PORTEKİZ; BAŞKA BİR AVRUPALI

Avrupa alerji kongresine katılmak üzere Lizbon’dayız. Portekiz sokaklarında birbirine benzeyen iki insan göremedim. Her tondan Afrikalı, Kızılderili, Endülüs artığı Arap kökenliler, bazıları da uzak doğulu olabilir. En az görünen beyaz Avrupalı. Dünyanın dört bir tarafında sömürgelerin olunca yönetim merkezine bunların bir yansıması doğal. Hele 1974 Karanfil Devrimi sonrası sömürgelere bağımsızlıkları verilince, sömürgelerden çekilen askerle birlikte, yönetici ve elit kesimi de soluğu anakara Portekiz’de almış. 10 milyonluk nüfusa, bir milyon daha eklenmiş. Avrupa’nın yabancı düşmanlığı ve İslamofobi bakımından en rahat ülkesi olmasının arkasında bu kozmopolit nüfus yapısı olmalı. Burada ötekileştirilecek bir kümelenme yok denilse yeridir. En kolay vatandaşlık alınabilen Avrupa ülkesi.

Şehrin müzeleri gezilmez ise, o şehir gezilmiş saymam. Lizbon müzeler bakımından oldukça zengin. Arkeoloji ve modern sanat her yerde görülebilecek müzeler. Portekiz farklı olarak başlı başına bir denizcilik müzesi yapmış; gemiler, denizciler, kaşifler ve keşifler kronolojik olarak anlatılıyor. Başta gemi maketleri olmak üzere objeler kendini tekrar edip duruyor. Anladım ki dünyanın ilk küresel imparatorluğu olan Portekiz’in bu hükümranlığı pek uzun sürmemiş. Bunun temel nedeni nüfusunun azlığı ve buharlı gemi safhasına geçememesi olmalı.

Denizcilik müzesinde bir geçici sergi dikkatimi çekti. Geçici sergi salonunu Kıbrıs’a ayırmışlar. Bu sergiyi onlara göre Kıbrıs devleti, bize göre Rum devleti yapmış. Antik dönemden başlayarak; Roma, Bizans, Arap, Venedik derken hoop atlıyor günümüze. 1571 den itibaren 300 yıl bu adayı Osmanlı yönetmiş ne gam, zerre malumat yok. Demek istiyor ki, bu adada Türklerin bir tarihi yok, dolayısı ile hakları da yok. Bu durumda bu ada çevresindeki doğalgaz ve petrol yatakları ile Türkiye’nin ve Türklerin bi alakası yok. Bunlar ufaktan Avrupa kamuoyunu ada çevresindeki bir çatışmaya hazırlıyorlar gibi geldi bana. Portekiz’in bizimle ne alıp veremediği var derseniz, Portekiz cesamet itibari ile Avrupa’nın ağa babaları ne derse ona uymak zorunda olan küçük bir ülke.

Yola çıkmadan önce nereleri gezmeliyim diye şöyle bir baktım. Artık şehirleri ve ülkeleri birbirine benzettiğimden seçici davranıyorum. Bizim tarihimizle de ilgili olması bakımından Gulbenkyan müzesini mutlaka göreyim dedim. Gülbenkyan, Üsküdar doğumlu Ermeni bir Osmanlı vatandaşı. Irak petrolleri için kurduğu şirketler ve Shell gibi firmalarla yaptığı ortaklıklarla biliniyor. Sahip olduğu yüzde beş sayesinde, hiçbir şey yapmadan düzenli bir geliri oluyor. Bu gelir ile tarihi ve kültürel objeler satın alıyor. Paris’te yaşarken, Nazi işgalinden kaçmak üzere Lizbon’a geliyor. Hastalığı nedeniyle New York yolculuğuna çıkamıyor ve ömrünün kalan kısmını Lizbon’da bir otelde tamamlıyor. Adına bir vakıf kuruyor ve bu vakıftan vergi almayacak bir ülkede eserlerinin sergilenmesini istiyor. Fransa, İngiltere ve Türkiye bunu kabul etmiyor ama Portekiz kabul edince zengin koleksiyonu olan bir müzeye kavuşuyor. Müzede Mısır’dan eserler, bol miktarda Türk İslam halıları, İznik çinileri mevcut. Sonra batılı ressamların resimleri, barok tarzı mobilyalar, Çin porselenleri diye uzayıp gidiyor. Bizim sofralarda kullanılan İznik porselenleri British Museum’dan zengin. Ne demeli iyi ki koleksiyona dahil olmuş da kurtulmuş diye sevinmeli her halde.

Bir akşam Fado müziği eşliğinde yemek yedik. Bu müzik denize açılan erkeklerin ardından söylenen ağıt gibi bir müzik. 15. Yüzyıldan itibaren uzak denizlere açılan Portekizlilerin bu müziği 19. Yüzyıldan itibaren popüler olması ile ilgili rehberimizin bir spekülasyonu var. Aslında bu müzik Endülüs ezgisi ama, ancak serbestinin tanındığı 19. Yüzyılda tekrar hayat buluyor. Bir gitar eşliğinde mikrofonsuz söyleniyor, birkaç sanatçı sırayla söylüyorlar, sessiz dinleniyor.

Lizbon’un denizin içeri sokulduğu bir koyu var. San Fransisko’da ki çelik köprünün aynısı ile iki yakayı birleştirince İstanbul’u andırır bir görüntü çıkmış ortaya. Onlar ellerinde ne var ise korumaya çalışmışlar. İşlevsiz kalan matbaalarını kütüphane, fabrikalarını restoran yapmışlar. Buraları görmeye ülke nüfusunun iki katı 22 milyon turist geliyormuş. Ne çok meydan vardı. Plazaları şehrin merkezinin dışına dikmeyi tercih etmişler. Galiba ihanet nedir bilmiyorlar.

Komşu ülkeler birbirine benzer, bu nedenle Avrupa; kuzey ülkeleri, Akdeniz ülkeleri, Doğu Avrupa gibi kültürel olarak birbirinden ayrışır. Portekiz ayrı bir Avrupa diyeyim ben size…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Taşçı
Mustafa Taşçı - 1 hafta Önce

Teşekkür ediyorum. Faydalandım.

banner21

banner124