SEN VATANSIN

Etrafında her şeye, her olaya karşı bir yorum yapan her şeyi bildiğini iddia eden; doğrusu bu yanlışı şu diye ifade eden, sana akıllar veren, ne yapman gerektiğini öğütleyen ve söylediklerini yapmadığını gördüğünde seni eleştiren; kısacası önüne gelene yargı dağıtan insanlar var mı? Ben bu insanlardan açıkçası çok sıkıldım. Eminim aramızda buna “Dur” demek isteyenler vardır.

Öyle ki ben her şeyi biliyorum; bana sor ya da dur sorma en iyisi çekil kenara ben yaparım, ben beceririm, ben hallederim, ben mükemmelim mesajları etrafımızı bir sis bulutu gibi sarıyor ama önümüzü göremediğimiz için ne yapacağımızı bilemiyor olabiliriz.

                                                                              ***

‘Ben’ seviciler, benliklerinin yüksek varlığını yüceltecek durumlardan hazzederler. Herkes ona fikrini sorsun, onayını alsın, benliğinin harlı ateşine biraz odun atsın isterler. “Amaaan… Bana ne onlardan ben yoluma bakarım” diyorsan çok yanılıyorsun, çünkü hayatı sana zindan etme kapasiteleri mevcuttur. Neden aramadın, neden sormadın, neden öyle, niye böyle? İnanmıyorum öyle yapılır mı? Suçlayıcı sözlerin altında boğulursun. Bu toksik ilişkiler, eş-sevgili arasında olabildiği gibi, anne çocuk, arkadaş arasında da olabilir. Peki nasıl korunacağız enerji vampirlerinden?

Sınırlarımızı çizerek. Sınırlarımızı koruyarak.

                                                                              ***

Bir ülke önce haritada sınırlarını belirler, ne bir karış ilerisi ne de gerisi der ve ikinci adım olarak da canı pahasına sınırlarını muhafaza eder. Hiçbir ülke, gel al şu 1 kilometreyi çok da önemli değil demez. Hal böyleyken, bizler de aslında birer vatanız.

Yani içinde yaşadığımız bedenimiz, ruhumuz, zihnimiz. Her şeyimiz sınırlı. Zamanımız, enerjimiz, ruh durumumuz...

Zamanı enerjiyi anladım, ruh durumu nasıl sınırlı dersen, şöyle örnekleyeyim; gün boyunca üzüntülü yaşayamazsın, bir yere kadar gider sonra dayanamazsın. Hakeza mutlu anların da çok minik olacak, onları da çarçur edemezsin ya da sürekli mutlu kalamazsın. Biraz olsun şapkamızı önümüze koyalım ve düşünelim.

Ben sınırlı vatanımda kimlere toprak veriyorum ve o bahçemde kimler neler yeşertiyor? Bahçemize ektiğimiz tohumların meyvesini yiyoruz, önceki yazım ‘Tanrının Dükkanı’nda belirttiğim gibi. Yaa ne olacak? İki saat daha fedakarlık edeyim dediğin zaman vatanından çaldırıyorsun. Ya da hayır diyemediğinde, karşındaki vatanının dikenli tellerini ihlal etmiş gümbür gümbür çiğniyor sınırlarını. Tam tersi; başkalarının da sınırlarını ihlal etmemeye de dikkat edersek, pusulamız olan değerlerimiz doğrultusunda daha da yaşanılası bir dünyanın içinde bulacağız kendimizi. Ne de olsa vatanı müdafaa etmek; başka sınırlara saldırmadan barış ve huzur içinde yaşamak tüm insanlığın birinci vazifesidir.

YORUM EKLE