PASPAS EDEBİYATI

Bu yazım, son zamanlarda yaygınlaşan “motivasyon” konuşmalarından bir dertleşme yazısı. Sizlerin de bildiği gibi; gerek TÜİK açıklamalarında gerekse de sokak röportajlarında ülkemizdeki genç işsizlik sorununun ciddi boyutlara ulaştığını görebiliyoruz. Bu genç işsiz kardeşlerimiz arasında eğitimlerini tamamlamamış olanlar da var ama benim anlatmak istediğim daha çok eğitimli genç işsizlerimiz.

Bu işsizlik sorunu tabii ki eğitim sisteminin bir sonucu, az değil ömrünün en güzel yıllarını muhtemelen yeteneğiyle alakasız, yanlış yönlendirilmiş ve ezbere dayalı bir, belki birden fazla eğitim sistemiyle “harcamış” arkadaşlarımız. “Harcamış” diyorum çünkü dünyadaki örneklerine bakıldığında harcanmış olduğu görünüyor.

Evet, gelelim paspas edebiyatına; “Biz bu işlere paspas yaparak başladık” ya da “Biz tuvalet temizleyerek milyoner olduk.” Evet… Bu benim nefret ettiğim “paspas edebiyatı” işte.

                                                                                              ***

Genç arkadaşlarımız salona gelir, kimi merak, kimi heyecan içinde. Muhtemelen kim olduğunu bilmediğimiz birisi, alkışlar eşliğinde sahneye çıkar, kendisini ve çalışmalarını anlatmaya başlar. Her şey konuşulur şairane bir tonlamada, muhtemelen gençleri büyülediğine inanır konuşmacımız. Sahne ışıklar ve alkışlarla iyice havaya girer. Konuşmanın muhtemelen finaline doğru başlar paspas edebiyatımız ve minvalinde bahsedilen konu aslında çok acıdır.

-Bana paspas yaptırdılar, hiç itiraz etmedim.

Evet, genelde konuşulan bu oluyor. Beni üzen ise bu unvan sahibi, yüksek mevkilerde, çok paralı, işverenlerimiz; siz ne olsun istiyorsunuz?

Konuşmacılar katılımcılara “Dik durun, kendinizi ezdirmeyin, branşınıza sahip çıkın, haklarınızı arayın” demek yerine neden paspas yapmadan usta olamazsın fikrini dikte ediyor?

Ben izleyici, genç arkadaşlarla etkinlik sonlarında konuşuyorum ve genelde onlardan duyduğum şey; birbirine çok yakın oluyor. Kimi eve nasıl gideceğini, kimi yarın ne yiyeceğini kimisi de okurken çalışmanın zorluklarını anlatıyor.

Sevgili konuşmacılar bir kısmınızı tenzih ediyorum ama geneliniz sadece konuşma süresince dinleniyorsunuz, orada olmanızın amacı gençleri isteklendirmek, başarı için motive etmek olabilir. Fakat bunun kalıcılığı da çok önemlidir. Çalıştığınız firmanın 1 saat reklamını yapmak, o çocuklara bir şey katmaz, katmıyor. Sizin mesleğinize ilk başlarken yaşadığınız zorlukları kimse yaşamak zorunda değil. Herkes aynı koşullarda doğmuyor ve aynı koşullarda yaşamıyor. Diyeceğim o ki; ayaklarınız yere bassın sevgili konuşmacılar! Sizlere de iyi bol şans diliyorum sevgili okur.

Güzel haberler sizlerle olsun…!

YORUM EKLE