SAĞLIK ÇALIŞANLARINA SAYGI DUYUYORUZ…

Muğlalılar Derneği Başkanı ve Denizli 112 Acil’de görev yapan Cem Süllen, 14 Mart Tıp Bayramı ve Corona Virüsü hakkında sosyal medya hesabından uyarıcı bilgiler paylaştı… Başkan Süllen’e katılmamak elde değil…

“SAĞLIK ÇALIŞANLARINA SAYGI DUY…

Okullar tatil edildi.

Üniversiteler tatil edildi.

AVM'ler boşaldı.

Maçlar seyircisiz.

Etkinlikler iptal.

Ticaret durdu.

Uluslararası sınırlar kapatıldı.

İnsanlar birisine dokunmaya korkar oldu.

Fakat hastaneler hala AÇIK! Sağlık Çalışanları hastaların nabzını kontrol etmek için, karnını muayene etmek için hastalara dokunuyor, öksürük-nefes darlığı olan hastaların akciğer seslerini dinlemek için hastalarla yakın temas kuruyor.

Sağlık Çalışanları endişeleri olsa da ateşi olan, öksüren, nezle olan hastasını bırakıp kaçmıyor ve görevini layıkıyla hatta fazla fazla çalışarak yerine getiriyor.

En yüksek risk altında olan ancak geri adım atmayan, tek topluluk...

DAHA NE YAPMALARI GEREKİYOR, SAĞLIK ÇALIŞANLARI… ONLAR SAYGIYI FAZLASIYLA HAK EDİYOR...”

Elbette sağlığımızı emanet ettiğimiz sağlık çalışanlarına teşekkür ediyoruz… Arada çıkan çürükleri de temizlemek gerektiğini düşünüyoruz…

ATİLLA SEZENER, TARİHE İKİ ÖNEMLİ NOT DÜŞTÜ…

Denizlililerin yakından tanıdığı Avukat Atilla Sezener, Corona Virüsü’nden dolayı tatil olan okullarla ve nüfus sayımı konusunda Denizli tarihine iki önemli not düştü…

“OKULLAR TATİL OLDU, BİZ BECEREMEMİŞTİK…

Yıl 1951. Aylardan Şubat. Lise ikideyim. Denizli valisi, sağlık müdürü ve birkaç yetkili Denizli Lisesine geldiler.

Sıra ile hemen bütün sınıfları gezdiler ve bize nasıl olduğumuzu sordular. Tümümüz “Sağ ol, iyiyiz” dedik.

Bu sıradan bir ziyaretti. Hiçbirimizin aklına bir şey gelmedi. O zaman şehirde başka lise yoktu. Bize yakın tek okul Denizli Erkek Sanat Enstitüsüydü. Aynı heyet bizden önce oraya da gitmiş. Çocukların aksırık, öksürük içinde hallerini görünce ne olmuş biliyor musunuz?

Okulları tam bir hafta kapatılmış. Vay… Bunu duyar duymaz, dünya tersine döndü. Ertesi günü lisenin iri yarı öğrencileri okula gelen hemen herkesi kapıda durup evlerine yolamaya başladılar. Sınıflar birden boşaldı.

Ben yatılıydım; bizim gibilerin kaçma şansı yoktu. Çok bilenler bize de çözüm buldular. Küçük tebeşir parçalarını yutmaya başladık. Tebeşiri yutanın kısa sürede ateşi çıkıyor ve en az 39. C den aşağı düşmüyordu. Revir ağzına kadar dolmuştu.

Okul yönetimi bize direniyordu. Jimnastik hocası Abdullah Bilsel, öğrenci avını kendine iş edinmişti. Onu da aşan öğrenciler kendilerini Çamlığa vurdular.

Biz orta ve lisede başımıza şapka giyer, üç numara traş olurduk. Bir gün başında lise şapkası olan biri, Çamlık’ta ava gelmiş. Bu Baş muavin ve coğrafya öğretmeni Burhan Saraçoğlu idi. Okuldan kaçanların büyük bölümünü bu tuzakla yakaladı.

Pek hatırlamıyorum ama, bazı disiplin cezaları verildi.

Sonunda tatil alamadık, tebeşir yutmakla kaldık.”

Dersi kaynatmak için yapılan öğrenci anılarını dinleyince veya okuyunca insan şaşırıyor…

NÜFUS SAYIMLARINDA HAPİS OLURDUK

Nüfus sayımlarında ülke olarak evlerde hapsi olurduk… Çocuklar oynamak için parklara çıkmak isterdi… Ama sayılacağımız için parka, caddeye çıkmak mümkün olmazdı… Görevlilerin dışında sokakta kimse olmazdı… Atilla Sezener, sosyal medya hesabından nüfus sayımlarıyla ilgili olarak anılarını paylaştı…

“İLK NÜFUS SAYIMIMIZ

Milletlerin hayatında nüfusun çok önemi vardır. Üstün körü bilgilerle bu sorunu kavramak çok yüzeysel olur.

Önce bazılarına şok gelecek bilgiler vereyim. Osmanlı İmparatorluğunun üç kıtada en geniş alana yayıldığında nüfusu ne kadardı biliyor musunuz? Sadece 60 milyondu. . Yine bilinmelidir ki Osmanlının kuruluşundan itibaren biri hariç hiç sayım yapılmadı. Zaten bunu yapacak ne kadrolar ne de araç gereç vardı. 60 milyon tamamen tahmini bir rakamdır.

Osmanlıda ilk nüfus sayımı 2.Mahmut döneminde yapıldı. Sadece erkekler ve hayvanlar sayıldı.

NOTUMUZ: Bu konuda bir yorum yapmıyorum. Kadınları insan yerine koymama kültürünün nereden geldiği belli. Osmanlıyı yıkan ve tarihe gömen de aynı kültürdür. İyi de olmuştur. O kafa yapısıyla bu asırlar karşılanamazdı. Sadece yaşasın laiklik diyeceğim.

Cumhuriyet döneminde ilk nüfus sayımı, 27 Ekim 1927 cuma günü yapıldı. İlk kez sokağa çıkma yasağı uygulandı. Alışkın olmayan halk şaştı kaldı. Bir günlük yasak için evlerini üç günlük yiyeceklerle doldurdular.

Çok uzun hazırlıklar yapıldı. Bizde bu işlerden anlayan olmadığından Belçika’dan Jacquard, İsviçre’den Dr.Brunschweiler çağrılmış ve bunlar binlerce görevli yetiştirmişlerdi.

Türkiye nüfusu sayıldı. 13.608.270 kişi olduğumuz anlaşıldı.

Dağılıma gelince: 6.583.879 erkek, 7.084.391 kadın sayıldı.

Şehir nüfusu: 3.305.879 kişi (%24.22), köy nüfusu 10.342.391 kişi (%75.68) . Dikkat çekici bir başka bilgiye yer vereyim. 1927 de ülkemizde sadece İstanbul ve İzmir’de. 100.000 kişinin üzerinde nüfus var. Ankara bile bunun altında.

Nüfusun ana dillere göre dağılımı şöyle:

- Türkçe : 11.777.810

- Kürtçe : 1.184.446

- Arapça : 134.273

- Rumca : 119.822 (İstanbul Rumları)

- Çerkezce : 95.901

- Yahudice : 68.900

- Ermenice : 64.745 (Hani Ermenileri kesip bitirmiştik?)

NOTUMUZ: Yukarıdaki bilgiler Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın Türk Devrim Tarihi 3/1 c, s.276 dan alınmıştır..

Yoksul, çağdaşlaşmaya çalışan, gelişme yolunda bir köylü devlet portresi çizdim. 10 yıl süren savaşlar sonucu, anlaşılacağı gibi kadın nüfusu erkeklerden fazla. Kalanlar maalesef tam sağlıklı değil. Bir kısmı ise sakat gazilerden oluşuyor’

Nüfusumuz 1935’e kadar % 21 oranında artar ve 16.158.018 kişi olur.

NOTUMUZ: 2000 yılından itibaren evlere kapanma işi bitti. Yalnız akıllara durgunluk veren bir başka bilgi vermek istiyorum. Bundan bir önceki sayımda 51 kişi trafik kazasında ölmüştü. Herkesin eve kapandığı bir günde şoför arkadaşlar bunu nasıl becerdiler, hala merak ederim.”

Her beş yılda bir yapılan sayımlar sırasından 1982 yılından gazeteciliğe başladığım sayımı yapan Vatandaşlık İl Müdürlüğü’nden belge almıştık. Belgeleri hala saklarım…

ATA TOPRAĞINDA, NOSTALJİ YAŞAMAK FARKLIDIR…

Hepimiz doğduğumuz ve çocukluğumuzdaki caddeleri, sokakları, binaları yıllar sonra sevinç ve üzüntü ile hatırlarız…Tahsin Eşmeli arkadaşımız, sosyal medyada “ATA TOPRAĞI” başlıkla çok önemli bir yazı paylaştı.

“ATA TOPRAĞI

Doğduğun, büyüdüğün, yağmur yağınca mis gibi kokusunu aldığın, yeri geldiğinde çamuruna bulandığın, yeri geldiğinde mis gibi kilini yediğin ve özümsediğin, gün gelip özlem duyup da tekrardan o anları yaşayabileceğini umarak geri dönmek istediğin, ama eşin ve çocukların dahil hiç kimsenin destek vermediği ve hatta şiddetle karşı çıktığı topraklardır ata toprağın.

Sen bilirsin o coğrafyayı, ama eşine ve çocuklarına zamanında tanıtamadıysan ve onlar o yer ile ilgili bir bağlantı kuramadılarsa, bu senin hatan. Onlar da haklı. Ama sen de kendince kendini haklı görüyorsun. Çok bilinmeyenli bir denklem gibi. Gitsen bir türlü, kalsan bir türlü.

Hayatımızda yaşadığımız çok çelişki olmuştur. Bu da bunların en önemlilerinden birisi. Gitmesen atalarına ihanet sayacaksın, gitsen ailen kendilerine ihanet sayacak. Arada kalan bir neslin ferdi gibi hissediyor insan kendini. Zaten yarın biz göçmüş olsak bu dünyadan, köyden gelip şehirde yaşayan insan kalmayacağından aradaki gri bağ da yok olup, ya siyah ya da beyaz olacak. Yani ya köylüsün, ya da şehirli. Biz geçiş nesliyiz gibi geliyor. Neyse konu derin.”

Evet gelecekte bizim kuşak için üniversitelerde tez konusu yapılabilir…

Köylü müyüz, kentli miyiz?

MUZAFFER KARTAL’DAN CORONA VİRÜS’TE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI…

Denizli’de spor camiasının yorumlarına büyük önem verdiği meslek büyüğümüz Muzaffer Kartal, sosyal medya hesabından “MAHVEDİLMİŞ İNSANLIĞIN SULARI AKIYOR!...”  başlıklı bir yazı paylaştı. Coroana Virüsü’nün ülkede yaptığı korkuyu anlattığı yazısındaki tespitlere katılıyorum... Muzaffer Kartal abi ne diyor?

“Yazmayacaktım ama ne yazık ki elim yanlışlıkla kaleme dokundu önce cümleler devrildi, sonrada düşüncelerim edepsizleşti! Sağlık Bakanı’nın korona virüsle ilgili yaptığı açıklama gecesi Didim'deydim, sabah bütün marketlerde olağanüstü bir durum oldu, herkes kolonya, sabun ve yiyecek alma peşindeydi.

Bir gün sonra Kuşadası'na gittim, orada da manzara aynıydı... İstikamet cumartesi oynanacak Denizlispor, Gençlerbirliği maçı olduğu için, Denizli'ye varıncaya kadar, yol boyu rastladığım alışveriş yerlerine uğradım... Ama ne yazık ki, ticaret fırsattır diyen bazıları 20 TL olan kolonyaya 80 TL fiyat koymaya utanmamışlar... Ve onları gördükçe ayaklarımın altından mahvedilmiş insanlığın suları aktı sanki.

Bir başka ilgilimi çeken olay ise... Yazımın altındaki fotoğraf çok büyük bir alış veriş merkezinde bugün (12.03.2020) saat 14.55'de çekildi, gördüğünüz gibi kolonya, sabun olmayan yerler bomboş, oysa önceleri oraların o saatlerde nasıl kalabalık olduğunu çok iyi bilenlerdenim, sanırım korona virüs korkusuyla insanlar dışarıya da çıkamıyor... Bu görüntü ekonomi için hiç hoş değil.

Ekonomi için yorum yapamayacağım, fiyatları 5-10 kat arttıranları da Allah'a havale ediyorum "ama" korona virüs için lütfen yapmamız gerekenleri bilmeliyiz ve yapmalıyız. Burada noktalayayım.”

Corona Virüsü hakkında yazılıp çizilenleri dikkatle izliyoruz… Tarihçiler, Corona Virüsünü gelecek kuşaklara nasıl anlatacaklar… Merakla bekliyoruz…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1838’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

"Kamil insan; kişisel olarak ciddi, büyüklere hizmet ederken saygıyı elden bırakmayan, halka karşı çok nazik olan ve onları yönetirken de adaletli davranan kişidir.

KONFÜÇYÜS

YORUM EKLE