'HER 4 ERKEKTEN VE HER 3 KADINDAN BİRİ OBEZ'

'HER 4 ERKEKTEN VE HER 3 KADINDAN BİRİ OBEZ'

Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Namık Özkan, DRT Denizli ekranlarında yayınlanan ‘Haberin Merkezi’ programına konuk oldu. Programda Obezite ve Diyabet Cerrahisi’ni değerlendiren Dr. Özkan; “Obezite; vücutta belli bir orandan fazla yağ birikmesidir. Bu oran erkeklerde yüzde 25’i, kadınlarda ise yüzde 30’u geçtiğinde obezite olarak adlandırıyoruz. Ülkemizde her 4 erkekten ve her 3 kadından biri Obez sınıfına giriyor” dedi.

DRT Denizli ekranlarında yayınlanan ve Tolga Alp Düzgören tarafından hazırlanıp sunulan ‘Haberin Merkezi’ programına konuk olan Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Namık Özkan, programda Obezite ve Diyabet Cerrahisi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Programda obeziteyi tanımlayan ve görülme sıklığı hakkında açıklama yapan Dr. Özkan; “Obezite; vücutta belli bir orandan fazla yağ birikmesidir. Bu oran erkeklerde yüzde 25’i, kadınlarda ise yüzde 30’u geçtiğinde obezite olarak adlandırıyoruz. Obeziteyi çeşitli ölçme tekniklerimizle ölçebiliyoruz. En çok kullandığımız yöntem ise ‘Vücut Kitle İndeksi’. Bunun ölçümü kilogram cinsinden ağırlığın metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle yapılıyor. 18-24 arası normal, 25-30 arası hafif kilolu, 30’un üzerindekilere de şişman diyoruz. Obezitede de 30-35 arası 1. derece, 35-40 arası 2.derece, 40’ın üzerindekiler 3. derece obezite olarak adlandırılıyor. 3.derecedeki obezlere ‘Morbit Obez’ de deniliyor. Bunların mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

OBEZİTE’NİN NEDENLERİ NELERDİR?

Dünyada Obezitenin giderek arttığını vurgulayan Dr. Özkan; “ Ülkemizde her 4 erkekten ve her 3 kadından biri Obez sınıfına giriyor. Obezite’nin neden olduğu hastalıklar tüm sağlık harcamalarının yüzde 12’sini oluşturuyor. Obezite’nin yol açtığı Hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları, Diyabet, Osteoartrit, akciğer hastalıkları gibi hastalıklarda ciddi bir yük getiriyor. Obezite’nin en büyük sebebi beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi ve sedanter hayatımız. Son dönemlerde rafine gıda tüketimi çok arttı. Artık neredeyse sindirilmiş gıdalar alıyoruz. Sindirilmiş gıdalar aldığımız için de bu gıdalar bağırsağın son kısmına gelmeden emilmiş oluyor. Bağırsağın son kısmında insülin karşıtı hormonlar ve bazı peptitler salgılanıyor. Bunlar gerekli işlevlerine yerine getiremediğinde vücut onu yağ olarak depolamaya başlıyor. Şişmanlığın endokrinolojik sebepleri de var. Obezite Diyabet’e neden oluyor. Bazı böbrek ve karaciğer hastalıkları Obezite’ye neden olan hastalıklar arasında sayılabilir. Mümkün olduğu kadar rafine gıdalardan uzak durmalıyız. Doğal yetiştirilmiş gıdalar tercih edilmelidir. Aldığımız kalorileri yakmıyoruz. Spor yapmıyoruz” dedi.

“SU İÇSEM YARIYOR”

Birçok kişinin bahanesi haline gelen ‘Su içsem yarıyor’ sözünün doğru olmadığını belirten Dr. Özkan sözlerine şöyle devam etti: “ Bunun söylenmesinin nedeni de açık; hareketsizlik ve dengeli beslenmeme. Ya sabah kahvaltı yok ya öğle yemeği yok ya da akşam yemeği yok. Öğünleri atladığı için dengesiz besleniyor, bu da metabolizmanın yavaşlamasına neden oluyor. Siz tek öğün yemek yediğinizde vücut 24 saat içinde bir daha enerji almayacağını düşünüyor ve metabolizma hızını yavaşlatarak alınan enerjiyle idare etmeye çalışıyor. Bu nedenle günde en az 3 ana öğün yenilmeli. Ara öğünlere de önem verilmeli. Bu ana ve ara öğünlerde yediğiniz şeylerin de büyük önemi var. Vücuttaki protein, kalori, yağ oranını dengede tutmak gerekir. Bir öğünün yüzde 70 karbonhidrat, yüzde 20 protein, yüzde 10 yağ içermesi gerekiyor ki dengeli bir beslenme olabilsin.”

“CERRAHİ YÖNTEMDEN FAYDALANMAK İÇİN BAZI KRİTERLERİN OLMASI GEREK”

Diyet ve egzersizi deneyip yine de zayıflayamayan Obezite hastalarına son çare olarak cerrahi yöntemin önerildiğini, ancak bu yöntemlerin her hastaya uygulanmadığını söyleyen Dr. Özkan; “Her hastaya cerrahi yöntem uygulamıyoruz.  Obezite’den kurtulmada cerrahi yöntemden faydalanmak için bazı kriterlerin olması gerekiyor. Eğer hastanın ek bir hastalığı ( şeker, hipertansiyon, eklem rahatsızlıkları gibi) yoksa vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olanlara ya da vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olup diyabet, hipertansiyon, osteoartrit, astım, uyku apnesi gibi ek hastalığı olanlara cerrah yöntem uyguluyoruz. Cerrahi yapmadan önce hastanın 6 ay, 1 sene ameliyat dışı yöntemleri deneyip bunu başaramamış olması gerekiyor. Böyle bir şart var. Ameliyattan önce hastayı tam olarak bir tetkikten geçiriyoruz. Obezite ameliyatı estetik bir ameliyat değil. Yaptığımız ameliyat Obezite’nin uzun dönemde getireceği riskleri azaltmaya yönelik bir ameliyat. Obezite ameliyatı olanların olmayanlara göre yaşam süresi 10 yıl daha fazla.  Biz bu ameliyatları yaparak, diyabet riskini, diyabetin getirdiği ek komplikasyonları, hipertansiyonunu, kalp rahatsızlıklarını azaltıyoruz. Kemiklere binen yük azaldığı için eklem rahatsızlıkları azalıyor. Akciğere uygulanan yük azaldığı için uyku apneleri azalıyor” ifadelerine yer verdi.

“DÜNYADA DA EN SIK YAPILAN MİDE AMELİYATI TÜP MİDE AMELİYATI’DIR”

Günümüzde yaygın olarak tercih edilen ve en çok uygulanan ameliyatlardan biri olan Mide Balonu Ameliyatını anlatan Dr. Özkan şunları söyledi; “Ameliyata uygun olmayan hastalara uyguladığımız bir yöntem. Vücut kitle indeksi 35-40 olan ancak ek bir hastalığı olmayan, diyetle ve egzersizle kilo veremeyen ya da ‘Süper Obezite’ dediğimiz vücut kitle indeksi 50-55’in üzerinde olan hastalara ameliyata hazırlık amacıyla kullanıyoruz. Mide balonunu endoskopik olarak mideye yerleştiriyoruz. Bu sayede hasta belli bir kiloya düşüyor. Bu yöntemi ameliyat riskini azaltmak için kullanıyoruz. Mide balonu silikon yapıda, portakal büyüklüğünde bir top. Endoskopik yöntemle midenin içine koyulup, şişiriliyor. Midede tokluk hissi yaratıyor. Bu nedenle hasta egzersiz ve diyetle 30 kiloya kadar zayıflayabiliyor. Mide Balonu’nun en sık kullanılan iki çeşidinden birini 6 ay kullanıyoruz, sonra çıkarıyoruz. Diğeri ise 12 ay kalabiliyor ve 3 aylık aralıklarla hastanın kilo verip vermemesine bağlı olarak balonun hacmini azaltıp, çoğaltıyoruz. 12 ayın sonunda da çıkartıyoruz. Diğer yöntemler mide küçültme yöntemleri. Restriktif yöntemde midenin hacmini küçültüyoruz. Bu sayede hastanın gıda alımı azalıyor. Bunun yanında başka hormonel etkilerle de hasta kilo vermeye devam ediyor. En sık görülen ve dünyada da en sık yapılan mide ameliyatı Tüp Mide Ameliyatı’dır. Mideyi uzunlamasına kesiyoruz. Tüp gibi bir mide kalıyor. Bir kalibrasyon tüpü yerleştiriyoruz. Tüpün eşliğinde bunu kesiyoruz. Bu ameliyat sayesinde hacim azalıyor. Hacim azalınca hasta daha az yiyor. Midenin Fundus dediğimiz üst kısmında bir peptit salgılanıyor. Bu iştahı arttıran bir peptit. O da ortadan kalktığı için hastanın iştahı da azalıyor. Hastalarımızın yüzde 80’inde ameliyattan sonra iştah kalmıyor. Bu sayede diyet ve egzersizle hasta fazla kilosunun yüzde 70’ini bu ameliyatla 12-18 ay içinde verebiliyor.”

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2018, 12:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner206

banner205