bundan 200-300 Milyon yıl önceleri yeryüzünde yaşamış olan dinozor denen hayvanların bazıları o kadar büyüktülerdi ki boyları 30-40 metre uzunluğa ulaşabiliyordu, ağırlıkları da 70-80 ton olabiliyordu. Bilinen en büyük dinozor olan Patagotitan 77 ton ağırlığa ulaşabilmiştir. Bunlar bir tür kertenkele cinsinden yaratıklardı. Elbette daha küçük olanları da mevcuttu. Bir kısmı ot obur, diğerleri de onları avlayıp yiyen et obur hayvanlardı.

En büyüklerinin kuyruğunun bir kısmı koptuğunda acısının sinyali beynine ancak 3-4 saniye sonra ulaşıyordu, yani ancak o kadar zaman geçtikten sonra kuyruğunun koptuğundan haberdar oluyordu o dev yaratık.

Ne alakası var konumuzla?

Ben, merkezden yönetilmeye çalışılan büyük bir ülkeyi işte o dinozorlara benzetirim. Büyük bir devlet merkezi sistemle yönetilmeye çalışılırsa, bütün hüsnüniyetlere rağmen merkeze haberler geç ulaşır. Hele hukuk düzeni de iyi çalışmıyorsa bazı sinyaller hiç ulaşmayabiliyor.

Örnek vereyim: Merkezin büyük ümitlerle köylümüze tahsis ettiği 10 000 ziraat mühendisi danışman ne yapıyor? Bunlara ait doğru bilgiler merkeze ulaşıyor mu? Zamanla sistemimiz o derece hantallaştı ki bırakın iktidar partisi ilçe başkanını muhalefetinki bile merkezi bilgilendirmede uyarılara rağmen kılını kıpırdatmıyor. Bırakın dinozor ülkemin kuyruğunun kopmasını neredeyse arka bacaklar bile artık yerinde değil sanki.

Sistemimizin hantallığının fark edildiğini, işlerin pek yürümediğini ve bu yüzden “cumhurbaşkanlığı” sistemine geçildiğini düşünüyorum. Eskiden sorumlu hükümet, yani bakanlar kuruluydu. Şimdi ise kendini gerçekten sorumlu hisseden sadece bir kişi kaldı.

Bence, yağmurdan kaçarken doluya tutulduk. Bulutları suçlamak teselli vermiyor.

Daha güncel düşünmek, daha fazla sorumluluk vermek, sorumluluğu daha uzaklara yaymak, yerinden yönetimi cesurca yeniden düşünmek iyi olurdu.

Şu andaki durumumuzdan daha merkezi olunamaz. Görünen o ki yasaların verdiği yetkileri kullanmaya kalkan bazı büyükşehir belediyelerinin rahatsızlık verdiği sanılıyor ki bazı yetkileri ellerinden alınmakta. Oysa tam tersi yapılmalı, yetkiler bütün yurda yayılmalı ve hukuk devleti işletilmeli. Yasalarımız sorumluların yetkilerini kötüye kullanmalarını engellemeye yeterlidir. İyi yönetenleri vatandaş sandıkta taltif etmesini çok iyi bilir.

YORUM EKLE

banner220

banner221