PARÇALAR - 15

Kaldırım taşlarının anlattığı, anlattığını varsaydığın yürüyüş hikâyeleri; senin yazmaya çalıştığın fakat aylarca, yıllarca yazmadığın/yazamadığın yürüyüş hikâyeni bir başka kitapta okuduğun an; sessizce, o acıyı ilga etmeye çalış. Bu süreç biraz zor(lu) olacaktır, pes etme; ben, sana ait olan hikâyede gözlemci, gözleyen ve gözlenen olacağım. Ara ara senin hikâyen üzerinden kendi hayatımı da sorgulayacağım; kendimi gözleyeceğim. Ben, Ben’e bakacak, eleştirecek, övecek, fakat son sayfaya geldiğin an bu metnin okuru, hem bu metnin yazarı hem de yürüyüşçüsü olacağım. Senin yanına almak istemediğin yürüyüşçü dostların olacak. Senin yazmak istemediğin fakat yazmış bulunduğun kitabın okurları olacak artık.  Sen de yazmadığın hikâyeni okumuş olacaksın. Zaman kaybı olarak görecek olursan da affola. Hep böyle demezler mi, hata yapar insan, az da onuru varsa özür diler, özür dilerim. Hepinizden. Yazmak, ilk kez bir borç olarak karşıma çıktı, bir solukta. Bir kitabın sayfalarına yazdım bu metnin taslağını. Hatta, yazma fikrini de bana, taslak olarak kullandığım kitap verdi. Ya da ben almak istedim. Son olarak, bu, okumak istediğim bir roman olmadı, olamadı. Her yazar, okumak istediği romanı yazamaz diye düşünüyorum. Ben de bu yolda öğrenciliğimi devam ettiriyorum.

***

İnsanız… Yüreğimizin sesi var. Kalın, ince, titrek ve boğuk ve yalnız ve daha nice ses ve türü. İnsanız… En çok kendi sesimizi dinleriz. İçten. Sadece bize konuşan bir ses. Bir başkasının duyduğu sesin sessizi, fakat, hissederiz onu kulaklarımızda. Siz, şu an sesimi duyarsanız eğer ikimizin duyduğu ses birbirinden farklı olacaktır, bilim böyle bir şey işte. İnsanı hayretler içerisinde bırakacak nice bilgiler sunuyor bizlere fakat konumuz bu değil. Duymak eylemi, çoğunluk ses olmayı gerektirir, ve –ne yazık ki- bu çağda herkes konuşuyor, çok. Ne(ler) işitiyoruz? Ne(ler) anlıyoruz? Ne(ler) yazıyoruz? Sürükleniyoruz. Bir tuhaf karanlığa. Yazarlığı bırakmaya karar verdiğim gün, içimde bir umuttu, yolun sonunda masanın başına geçecektim, olmadı. Hem sizin hikâyenizi anlatan kitabı okumadım hem de kendi hikâyemi yazmadım. Yazmak bana düşer miydi, inanın hâlâ bilmiyorum. Bakın lütfen, bir önceki paragraf ile bu paragraf arasında yaklaşık iki yıllık bir zaman aralığı var. 

YORUM EKLE