SÜLEYMAN BOZ’UN ARŞİVİNDEN TARİHİ KUPÜR…

Denizlili mimar, yazar, uluslararası gazeteci, sanatsal ve kültürel etkinlerin aranılan ismi Süleyman Boz, 11 Ekim 1988 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Mustafa Ekmekçi’nin “Denizli’de” başlıklı yazısını paylaştı. 33 yıllık yazıyı okuyunca, inanın geriye dönüp baktığımda aldığımız mesafeye inanamıyorum. Cumhuriyet Gazetesi’nin efsane yazarlarından Mustafa Ekmekçi’nin yazısına bir göz atalım..

“Denizli'de....

Ali Yüce, bir süredir Almanya'da; orda şiirler okuyup gezip tozuyor. Yurt özlemiyle ara sıra telefon ediyor, gezisiyle ilgili bilgiler veriyor. Öğrencisi bir ozan Ali Yüce'ye yardımcı oluyormuş; böylece benceleyin oralarda yitip ne etmiyormuş. Ali Yüce 16 ekimde Hollanda'ya geçecek, orada ‘Kırmızı Gül’ dergisinin düzenlediği sanat şenliğine katılacak. Antalyalı ozan Metin Demirtaş da Kırmızı Gül Sanat Şenliği'ne katılıyor. Ali Yüce anlattı; bir gün Rhein Irmağı kıyısında bir yere gidiyorlarmış. öğrencisi Mustafa'yla; Ali Yücel bir bakmış pamuk gibi domuzlar, çayırda yan gelip yatmışlar; karınları doymuş besbeli. Ali Yüce öyle keyiflenmiş ki!

-Mustafa Ekmekçi'nin selamı var! demiş, yürümüş...

Şili'de halk oylaması gününden beri, bayram ediyorum. İçimden. 'Pinochet'lere hayır! yazısından beri. Heyecan doluyum. 'Ya kazanırsa Pinochet?' diye Şili işkencelerini anlatan Sheila Cassidy'nin 'İnanıyorum ki biz kazanacağız" kitabını Türkçeye çeviren Gençay Şaylan da kuşkuluydu. 'Hi belli olmaz Pinochet kazanabilir' diyordu. halkoylamasından önce.

-Yapma Şaylan diyordum içimden: kazanmasın!

-Pinochet kazanamadı. Tahsin Saraç, Denizli'de konuşurken;

-Darısı tüm Pinochetlerin başına! dedi. Öyle alkışlandı ki...

Denizli İnsan Hakları Derneği'nin düzenlediği ‘Şiir Gecesi'yle 'İnsan Hakları ve Demokrasi' konulu açık oturuma katılmak için Denizli'ye gelmiştik cuma günü. Ankara'dan Nevzat Helvacı, Akın Birdal, Tahsin Saraç, Muzaffer İlhan Erdost, Nedim Tarhan, Jülide Gülizar, İstanbul'dan da Şükran Ketenci'yle, Refik Durmuş gelmişlerdi. Cuma akşamı saat 20:00'de 'Şiir Gecesi' cumartesi günüde açıkoturum vardı. Kimimiz İnsan Hakları Derneği Denizli Şubesi'nde açılan şiir yarışmasında seçici kurul üyesiydik, kimimiz açık oturumda konuşmacı. Toplantılar 'Belediye Sineması'nda yapıldı. Sıralar dolu İnsanlar, susamışlığın özlemi içindeler. yüzden çok ozan katılmış yarışmaya, üç yüzü aşkın şiirle… Denizli'den beş kişilik bir seçici kurul, ön elemeyi yapıp on beş şiire indirmiş. Seçici kurul başkanlığına Tahsin Saraç getirildi. Denizli'deki seçici kurul üyeleri şunlardı. Ergül Akyol, Süleyman Boz, Yılmaz Kahraman, Hüsnü Okumuş, Halim Yazıcı. Kalabalıkların önünde, on beş şiir okundu. Bunları Jülide Gülizar ve Sadık Aslankara okudular. Arada, Ali Aslan sazıyla çaldı söyledi. Jülide Gülizar şöyle dedi:

-Şiir Geceleri Ankara'da bile yapılamıyor. Denizli'deki ilgi ne güzel..!

Yarışmada birinciliği 'Nasıl anlatırım ömrüm delici' şiiriyle Aydın Şimşek kazandı. Aydın Şimşek Aydın cezaevinde yatıyordu. Ödülünü gelip alamazdı. İkinci Ozan Hüseyin Şahin'di. O da Gaziantep cezaevindeydi. Hüseyin Şahin'in şiirinin adı 'Yüzüme serpilir kırkı çıkmamış acıları tarihin'di. Üçüncü Yalçın Aydın Ayçiçek'in "Nerelisin Güvercin'i, seçici kurul birde ilkokul dördüncü sınıfa giden Aysel Özüner'in 'Barış' adlı şiirini mansiyona değer buldu. Ona özel mansiyon verildi.

Birinci olan 'Nasıl anlatırım Ömrüm Delice' şiirinden birkaç dizeyi buraya alayım şöyle...:

Bir sesin ses değdiği yerde gurbet akıyor alnıma

Bin türkü aşktan ve ayrılıktan ömrüm delice

Gezgin semahlara büyüyorum imzasız fotoğraflara

Dilim senden bahsediyor, yanım yağmur, ellerim kelepçede

Anılara kalıyorum duvar yazılarına solgun soluksuz ırlara.

***

Gizli gülmelere alıştım bıyıklarımı yolar gibi usul konuşmalara

Nasıl inanırım beni yorumladığına bana yorulduğuna

Bati bati kan akar durular aşkına

Denizlerime bağlanma

halkıma canlar feda

Nasıl inanırım penceresiz yüzler kimliksiz kapılar

uzak kalanlara...

Denizli'nin CHP'li, şimdi SHP'li eski milletvekillerinden Mustafa Gazalcı'yla Ankara'dan birlikte gelmiştik. Açış konuşmalarını toplantıların savunman, İnsan Hakları Denizli Şubesi Başkanı Yıldırım  Aycan yapıyordu. Akşamları, gece yatmaya Pamukkale'deki 'Malibu' oteline gidiyorduk. Burası eski Pamukkale Köyü, köylüler evlerini, yerlerini satıp savmışlar; buralar 'turistik' olmuş! İlk günü biraz tatsızlık oldu. Güvenlik görevlileri ellerinde eski bir tutuklama kararı olduğu gerekçesiyle Nedim Tarhan'ı karakola götürmek, orada konuk etmek istediler. Amanın şunun şurasında Denizli'ye bir açık oturum için gelmişiz... ! I-ıhh... ille de götürecekler.  Nedim Tarhan, o eski tutuklama kararının kaldırıldığını söyledi. Belgesini verdi; Yararsız! Ankaralara telefon edip İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli'yle görüştükten sonra arkadaşımızın otelde yatmasını sağlayabildik. Ertesi günü Pamukkale'de havuzdaydık.! Polisler 'Yanlışlık oldu’ diye Tarhan'dan özür dilediler..

Süleyman Boz, mimar yazar Malibu'da gece yemekte bize Denizli'yi anlattı. Denizli'nin eski adı 'Donuzlu' ya da ‘Domuzlu'ymuş. Oradan geldiği söylenirmiş. Öyle hoşlandım ki, Denizli'den iyi ki gelmişim...”

Bir dönem Denizli’de yapılan etkinliklerden mutlu dönenlerin anıları, sanatsal ve kültürel alanda Denizli’yi bir adım öne çıkartacaktır.

Dolu dolu sanatsal ve kültürel etkinlere elbette pandemi engel oluyor ama hazırlık yapmaya engel olmamalıdır… Sosyal medyada görüyoruz… Şairler, hikaye yazarları, ressam ve fotoğraf sanatçısı arkadaşlar bir birinden güzel eserlerini paylaşıyor… Bunları çok geniş özgür platformlarda paylaşmak dileğimle…

SEZENER, 63 YIL ÖNCEKİ MİTİNG ANISINI YAZDI

Denizli Barosu avukatlarından Atilla Sezener, 25 Mayıs 1958  tarihinde yapılan Kıbrıs Mitingi anılarını paylaştı. Yavru Vatan Kıbrıs’ta yaşanan sıkıntılara dikkat çekmek için yapılan miting yöneten Atilla Sezener, bakın tarihe nasıl düşüyor.  

DENİZLİ’DEKİ TARİHİ KIBRIS MİTİNGİ

1958 yılında Türkiye’de bir olayda halkımızın klasik söylemiyle yer yerinden oynuyordu. Devrin Demokrat Parti iktidarının da gaz vermesiyle ülke bir konuya kilitlenmişti. Yunanlıların Avrupa ve Amerika’yı da arkasına alarak, İngilizlerin çekilmek istedikleri Kıbrıs Adasını kendine bağlamak isteği ortalığı karıştırmıştı.

Yüce halkımız aklından ziyade duyguları ile hareket ettiğinden, işin bu yönünü çok iyi yakalayan iktidar, ülke insanını harekete geçirmişti. Hemen her ilde Kıbrıs mitingleri yapılıyordu. Televizyon olmadığından ve İstanbul basını da bir gün sonra elimize ulaştığından tek iletişim aracı radyoydu. Özel radyo olmadığından ahalimiz için en önemli iletişim aracı Devlet radyosu idi.

Mitinglerde Türkiye’nin Kıbrıs tezi anlatılıyor, Yunanistan’ın haksızlığı vurgulanıyor ve Kıbrıs’ın eskiden bizim olduğu izah ediliyordu.

Heyecan zirve yapınca en çok kullanılan slogan da “YA TAKSİM YA ÖLÜM” dü. Sonuna bakarsanız ne taksim oldu, ne de kimse öldü. Olsun varsın, heyecanlar dorukta olduğundan herkes bir güzel içini döküyordu. Miting yapılan yerlerde konuşmalar basına geçtiği gibi, halk arasında günlerce konuşuluyordu.

Bu gelişmelerden Denizli’de nasibini almıştı. Burada miting yapılmasına ve radyodan naklen yayınına karar verilmişti.

İşte bu noktadan sonra bir yarış başlamış. “Mış” diyorum, olanlardan haberim yoktu. Devrin Demokrat Parti iktidarı ile giderek güçlenen CHP muhalefeti mitingi tertip etme yarışına girmişler. Sonunda iki parti ortak miting yapmaya karar vermişler ama, bu kez bambaşka bir konuda anlaşmazlığa düşmüşler. Her ikisi de miting yönetimini bizzat kullanmak istemişler. Anlaşma tıkanınca tarafsız bir yönetici üzerinde karar kılmışlar.

Yedek subaylığımı yapıyordum. Denizli’ye izinli gelmiştim. Bütün bu gelişmelerden haberim yoktu. Nasıl araştırma yapmışlar bugün dahi bilmiyorum. Miting yönetimini bana verdiler. İnanın bu konularda hiç deneyimim yoktu. Ama yaradılıştan geri vitesi olmayanlardan olduğumdan hemen kabul ettim.

Çok kısa bir hazırlıktan sonra şimdiki Bayramyeri’nde miting yapılması kararlaştırıldı. Miting günü alanda adım atacak yer kalmadı. Denizli’nin o devirde en tanınmışlarından 40 konuşması ayrıldı ve Ankara Radyosu yayın için hazırlıkları bitirdi.

Önce heyecanımı yenmeye çalışarak ben konuştum ve sıra ile diğer konuşmacılara yer verdim. Altıncı konuşmacı İstiklal Madalyası sahibi Çal İlçesinin Selcen Köyünden Hüseyin Efe idi. Galiba rütbe olarak üsteğmenlik de verilmişti. Halide Edip Adıvar’ın onbaşı olduğu bir yerde üsteğmenlik nedir takdir edersiniz. Rahmetli efe uzun boylu, gösterişli aslan gibi biriydi. Sırtında efe elbiseleri ile kürsüye çıktı. Binlerce Denizlili heyecanla onu dinlemeye hazırdı. Hüseyin Efe çok heyecanlıydı. Konuşmasında Yunan düşmanlığı zirve yapmış olmalı ki birden “ BEN YUNANLILARIN TAA A……….” der demez benim de şaşırdığım bir refleksle ağzını kapattığımı hatırlıyorum. Ama Türkiye, efenin ne demek istediğini bir güzel anladı tabii. Nurlar içinde yatsın. 25 Mayıs 1958 de yapılan Kıbrıs mitingi macerasından bir bölüm de böyle. Tarih olup gitti.”

Türkiye, Kıbrıs için duyarlığını 1974 yılında “Barış Harekatı’yla göstermiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Ana Vatan Türkiye’nin desteğiyle sonsuza kadar yaşayacaktır.

İŞTE; BU ARZU ÖĞRETMENİM…

Sosyal medyada birbirimize kem gözlerle bakmadığımız sürece paylaşımlarımızın birbirimizi olumlu yönde motive edeceğine inanıyorum. Emekli öğretmen Arzu Baydur Sarıyer, Seçil Oğuz’un bir şiirini paylaştı. Şiiri okuyunca işte budur, “İnsan İnsana lazımdır” dedim.

“Bir kahvenin tadını,

Bir insan sesi değiştirebilir.

Berbat bir günü,

Bir insan yüzü güzelleştirebilir.

Acı bir haberi,

Bir insan sözü hafifletebilir.

Mutlu bir anı,

Bir insan daha mutlu yapabilir.

İnsan insana lazımdır.

Ama,

İnsan insana. Seçil Oğuz

İnsan, insana muhtaçtır. Bu yer küreyi yaşanılır kılmak veya yaşanılmaz kılmaz hepimizin elindedir. Ama sevginin, hoşgörünün hakim olduğu bir dünyada hepimize yetecek kadar oksijen vardır. Onu son nefesimize kadar solumak insanca görevimiz olmalıdır…

SEYYAH SİNEM’E DESTEK OLMAYA VAR MISINIZ?

Dünyanın pek çok ülkesini dolaşan Denizlili genç seyyah Sinem Kocacan, Instagram’da açtığı “İyisimio” hesabından doğala dönme çağrısı yapıyor ve @iyisimio’yu takip ederek maceraya hazır olun diyor.

“Daha iyi bir sen, daha iyi bir evren
Peki neden?
Bedenimiz, evimiz.
Ona ne kadar iyi davranıyorsun, hiç düşündün mü?
Evrenimiz, evimiz.
Peki onunla ilişkimiz?
Sence de artık bazı değişikliklerin zamanı gelmedi mi?
Küçük, büyük demeden; kendini ve evreni daha iyi yapacak adımları atmaya hazır mısın?
Doğala dönmeye, öze iyi gelenleri denemeye, daha güzel yolları yürümeye... Hep birlikte daha iyi halimizi keşfetmeye var mısın?
Hadi o zaman
@iyisimio yu takibe al! Macera çok yakında başlıyor.
Yoksa...
Daha iyisi mi o…”

Denizlili seyyah Sinem Kocacan’a destek olmaya var mısınız…?

Seyyah Sinem’le, doğal ve öze iyi gelenleri denemeye var mısınız? 

Haydi o zaman, Instagram’da @iyisimio’yu takibe alalım...

ALİ KAVAK’IN ŞAİR YÖNÜ DE VARMIŞ…

Denizli Barosu’nun en renkli simalarından ve CHP eski İl Başkanı Ali Kavak’ın şair yönünü sosyal medya da yazdığı şiirle anladık. 18 Ocak 2021 pazartesi günü uzun süredir beklediğimiz kar yağışını, “Denizli'ye kar yağıyor. Bu günü bir kaç mısra ile anlatmak istedim” diyor.

Sözü Ali Kavak’a bırakıyoruz.

“KAR

Bulutlar karışıyor rüzgara

Kar savruluyor üstüme,

Uzattım elimi çam dallarına

Kar savruldu yüzüme.

Yerden havaya savrulan kar taneleri

Havadan inen karla karışırken,

Birbirine sarılan sevgililer gibi

Birbirlerine aşk fısıltıları söylerken.

Bahçemdeki sarı çiğdeme düşen

Savrulup gelen kar taneleri,

Açmış olan gonca gülümden

Yüzüme gelen sevda yelleri. Ali Kavak”

Avukat Ali Kavak, şiirinin altına şu notu düşüyor.

“Bugün kar nedeni ile Denizli çıkışından dönmek zorunda kaldım. Büroya gelince de dost ve arkadaşlarıma bir şiirle günaydın demek geldi içimden. İçimden geldiği gibi yazdım "KAR " şiirimi.”

Avukat Ali Kavak’ı kutluyoruz… Belki bir şiir kitabı vardır veya hazırlık yapıyordu… Bilmiyoruz… Zaman içinde öğreneceğiz… Şiir yazmak çok zordur… İlham geldiğinde not düşemezseniz bir köşeye unutursunuz…Hepimizin ilham geldiğinde yazdığı bir dörtlük yok mudur hayatta…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2151’ÜNCÜ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

ÇARŞAMBA’NIN SÖZÜ:

"Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir."

Mustafa Kemal Atatürk

YORUM EKLE

banner220

banner221