ŞEHİRDE BİR KANYON: ZEYTİNKÖY

Bir dağa çıkar etrafa bakarsınız müthiş etkileyici manzaradır sizi bekleyen ve heyecanlanırsınız. Bir ovaya düşer yolunuz. Ekili tarlalar, bağlar, bahçeler meyveler, sebzeler bolluk bereket sizi şaşırtır, hayran bırakır.

Yol sizi nereye götürürse yeni bir şeyler görür ve yenilerle tanışırsınız. Bunlar sizin yeni görüp tanıdıklarınızdır. Yani keşfetmiş sayılmazsınız.

Ama daha önce hiç kimse görmemiş, duymamış bilmiyorsa ilk siz gitmiş, görmüş ve başkalarına bilgi aktarıyorsanız ve önceden bilinmediğini kanıtlarsanız bu sizin keşfinizdir. Bir keşif değil ancak bir doğal ortama ilk kez bu kadar kalabalık ile girilen Zeytinköy kanyonuna götüreceğim sizleri…

Şehrin içinde, doğal, hatta biraz da vahşi yaşamın sürdüğü ortamda macera yaşamak bu.

Kilit sözcük burada “macera ve doğa” olmalıdır.  İlk yapılacak olanlar ise; sağlıklı mıyım? Rehberim var mı? almam gereken önlemler tamam mı? Sorularının cevabını bulmaktır. Bu sorulara karşılık vermiş iseniz artık yola çıkma zamanıdır.

Şehrin içinden yürüyerek ulaşabildiğimiz,  kişisel önlemlerimizi alıp ekipmanlarımızı olabildiğince kontrol ederek ve gerekli yerlerin bilgisi dâhilinde rehberlerimizle birlikte Zeytinköy Kanyonu ağzında buluşuyoruz.  

Önce çantalar ve kıyafetlerin ıslanmadan karşıya geçmesi için önlemlerimizi alıyoruz. Zira bulunduğumuz yer kanyonun çıkışı denilen ve yakın zamana kadar taş ocağı olarak kullanılan nokta. Yukarıdan gelen su bu noktada göletçik oluşturarak yer altına giriyor.

Rehberlerimizden Arif Başkaya’nın getirdiği kamyon iç lastiği (şambrel) ile yanımızda getirdiğimiz küçük şişme bot bizi buradan karşıya taşıyacak.  Sıra ile ve tehlike oluşturmayacak şekilde kanyonun giriş noktasına geçiyoruz. Büyük çoğunluğumuz bota binerek bir uçtan diğerine çektiğimiz halata tutunarak, bir kısmımız ise kamyon iç lastiğine uzanıp yüzerek bu noktaya ulaşıyor.

Bizim için ilk olan bu macera rehberlerimiz Arif Başkaya ve Ergun Yıldırım için sıradan gibi bir şey. Zira orada halen hayvancılık ve Zeytinköy yaylasındaki bahçesinde sebze meyve yetiştiren Arif Başkaya buraları çok iyi biliyor, yaz ve kış aylarında buralarda yaşayan insan. Kaybolan hayvanları bulmak ve oralarda sıkışıp kalan avcıları kurtarmak için çok defa buralara geldiğini anlatıyor bize.

Kanyonun ağzından ileriye doğru yürümeye başladığımızda sağımız ve solumuzda yükselen kale gibi dağ kütlesi ve daracık yerden akan su, yukarılardan düşen kayaların parçalanmış halleri ürpertiyor bizi.

Bir- iki gün önce yağan yağmur sebebiyle su bulanık ve biraz da fazla. Bu durum riski de beraberinde getiriyor aslında.

Zira suyun dibini görmüyor ve derinliği hakkında bilgi sahibi olamıyoruz.  Öyle olunca rehbere daha çok iş düşüyor önce o geçiyor ve peşinden biz gidiyoruz.

Sıklıkla yanımıza aldığımız halatı kullanıyoruz. Bu çok işimize yarıyor. Suyun güçlü aktığı ve derin olduğu yerlerde ona tutunuyor zaman zaman da çantalarımızla ıslanmaması gereken eşyalarımızı ipe bağlayıp üst rakımlara taşıyoruz.

Özellikle küçük şelalecikleri tırmanırken suyun dar noktalardan akışı bizi çok zorluyor. O zamanlarda ele ele ve ip ile tırmanışımızı sürdürüyoruz. Derin kısıklarda elimizdeki çantaları poşetlere koyup başımız üzerine alıp ipe girerek geçiyoruz. Islanmayan tek şey çantalarımız ve onun içindeki yiyecekler, içecekler, kıyafetler, fotoğraf makinelerimiz ve kameralarımız oluyor.

İlk mola yerimize ulaştığımızda zaman mevsimin en sıcak aylarından olmasına rağmen çok üşüyoruz ve azıcık güneşin değdiği noktaya çıkıp dinleniyor kurumaya çalışıyoruz. Çantalarımızdaki sıcak içeceklerimizden birazcık içip içimizi ısıtmaya çalışıyoruz. Kısa molanın ardından tekrar yürümeye başlıyoruz şelaleleri, kısıkları tırmanarak aşıyoruz. Islanıyor, kayıyor, zaman zaman düşerek ah-vahlarla devam ediyoruz.

Gerçekten vahşi bir ortam burası. Öyle ki yılanlar, yengeçler her yerde, bir gün önceki yağmur ile oluşan selde kanyona düşüp ölen anne domuz ile yavrusunun cesetlerini görüyoruz. Onları su sığ bir yere taşımış. Yukarıya bakınca sadece dar bir açıdan gökyüzünü görebiliyoruz. Az sayıdaki kurumuş ağaç kalıntısı ve sarp kayaları bir de.

İkinci molamızı kanyonun adeta kapandığı bir noktada veriyoruz. Karşımızda küçücük bir geçit var, dar bir açı ve yüksekte. O delikten nasıl geçeceğiz ve eşyaları nasıl taşıyacağız?  Önce yukarıya rehber ile bir arkadaşımızı gönderip halat yardımıyla eşyalarımızı taşıyor sonra tek tek ipe girerek ve üzerimizden dökülen suyun içinden, o sarp kaygan ve tehlikeli noktayı aşıyoruz. 

Bu kötü noktadan kazasız geçtikten sonra ekibimize bir özgüven geliyor. Hepimiz bu noktanın üzerindeki açıklıkta güneşe çıkıp keyiflice ısınıyor ve öğle yemeğimizi burada yemeye karar veriyoruz.

Haziran ayı sonlarına doğru bir zamandayız ve Denizli de sıcakların en çok hissedildiği dönem.  Ama suyun soğukluğu, kanyon içine gün ışığının gelmeyişi, devamlı su içinden yürüyüp tırmanmak hem enerji kaybı ve yorgunluk hem de üşümemize sebep oluyor.

“Artık önümüzde kolay parkur kaldı” diyor rehberlerimizden Arif Başkaya. Ama ben bunun ne anlama geldiğini biliyorum. Çobanlık yapanların mesafe ve “kolay-zor” kavramı farklıdır. Onlar kendilerine göre bunları tanımlar. Şurası denilen yer 3-5 km olabilir, zoru gitti demek en zoru gitti anlamındadır yahut insanları ürkütmemek korkutmamak için söylenir.

Yine de çok zorlanmadık bu noktadan sonra(çok zor geldiğimiz için olabilir) değişik isimli mevkileri geçtikten ve dere suyunun nispeten berrak aktığı yerlerde yürümek keyifliydi. Birkaç şelale daha tırmanıp bir düzlüğe çıktığımızda artık işin gerçekten zor kısmını tamamladığımızı anlamıştık. Bulunduğumuz yerde çiçekler açmış, kelebekler uçuşuyor ve gökyüzüne bakınca geniş alanlar ve tepeleri görebiliyoruz.

Buradaki kayalıklara çok eskilerden değişik yapıların yapıldığı (manastır gibi ibadethane ya da sığınma yerleri) ancak bunların kaçak kazıcılar tarafından tahrip edildiği kazıldığı patlatıldığı o boyalı ve ince yapılı mekânların artık yok olduğunu sadece kayalarda kalan izlerden anlayabiliyoruz. 

Bu uzun moladan sonra kanyonun bir bölümün daha yürümeye karar veriyoruz. Zira bir günde kanyonu tamamen geçmek mümkün değil. Daha yukarıya doğru çıkıldığında şelale boyu 15-20 metre kadar yüksekliğe ulaşabiliyor. Biz yinede bu geçilmez noktaya ulaşmak istediğimiz için yürüyoruz. Önümüze çıkan müthiş bir şelale yapısı bizi kendine hayran bırakıyor. Burası Zeytinköy yaylasındaki kaynak suyunun dereden aşağıya kanyona şelale olarak aktığı en güzel nokta. Burada şelalenin oluşturduğu insan silueti izlemek tarifsiz bir duygu.

Biraz daha gidince artık tırmanarak ve halat ile çıkamayacağımız bir şelale daha çıkıyor karşımıza ve oradan dönmeye karar veriyoruz. (Doğa ile inatlaşmaya gerek yok artık)

Buralar da çok sıkıntılı noktalar aslında kesinlikle ekipman ve rehberiniz olması gerekir ve tabii ki yürüme disiplinini de bilmek zorundasınız. Yoksa yaralanmalı kazalar an meselesidir. Öylesi bir durumda bu noktalara helikopter dâhil başka bir aracın gelmesi mümkün değil. Ancak insan gücü ile yaralılar alınıp yukarılara yola ya da açıklıklara taşınabilir. O nedenle eğitimi yeterli olmayan ekipmanı bulunmayan ve rehbersiz olarak yürünmesi önerilmez.

Gün akşama dönerken Zeytinköy kanyonundan çıkmaya başlıyoruz. Önümüzde dik bir dağ ve uzunca yol var şimdi. Çalılılar, dikenler, kaya parçaları ve patika bir kısmımızın moralini bozuyor. Hatta yeni başlayan birkaç arkadaşımızın ekipman yetersizliği ve kıyafet eksikliği nedeniyle dikenlerin vücutlarını çizmesi kaynaklı ağladıklarına tanık oluyor,  ıslak kıyafetlerimizden biraz kuruyanlarını onlara verip güç bela onları yine yürümeye ikna ediyoruz. Çünkü gün akşama döndü ve gece yürüyüşüne kalmadan dağdan inmemiz gerek.

Sonunda Zeytinköy vadisinin çıkışına yakın yerden ışıl ışıl Denizli’nin gece manzarasını izlediğimiz noktaya ulaşıyoruz. Bundan sonrası gerçekten kolay artık. Önümüzde temiz bir patika var ve inişteyiz.  Kısa süre sonra sabah eşyalarımızın bir kısmını bıraktığımız rehberimiz Arif Başkaya’nın evine geliyoruz. Orada içtiğimiz çayın keyfi yorgunluğumuzu kısa süreli unutturuyor bizlere.

 Ama macera her zaman insanda adrenalin patlaması yaratır ya; daha orada çaylarımızı yudumlarken zamana aldırmadan kanyonun kalan kısmına giriş planlarını yapmaya başlıyoruz…

Zeytinköy kanyonu 2. Kısım bir sonraki yazı konumuz olacak. Orası daha bir zorlu ve ilginç,  bekleyin! 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Çetin Egemen Dağtekin
Çetin Egemen Dağtekin - 2 ay Önce

Bu güzel doğa gezisine katılamasam bile, sizin güzel izlencenizle ben de kendimi, oraya gitmiş gibi duyuyorum. Sağolun, varolun Zeki bey bu kültür hizmeti için.

Zeki Akakça
Zeki Akakça @Çetin Egemen Dağtekin - 2 ay Önce

Ben teşekkür ederim. Okuyup yorum yazma nezaketiniz için .
selamlar. 2. bölümü de geliyor bir sonraki yazı da

Mustafa ERMİŞ
Mustafa ERMİŞ - 2 ay Önce

Okurken bile kalp atışlarım olağan dışı.Kesinlikle katılımcıların çok iyi aydınlatılıp hazırlıklı ve deneyimli sağlıklı olmaları gerekiyor.Sağlıcakla başarılı nice güzel gezi gözlem yürüyüş fotoğraf yazı anlatımlara.Emeklerinize sağlık.Ayrıca zorlukları aşan yol arkadaşlarını da yürekten kutlarım.

Zeki Akakça
Zeki Akakça @Mustafa ERMİŞ - 2 ay Önce

Yazıya yorumla katkı veren Çetin Egemen Dağtekin ve Mustafa Ermiş hocalarıma çok teşekkür ediyorum. Bu yazının 2. bölümü gelecek daha doğrusu kanyonun 2. bölümü daha zor heyecan ve tehlike aynı anda . Okuyabn ve yorum yazan dostlara şükranlarımla

Serkan Toydemir
Serkan Toydemir - 2 ay Önce

İlkleri gerçekleştirdiğimiz bir doğa gezisiydi başta ergun Yıldırım olmak üzere zeki abi sana kameraman Mehmet Ercan ve tüm katımcıları kutluyorum

Zeki Akakça
Zeki Akakça @Serkan Toydemir - 2 ay Önce

Sevgili Serkan: Farklı zamanları iyi değerlendirmiştik. İyi ki yapmışız. Şimdi elimizde belge-kanıt oldu. Ama o değerler sahipsiz kalmış durumda artık. Zeytinköy kanyonunu besleyen su kaynakları daha yeryüzüne çıktığı yerden alınıp taşındı. Oralar kupkuru kaldı .
Neyse bunlar artık toplumu ilgilendirmiyor.
İlgin için ben teşekkür ediyorum
Sevgiler