SON DİKTATÖR

Son Diktatör, Aytekin Yılmaz’ın kitaplarından birinin adı. A. Yılmaz eski bir PKK’lı. 1992’de tutuklanmış; 10 sene Bayrampaşa, Kırklareli, Bursa ve Gemlik İlçe hapishanelerinde yatmış. Poliste her türlü işkenceyi görmüş ama konuşmamış yani “çözülmemiş”. Bu onun hayatını kurtardığı gibi örgüt içerisinde ona dokunulmazlık ve itibar sağlamış. Çünkü örgüt bazı çözülenleri ve itirafçıları cezaevinde infaz ediyor. Poliste çözülmeyenler “çok devrimci biri ve pratiği çok iyi” olarak niteleniyor.

PKK 1990’lı yıllarda cezaevlerine hâkim. Cezaevleri koğuşlara bölünmüş halde; bir kısmı adi suçlulara, bir kısmı sol örgüt militanlarına, bir kısmı da PKK’lılara tahsis edilmiş. Devlet kendisini hapishanenin dış güvenliğinden sorumlu sayıyor. Koğuşlarda hakimiyet mahkumların. 1998’e kadar sol örgütler ve PKK koğuşlarda iktidar. A. Yılmaz Bayrampaşa hapishanesine girdiğinde koğuşun duvarlarında “Ya Zafer, ya ölüm” sloganı yanında parti bayrağı ve A. Öcalan’ın büyükçe bir resmini görünce şaşırır; koğuşların örgüt kamplarından farkı yoktur. İllegal örgüt yayınlarının hepsi, silahlar ve dışarıyla kurye sistemi vardır. Her gün örgüt raporları dışarı gitmekte ve aynı hızla dışarıdan yeni rapor ve talimatlar gelmektedir. Koğuşlarda televizyon vardır ve her gün örgütün televizyonu Med TV seyredilmektedir. Hatta Bursa hapishanesindeki PKK örgütü diğer cezaevindekileri yönetmektedir. Koğuşlar PKK’nın birer eğitim kampıdır. Militanlar ideolojik eğitimini almış ve bilenmiş olarak cezaevinden çıkıp, dağa gitmektedirler. Bu durum devletin o yıllarda PKK olgusunu hiç kavramadığını gösteriyor.

PKK Stalinist bir örgüt. A. Öcalan kendisini Tanrı görüyor. Narsist ve megaloman. Yazdığı kitaplar ve yazılar dağdaki ve cezaevlerindeki militanların ana eğitim malzemesi. “Önderliği” anlamaları için Öcalan’ın yazdıkları satır satır ezberletiliyor. Koğuşlarda yoğun bir eğitim var. PKK’lıların uyumaya bile vakitleri yok. Hapishanede bir komün hayatı hüküm sürüyor. Blokların koğuş kapıları sabah 6’da açılıyor. Her şeyin bir vakti var; kalk saati, yemek saati, çay saati, toplu çalışma saati, okuma saati, spor saati, televizyon saati, uyku saati vb.  Katı ve yoğun bir ideolojik askeri disiplin uygulanıyor, adeta uyumaya vakit bulamıyorlar çünkü uyku sorumlusu gündüz uyuyanları tek tek tespit ediyor.

Aytekin Yılmaz cezaevinde sürekli okuyor. Okuyan insan düşünür ve sorgular. Anca PKK’nın eğitim sisteminde düşünen ve sorgulayan adama yer yoktur. A. Yılmaz’ın bağımsız tutumu ve örgütün eğitim amaçlı toplu çalışmalarına katılmaması örgüt yöneticilerini rahatsız etmektedir. Örgüt okuyan yazan ve düşünen değil, itaat eden ve Apo’nun öğretilerini harfiyyen kabul eden kurşun adamlar istemektedir. Var olan mevcut kişiliğinizi sıfırlamanız halinde örgütün içerisinde kendinize bir yer edinmeniz mümkün olabilir. A. Yılmaz gibi okuyan, tefekkür eden ve sorgulayan insanların varabileceği yer liberal demokrasidir. Bugüne kadar Marksist soldan liberal çizgiye kayan pek çok yazar vardır. Bernard Show boşuna “25 yaşına kadar sosyalist olmayanın kalbinden, 25 yaşından sonra sosyalist kalanın aklından şüphe ederim”, dememiştir.

Örgüt içerisinde Kürt gerçeği denilen şeyle Öcalan’ın fikirleri uyuşmamaktadır. Ona göre Kürtler sosyalist olmadan özgür olamazlar. Sosyalizmin dışında verilen mücadeleleri feodal ilkel milliyetçilik olarak eleştiriyor. PKK Marksist-Leninist gizli bir örgüttür ve üye olmak için Marksist-Leninist olmak şarttır. Leninist olmayan biri parti üyesi olamaz ama savaşçı olabilir! Parti üyeliği gizlidir ve kod adı kullanılmaktadır. Öcalan’ın nihai gayesi Kürtleri sosyalist yapmaktır. Yani yaptığı dayatmacı sosyalist toplum mühendisliğidir. 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılması dünyadaki bütün sol akımları önemsiz hale getirdi. Ancak anlaşılan PKK bundan çok geç etkilendi. A. Yılmaz “Eğer bir gün bu çatışmalı sürecin muhasebesi yapılacak olursa görülecektir ki PKK’nın Kürtlere verdiği zarar. 1930’larda Stalin’in Ruslara verdiği yıkıma benzerdir” diyor.

                                                             ***

Kürt olmayan eylemci Marksist örgütler cezaevlerinde PKK ile irtibat halindeler. Ortak düşman Türkiye Cumhuriyeti. Onun ötesinde Dev-sol, DHKP-C, TİKKO militanlarından bazıları zaman zaman PKK saflarına geçiyorlar. Türkiye’de solun PKK hayranlığı daha çok kendi yapamadıkları eylemciliği ve terörü PKK’nın yapmasından kaynaklanıyor. Kendini canlı bomba haline getirerek onlarca kişinin ölümüne yol açmış PKK’lı kadın militanı “kızcağız” diyerek acıyan ve sempati duyan köşe yazarlarını unutmayalım.

Öcalan’ın her kitabı PKK’lı mahkumlarca dikkatle okunuyor ve koğuş toplantılarında tahlil ediliyor ve üzerinde tartışılıyor. Tartışma deyince serbest bir müzakere anlaşılmasın daha çok başkanın ne kadar derin tahliller yaptığından dem vurulup övgüler düzülüyor. Bu kitaplardan birisi Öcalan’ın Erkeği Öldürmek adlı kitabı. Öcalan kitabın bir yerinde “İçinizdeki erkeği öldürün, Zeki Müren gibi olun” diyor.  Örgüt şok oluyor. Çünkü kitabın başka yerlerinde devrimci direnişçi ve militan olmaları da isteniyor. Militanlar bunalıma giriyorlar. Çünkü bir insandan hem savaşçı hem de militan olması hem Zeki Müren olması isteniyor. Çelişkileri çözemeyen örgüt mensupları yine de “Başkan yine çok derin, muazzam tahliller yapmış” demekten geri kalmıyorlar. Sonraki yıllarda bu kitap ortadan yok oluyor, bir daha bulunamıyor. 

Hapishanede komün hayatı yaşanıyor. Koğuşların genel sorumlusu, koğuş sorumluları ve daha alt birimler var. 50 kişiden 25’i bir şeyin sorumlusu. Mutfak ortak. Herkes aynı yemeği yemek zorunda. Fakat yeterli gıda yok. Sigara sayıyla veriliyor. Çay ocağının, mutfağın, TV kumandasının kısacası aklınıza gelen her şeyin bir sorumlusu var. Gündüz uyumanız bile problem; uyku sorumlusundan izin almanız lazım. Cezaevine gelen ve dışarı gönderilen bütün mektuplar Mektup İnceleme Komitesi tarafından kontrol ediliyor. Mektubunuza “Sevgili Baba”, “Sevgili Ahmet” türünden bireycilik yapan ve yoz kavramlarla başlayamazsınız!. “Değerli Yoldaş”, “Değerli Heval” şeklinde başlamalı ve örgüt propagandası yapmalısınız! Aksi halde mektuplarınız gönderilmiyor.

Örgüt içerisinde herkes birbirine takip ettiriliyor. Bunun için “Merkezi Bilgilendirme” denilen bir tabir kullanılıyor. Yani örgüt mensuplarını ispiyonculuğa teşvik ediliyor.  Aslında bu tür tek merkezli totaliter örgütlerin hepsinde bu yapı vardır. Örgüt hiyerarşisi bu yolla kontrol edilir. F. Gülen cemaati ile ilgili olarak okuduğum bir kitapta da bir itirafçı cemaat mensubu “abi ve imam” seviyesindeki kişilerin birbirilerini takip edip doğrudan F. Gülen’e rapor verdiklerinden ve cemaatin önde gelen bazı şahsiyetlerinin telefonlarının bizzat F. Gülen tarafından dinlettirildiğinden bahsediyordu (Ahmet Keleş, Feto’nun Günah Piramidi).

Örgüt içerisinde “Önderlik Çizgisini Koruma ve Müdahale Grubu” adlı doğrudan A. Öcalan’a bağlı ve ondan emir alan bir yapı var. Bu yapının görevi örgüt içerisinde sivrilen, Öcalan’ın çizgisinin dışına çıkma ihtimali olanları bertaraf eden bir yapılanma. Belirli bir bölgeyi yöneten PKK idarecilerine bu gruptan militanlar varıp, “önderlik çizgisinden sapmışsınız, burayı iyi yönetemiyorsunuz. Önderliğin talimatıyla bu sürece müdahale ediyoruz” deyip yöneticilere işten el çektiriyorlar. El çektirmekle kalmıyorlar örgüt mahkemelerinde yargılıyorlar ve infaz ediyorlar. Örgüt saflarında biraz adı sanı duyulan bir PKK komutanı olduğunuzda bu sondan kurtulma şansınız yoktur. Örgüt içerisinde en etkili yapı budur. O bu yapı ile örgüt içi iktidar mücadelesinde muhaliflerini Stalinist yöntemlerle önce olmadık suçlamalarla haysiyetsizleştirmiş ve itibarsızlaştırmıştır. Onun dörtlü çete dediği Kör Cemal, Parmaksız Zeki, Terzi Cemal gibi kod adları kullanan sivrilmiş PKK’lılar çeşitli şekillerde infaz edilmişlerdir.

Cezaevindeki örgüt toplantılarının temel amacı da grubun önderlik çizgisinde kalmasını sağlamaktır. Bunun için haftalık, aylık, yıllık durmadan toplantılar ve eğitimler yapılır. Bloktaki eğitim odasının duvarlarındaki “Yaşamın her anı eğitim, önderlik çizgisini doğru anlayalım ve militanca uygulayalım”, “Önderliksiz yaşam olmaz” yazıları da bunu destekler mahiyetteki sloganlardır. Eğitim toplantılarının büyük çoğunluğu önderliği anlamak ve uygulamak sorunu üzerinedir!

                                                             ***

Öcalan “Parti Önderliği” diye kurumsal bir kavram icat etmiştir. “Parti Önderliği” PKK’nın tüm bileşenlerinin en üst temsilcisidir. Bu da Başkan Apo’nun şahsında somutlaşmıştır. Stratejik önderlik konumundaki “Parti Önderliği” hata yapmaz! Bütün olumlu şeyler “Parti Önderliği”ne aittir. Olumsuzlukların sebebi ise “Parti Önderliği”ni anlamayan, yetmez ve bir türlü önderliğe layık olamayan kişiliklerdir. Bütün totaliter örgütlerde olduğu gibi Öcalan kutsallaştırılmaktadır. Parti içerisinde Mardin kişiliği, Botan kişiliği, Serhad kişiliği, İlkel milliyetçilik, Hemşehrici Ahbap Çavuş kişiliği, Küçük Burjuva Ortayolcu kişilik, … Çiçek böcek kişiliği, gibi mahkûm edilmiş kişilikler vardır. Mesela örgüt ortamında en çok eleştirilen kişilik tiplerinden biri Çiçek Böcek kişiliği’dir. PKK’lılar bir ara Lolan bölgesinde sebze-meyve yetiştirip, hayvan besleyerek üretim faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Buna Öcalan çok sert tepki vermiş, “Biz ülkeyi gidin savaşın, ülkeyi özgürleştirin diyoruz, onlar sebze bahçesiyle, çiçek böcekle uğraşıyorlar” diyerek eleştirmiştir. Ondan sonra hiçbir PKK’lı çiçek ve böcekle meşgul olmaya cesaret edememiştir. Hapishanede çiçek yetiştirmeye çalışanlar ve yaralı güvercinleri tedavi etmeye kalkanlar bile uyarılmışlar ve “burjuva özentisi” ile suçlanmışlardır.

Yukarıda Öcalan kendisini tanrı görüyor demiştim. Aytekin Yılmaz’ın Öcalan’ın Çözümlemeler kitabından aldığı notlar bunu teyit ediyor:

 “Bendeki büyüklük 10 yaşında başladı. Bende tanrısal bir ruh mu var? Önderlik, bir yerde kişilik savaşıdır, yüce değerleri koruma savaşıdır.”

“Önderlik boş bir kişilik değildir; ucuz duygularla ucuz kişiliklerle aldatılmaz. Durmaz, savaşır, kazanır, sıkılmaz, acizlik göstermez, Allah’ın doksan dokuz isminden doksana yakını önderlikte bulunur. Önderliğin gücü de bu sıfatları kendisinde somutlaştırmıştır. Bu isimlerin yarısını kendinize layık kılın, melek gibi olursunuz, güçlü olursunuz.”

“Başka işlerle uğraşacağınıza beni okuyun, bu destansı tarzı okuyun. Hiçbir hikâye bizim hikâyemizi geçemez. Beni anlamak, insanlığı, dünyayı anlamaktır. Ben kendimi yarattım, dolayısıyla bütün kitaplar bendedir. Bu da büyük bir şanstır. Binlerce yazarın insanın yapamadığını ben kendimde yaratmışım ve yaratıyorum.”

“Önderliği dinlemeyen cehenneme gider. Onunla oynayanı korkunç bir son bekliyor.”

A. Öcalan ile F. Gülen arasında büyük benzerlikler var. Öcalan kendini tanrının yerine konumlandırıyor. Gülen ise peygamberle tanrı arasında bir yerde. Gülen bunu müritlerine söyletiyor. Öcalan kendisi tanrılığını ilan ediyor. Gülen, tasavvufun öğretilerini kullanıyor. Müminleri(!) hala ondan mucizeler bekliyorlar.

Bu kadar yüksek egolu, megaloman adam 1998 yılında önce Suriye’den kaçmak zorunda kaldı. Bir süre kendisinden haber alınamayınca hapishanedeki militanlar dağlara çıkıp PKK gerillalarının başına geçtiğini zannediyorlar. Oysa o bir gün bile gerillalık yapmamıştı. Avrupa ülkelerinden birine iltica etmek peşindeydi. Yunanistan, Rusya ve İtalya’ya gitti fakat bu ülkeler onu kabul etmedi. En son Kenya’da ABD tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edildi. 16 Şubat 1998’de elleri ve gözleri bağlı olarak Türkiye’ye getirildiğinde söylediği ilk söz “Devlete hizmet etmeye hazırım” oldu. Bu söz PKK militanlarını şok ediyor. Fakat hepsi hipnotize olmuş gibi Apo’ya iman ettikleri için “Başkan taktik yapıyor” diye yorumluyorlar. Aytekin Yılmaz o dönemde Apo için kendini yakanların listesini veriyor.

Aytekin Yılmaz’ın kitabı 1998’e kadar iyi bir PKK çözümlemesi. Herkese tavsiye ederim. Fakat PKK konusunda 1998’den sonrası için de çözümlemeler lazım. Çünkü örgüt bir süre sonra Öcalan’ın İmralı’dan verdiği bazı emirleri dinlememeğe başlıyor. Ancak İmralı’dan avukatları vasıtasıyla örgütü yönetmesi ve çözüm sürecinde devlet tarafından muhatap alınması izah edilmesi gereken süreçlerdir.

Aytekin Yılmaz’ın birkaç kitabını daha sipariş ettim. Ne yazık ki kitaplarından bazıları tükenmiş.


* Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Öğretim Üyesi.

YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail Çelik
İsmail Çelik - 2 hafta Önce

Hocam, 90 lı yılların bir analizini yapmışsınız.

Yılmaz Kurt
Yılmaz Kurt - 2 hafta Önce

Mehmet Ali Bey, çok önemli bilgiler ve isabetli tespitler. Teşekkür ediyoruz.