RUTİN KONTROL

Rutin kelimesinin anlamı; sıradan, her zaman yapılan, alışkanlık haline gelen, monoton olsa da hiç de öyle olmuyor.

Sabah Özel Sağlık Hastanesi’ne kontrollerimi yaptırmak için arabama bindim, çocuklarımı okula bırakıp her zamanki yoldan hastaneye doğru yol aldım.

Hastane caddesinde park yeri ararken oto yıkamacı tabelası gördüm. Arabam ne zamandır su yüzü görmemişti, “En iyisi yıkamaya bırakayım” dedim, dakikalar boyunca sokaklarda yıkamacı ararken kendimi buldum. Bir dakika, buraya kontrollerim için gelmiştim, geri dönmeliyim diye birden hatırladım.

Evet… Gideceğim park edeceğim sokak belliydi, acil kapısının çıkışı. Bence sokak park edilmiş araçlardan kalabalık. “Biraz ileriye mi bıraksam, yok biraz ileriye, şurası daha iyi” dediğimde hastane oldukça geride kalmış, kendimi çok uzaklarda dolanırken buldum. Anlayacağınız yine beynim hastaneye girmemek için beni bir güzel dolandırıyordu.

Hemen U dönüşü ile tam istikamete doğru yöneldim, “kalabalık” dediğim sokakta tam bana göre boş bir yer buldum ve park ettim. Anahtarımı içeride unutsam da hastaneye varışımdan 15 dakika sonra içeri girebildim.

“Bir cümle ile çevrenizi mutlu edebilirsiniz”

Merdivenleri tırmandığımda bir doktor arkadaşımla karşılaştım, selamlaşma faslından sonra “kürkçü dükkanına kontrollere geldim” dediğimde bana; “Senin kaç yıl olmuş 7 mi? Ooo… senin olay bitmiş” cümlesi bile benim duygu durumumu bir anda olumlu etkiledi.

Onkoloji Katı

Onkoloğumun istediği tetkikleri sekretere uzattım. Tahlilleri ekrana işlerken psikolojik olarak midemin bulanmaya başlaması 1 dakikamı aldı.

Her defasında; çağrışım yapmasıyla hatıralarımın sebep olduğu bulantı beynimin salgılarıyla hemen de başlıyor, “Beni hiç şaşırtmıyor” diye düşündüm. Travmalar ne kadar etkili insanda.

Bir görüntüyle, bir kokuyla aynı anlara dönüp aynı duygulara, aynı bedensel tepkilere sahip oluyoruz.

“Umut Kırıntısı”

Burada umutlu kalmak çok zor. Beraber tedavi aldığın insanların maalesef çoğunlukla son zamanları… Hepsinin yüzü kararmış, cildi solmuş, hareketleri yavaşlamış, ayaklı hayaletler gibi etrafta. Kimsenin yüzü gülmüyor, burada yüzün gülmesi de o acılar içinde, damarlarında kırmızı ilaç geçerken zaten imkansıza yakın.

Bir amca yatakta kemoterapi alırken dışarı seyrediyor. Ah amcam yanına gelsem elini tutsam bunun geçeceğini söylesem sana. Tekrar bakıyorum yanına gitmek istiyorum gözleri kapandı, rahatsız etmek istemiyorum. Neler düşündüğünü biliyorum senin, o gökyüzünün altında yaşayan insanlar ne kadar da boş şeyleri dert ediyorlar… Ne gereksiz şeyler için çırpınıyoruz… Hayatlarımızı ne uğruna harcıyoruz… Bize bahşedilen her yeni günü ne ile dolduruyoruz?

Adımlarım bekleme salonundan geçerken ne kadar zor bir şey başardığımı anlıyorum. Buradan umutla sağ çıkmayı başarabilmek ve başkalarına da umut aşılamaya çalışmakla kendimle gurur duyuyorum. İçindeyken anlayamadığım hayatta kalma mücadelesi aslında hayatımın başarısı oluyor. Onkoloji koridorlarında insan kendine hayat dersi çıkarıyor. Allah kimseyi buralara düşürmesin ama buradan çıkan ders de hayatını bambaşka bilgelikle yönetiyor.

Acılardan öğreniyoruz, olgunlaşıyoruz, değişiyoruz. En önemli ders ise sağlıkla uyandığımız her yeni günümüzün farkında olabilmek, kıymetini bilmek, mucizelerimizi sıradanlaştırmamak. Kanuni Sultan Süleyman'ın hasta yatağında söylediği; “Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi” sözüyle herkese sağlık dolu günler diliyorum...

YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail çamcı
İsmail çamcı - 6 ay Önce

Yüreğine kalemine sağlık Funda hanım...