SANDRAS DAĞI’NIN ERENİ ÇİÇEKBABA ÇİÇEKLERİ ÇOK SEVER!

Denizli ve Muğla köyleri arasında yükselen Sandras Dağı’nda, Köyceğiz Dalaman ve köylerinden gelen insanların katıldığı her yıl düzenli olarak Ağustos ayının son çarşamba ve perşembe günlerinde “Eren Günü” düzenlenmektedir. Çiçekbaba Dağı’nın bir diğer adı Sandras’tır. Bazı kaynaklar, Sandras dağının en yüksek noktasını (2.295 m) Çiçekbaba tepesi olarak adlandırır. Bazı kaynaklar ise bu tepenin adını dağın tümü için kullanmaktadır. Bir efsaneye göre [4] bu yörenin insanları, çevre dağların birbirlerine akraba olduğuna inanırlarmış. Hatta rivayete göre Çal Dağı ile Çiçekbaba Dağı kardeştirler. Ama Atkuyruksalmaz (rivayet odur ki, bu yörede sinek olmadığından yöre insanı, bu dağa Atkuyruksalmaz demiş) Dağı ile Çiçekbaba Dağı pek geçinemezlermiş, hatta bu yüzden birbirlerini topa tutmuşlar. Çiçekbaba'nın attığı top, Atkuyruksalmaz dağını yarı bele kadar yarar.

Bunun üzerine Atkuyruksalmaz dağı: "Sen benden 'Dıraz'sın (yani büyüksün). Demiş. Bundan dolayı, dağların bugünkü adı Sandraz Dağları'dır Kaynakların farklı şekilde adlandırdığı Sandraz Dağı’nın ya da bu dağın en yüksek tepesine neden Çiçekbaba adının verildiğine dair bir başka efsane daha bulunmaktadır. Bu uzun efsane göçer Yörüklerin ağzında kuşaktan kuşağa yöreden yöreye anlatılırmış. Efsaneye [5] göre yüzlerce yıl önce Erzurum-Horasan'da bir medresede okuyan yetmiş iki "Eren" ellerindeki asaları atmışlar. Erenler asalarının düştüğü yerlere gitmişler. Bunların beşi Köyceğiz yöresindeki dağlara düşmüş. Çiçekbaba, Ölemez, Çaldağı, Aygır ve Şimşir dağlarında asalarını bulan "Erenler" dağların ululuğuyla birleşmişler. Bugün onların anısına doruklarda birer mezar vardır. Hiç şüphesiz en belirgin olanı ve adına şenlikler düzenlenen "Çiçekbaba’dır. Kimisine göre, "Eren" çiçek hastalığına yakalanır ve adını bu hastalıktan alır. Bazıları ise "Eren’in çiçekleri çok sevdiği ve hep çiçekleri gezdiği için halk ona "Çiçekbaba" dendiğini söyler.

Şenlikler esnasında yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz bir rivayete göre yaklaşık 700 yıldır Çiçekbaba’da düzenlenen şenlikler, aslında Türklerdeki kurgan geleneğinin zaman içerisinde kurban-adak geleneğine dönüşmesidir. Bu ise Türkler’deki eski dini inançların halen varlığına bir işarettir. Yaşadığı kıta-toprak parçası ve inandığı din ne olursa olsun, kurgan geleneğinin günümüzde bir adak-kurban geleneğine dönüşmesi, tarih boyunca Türk düşünce yapısına egemen olan varlık-gerçeklik anlayışının halen izlerini korumaya çalıştığını bize göstermektedir. Öte yandan bugün form bakımından kurban kesim eylemi her ne kadar İslamiyetin bir etkisi gibi görülse de aslında özü-içeriği bakımından kurban sunma geleneği eski Türklerde yaygın bir gelenektir. Kutsal kabul edilen tabiat varlıklarına at, koyun vb. gibi hayvanların kurban edilmesi geleneği, kurban törenleri çok eskiden beri Türklerde yaygınlaşan bir gelenektir. Eski Türk topluluklarını en çok korkutan yer-sular ve toprakta bulunan kötü ruhlardı. Hunlar’a ait kurganlardan elde edilen bilgilere göre dağ koyunu veya koçu, yer-sulara sunulan bir kurban olmaları sebebiyle sık sık kurban verilmiştir. Eski Türk topluluklarında kurban merasimlerine “yağışlık tapıg” adı verilmekte olup her vesileyle kurban sunulabilirdi. Doğum, ölüm, and, savaş, yağmr duası, düğün, bereket ve diğer ayinler için birer sebep kabul olunurdu. [6] Bu merasimlere kadınlar da katılmaktaydı.

ÇÖĞMEN’DE KONAKLANIR

Diğer bir önemli konu ise Eren Günü’ne çevre köylerden gelen insanların çoğunun konaklamada kullandıkları bu yöreye ait tahtadan yapılma ‘’ÇÖGMEN’’ adı verilen konaklama alanları ilgi çekicidir Ardıç ağacından yapılma bu konaklama alanları, ne yazık ki; gelişen teknolojik çadırlarla berber kaybolmuş bu konuda ne bir araştırma nede inceleme kullanan insanlarında bu dünyadan göçmesiyle birlikte bilgi aktarımı da olmadığından ÇÖGMENLER hakkında yeterli bilgi kalmamıştır.

Alanda son Çöğmeni kullananlar, Eren Günü’nde kurban satışı yapan Ayşe Hanım ve ailesidir. Ondan aldığımız kısıtlı bilgiler ışığında bu çadırların özel ardıç ağacından yapıldığını, ardıç ağacının kendileri için kutsal olduğunu ve Çögmeni atasından yapmayı öğrendiğini dile getirdi. Ayşe hanım Çögmenlerin genelikle Eren Günü’ne gelenlerin yaptığını içinde bir veya iki gece kaldıklarını çöğmende kalanların Eren gününde kurban kesip çöğmene girip dua ve niyazda bulunduklarını burada uyuduklarını ve bazı yaşlı kadınlarında Çöimende kalan insanları ziyaret ettiği bu ziyaret sonucunda kurban etinden yediklerini dile getirdi. Bu bilgiler ışığında Türk kültürüne ve inancına hakım olanlar bilirler ki; ÇÖGMEN’ler yukarıda da belirttiğimiz gibi birer şaman yapılarıdır özelikle Sibirya şamanlarının kullandığı ‘’Çum (choom) diyorlar’ dedikleri ağaçtan yapılmış şamanik örnek fotoğraflarını da verdiğimiz yapılarla bire bir aynı özelikleri göstermektedir.

YORUM EKLE