SELAM OLSUN CUMHURİYETİ İLAN EDENLERE…

Cumhuriyet, toprağa düşen buğday tohumları gibidir… Kış gelmeden toprağa düşen buğday tohumları, baharın habercisi olarak yeşillenir. Dolgun başak olur ve hasadı yapılır… Harmanyerinde savrulur, samanı ve taneleri ayrılır… Bunu nereye bağlayacak diye bakıyorsunuz…Toplumlarda buğday taneleri gibidir… Cumhuriyetin ilanı koskoca Osmanlı İmparatorluğuna son noktayı koydu… Elbette bu noktaya kolay gelinmedi… 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’nin tohumlarını “Misaki Milli” sınırlarına serpmişlerdi… 96. Yılında Cumhuriyetin çocukları; tartışarak, sorgulayarak, Cumhuriyeti bugünlere taşıdı… 7 Düvele karşı verilen Kurtuluş Savaşı’ndan yorgun çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin torunları olarak halen aynı heyecanı hissediyoruz… 29 Ekim 1923’e nasıl gelindi… Şimdi ona bakıyoruz…

“CUMHURİYET NASIL İLAN EDİLDİ”

İndigo Dergisi’nde, “Cumhuriyet Nasıl İlan edildi” başlıklı yazısına bir göz atalım…

“1 Kasım 1922’den itibaren artık saltanatın olmadığı ülke, meclis hükûmeti tarafından yönetilmekteydi. Bu hükûmet sisteminde her bakan meclis tarafından seçildiğinden uyumsuz kişilerin bir araya geldiği hükümet biçimine yol açmaktaydı; ayrıca her bir bakanlık için uzun süren tartışmalar yaşanmaktaydı. Yeni Meclis seçildikten sonra kurulan İcra Vekilleri Heyeti’nin üyeleri bu şartlar altına çalışmanın güçlüklerinden şikayetçi idi. Hükümetin zayıflığı, 23 Ekim’de net bir şekilde ortaya çıktı. Aynı zamanda Dahiliye Vekili olan İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Fethi Bey, Dahiliye Vekilliğini Ferit Tek Bey’e bırakmak istemiş ancak meclis bunu kabul etmeyerek Erzincan milletvekili Sabit Bey’i seçmişti. TBMM ikinci başkanı Ali Fuat Bey de görevi bırakmak isteyip yerine Yusuf Kemal Bey’i aday göstermiş ancak meclis kabul etmeyerek Rauf Bey’i seçmiştir.

Bu durum üzerine Meclis Başkanı Mustafa Kemal, 25 Ekim 1923 akşamı hükümeti Çankaya Köşkü’nde topladı. Toplantıda, Vekiller Heyeti’nin istifa etmesine ve yeni seçilecek Vekiller Heyeti’nde görev almamasına karar verildi. Böylece ülkeyi Cumhuriyet rejiminin ilanına götürecek bir hükûmet bunalımı oluşturuldu.

‘EFENDİLER, YARIN CUMHURİYET İLAN EDECEĞİZ’

27 Ekim 1923‘te Vekiller Heyeti’nin istifası TBMM’de okunduktan sonra, yeni bir vekiller heyeti kurma yolunda çalışmalar başladı. Muhalefetin yeni hükûmet kurma çabasında bir sonuç alınamadı. 28 Ekim’de Çankaya Köşkü’ndeki akşam yemeğinde İsmet Paşa, Fethi Bey, Kazım Paşa, Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize mebusu Fuat ve Afyon mebusu Ruşen Eşref Bey’i misafir olarak ağırlayan Mustafa Kemal Paşa, kabine bunalımından çıkma yolu üzerine görüştü ve misafirlerine “Efendiler, yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” dedi. Yemekten sonra Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa birlikte kanun tasarısını hazırladı.”

Diye not düşülmüş…

ANADOLU BOZKIRINDA BİNBİR ÇİÇEK AÇSIN...

Türkiye Cumhuriyeti 96 yaşında…. Ben 59 yılına tanık oldum… Daha nice yıllara tanık olmak istiyoruz… Cumhuriyetin verdiği özgürlükte dağlarında rengarenk çiçekler açmış… Bırakın çiçekler açsın Anadolu’nun dağlarında… Koparmayın çiçekleri, rüzgar onların tohumlarını taşısın isimsiz yaylalara… Anadolu bozkırında binbir çiçek açsın… Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti… Selam olsun Cumhuriyeti ilan edenlere…

DİLENCİNİN PARASI İLE GEÇİNMEK…

Denizli Barosu avukatlarından Atilla Sezener, sosyal medya yaşamının kesitlerinden anektodtlar aktarıyor. “Benim paramla” başlıklı dilenci hikayesinden alınacak çok dersler var.

“BENİM PARAMLA
Adamın biri, dilenciye beş lira verir. Dilenci adama sitemle sorar:
-Yahu sen iki yıl önce bana hep yirmi lira verirdin. Geçtiğimiz yıl on liraya düşürdün. Neden?
Adam:
-iki sene önce evlendim. Bu sene de bir çocuğum oldu. Durum bundan ibaret.
Dilenci:
-Vayyy. Demek benim paramla ev geçindiriyorsun…

Ne kadar çok anlamlı… Dilencilere para verirken bir daha düşünün…

SEZENER’DEN HAYAT DERSİ ANEKDOTLARI

Atilla abi sosyal medyada bazen de “Hayat dersleri” başlığı altında uyarılarda bulunuyor…
- Hekim tedavi eder, doğa iyileştirir. (Hipokrat)
- Ağırdan almak, zamandan çalmaktır. (Edward Young)
- Hayat, siyahı da olan bir gökkuşağıdır. (Yevgeni Yevtuşenko)
- En çok anlamak yoruyor bizi. (Fernando Pessu)

Bu özlü sözlere söylenecek bir şey… Alınacak çok dersler var…

DR. HALİS ÖDEL’DEN PAMUKKALE VE KARAHAYIT’TAN PORTRELER…

Genel seçimlerde CHP’den 6. sıra Denizli milletvekili adayı olan Buldanlı başarılı işadamı Dr. Halis Ödel, sosyal medya da iş gezilerinde gördüklerini fotoğraflayıp altına yazılarını yazarak paylaşıyor… Geçtiğimiz hafta Pamukkale ve Kırmızı Su ile ünlü Karahayıt Mahallesi’nde gezerken, “Denizli / Pamukkale, Karahayıt’tan Portreler” başlıklı izlenimlerini yazdı…

“Denizli / Pamukkale, Karahayıt’tan Portreler…

Pazar günü Karahayıt’taydım, hava güneşli çarşı cıvıl, cıvıl idi; Yerli turistler, kasaba halkı, dükkan ve pazar esnafı… Kaynamış mısır aldım işini iyi yapan, güler yüzlü bir bayandan, seçmeme de izin verdi. Oturmak için yer ararken, kaplıcalı pansiyonlardan birinin önünde sandalyeler gördüm. İzin istediğimde, pansiyon sahibi bayan ‘Tabi, tabi otur’ dedi. Ortam güzel, sütlü mısır lezzetli ve keyif vericiydi.

Sonrasında, ellerimi yıkamak içinde çeşmeye buyur ettiler.
Hiç konuşmadan, bir elini çenesine, bir elini de masaya koymuş gözlüklü beyefendi dikkatimi çekti. Kendisine ‘Ben senin bu gözlüklerden çok aradım ama bulamadım, bir fotoğrafını çekebilir miyim’ dedim.

Kendisi ‘Karizmatik’ bir gülümseme ile konuşmadan, başını sallayarak cevap verdi, adeta. Ancak orada bulunan hanımefendi ise ‘Çek, çek’ dedi. Ben de ‘O zaman ikinizi beraber çekeyim’ dedim. Bunun üzerine karizmatik beyefendi ‘Bu benim hanım değil, kardeşim’ dedi. Ben de ‘İyi ya, iki kardeşin fotoğrafı olur’ dedim; Güzel bir poz oldu.

Daha sonra bir bayan daha geldi ‘Ben hanımıyım, benimle de çek’ dedi. Tabi ki dedim, memnuniyetle; Bu da çok güzel bir poz oldu. Bu fotoğrafları size çerçeveletip göndereceğim, hem pansiyonunuzun reklamını da yaparım dedim. İyi olur, kartımızı da verelim dedi Pamukkale/Karahayıt ‘Kiraz Pansiyon’un sahipleri.

Daha sonra fotoğrafları incelediğimde, üzerinde bulunduğumuz toprakların tarihini antik dönemlere kadar kafamdan geçirdim, düşünceye daldım…
Hierapolis, Laodikya, Tripolis hemen yakınımızda. Afrodisyas, Sardes, Philedelphia hiç de uzağımızda değil, şuracıkta…

Antik dönemler ve bugün; Medeniyetler ve onu var kılan insanların, bizler tam anlamıyla farkında olmadan ‘Bir şekilde’ farklılaşarak devam ettiğini düşündüm. Medeniyetler ve kültür mozaiği ‘Kavimler Köprüsü’ Anadolu…”

Anadolu bulunduğu konum itibariyle bir çok kültüre köprü görevi yapmıştır… Anadolu’da sevgi ve hoşgörü binlerce yıldır yaşatılıyor.

PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1698’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

“Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz” Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE

banner187

banner186