SÜRYANİLER

Hristiyanların çoğunun Noel adıyla kutladıkları bayram 25 Aralık tarihindedir. Katolik ve Protestanlar 24 Aralık akşamını “kutsal akşam” olarak bilirler ona göre de ibadetlerini yaparlar.

Noel, bugünün ticari düşünceli dünyasında hediye teatisi bakımından öyle boyutlara ulaştı ki ülkemizde bile mağazaların ve meydanların Noel süslemeleriyle donatılması bize normal gelmeye başladı. Çam ağacı süslemeleri ve ışıklandırmalar bunun belirgin işareti oldu.

İstanbul, ülkemizin en kozmopolit kentidir. Orada neredeyse dünyanın bütün dilleri ve dinleri mevcuttur. Orada pek çok din cemaati ve ibadethaneleri de temsil edilmektedir. Hristiyan Ortodoks Kilisesinin merkezi zaten İstanbul’da bulunuyor. Fener Rum patriği Ortodoksların bir kısmının lideri durumundadır.

Noel vesilesiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Hristiyan din liderlerini bir davette ağırlaması zannederim artık alışılmış bir jest olmuştur.

Müslüman bir ülke olmamız yanında bu topraklarda yaşayan başka dinlerdeki insanların varlığını da unutmamalıyız. Ki onlar ülkemize sonradan gelmiş ve burada oturan başka milletlerin insanları değil, Türkiye coğrafyasında yüzlerce ve hatta binlerce yıldan beri yerleşik insanlardır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.

Devletin anayasamız gereği tüm vatandaşlarına karşı sorumlulukları arasında hepsine eşit davranma ve hepsinin hakları arasında ayrım yapmama görevi başta gelir.

Lozan Antlaşması gereği bazı dini gruplara “azınlık statüsü” verilmiş ama bazıları ise bu statüye alınmamıştır. Buna karşılık anayasamıza din ayrımı yapılmaması ve devletin “…demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti…” olduğu hükmü konulmuştur. Ki bu hüküm en azından Lozan Antlaşması kadar bağlayıcıdır.

Azınlık statüsünde olup bazı özel hakların verildiği Rum, Ermeni ve Musevi cemaatleri yanında nüfusları 10 ile 20 Milyon arasında bulunan Alevileri, nüfusları birkaç yüz Binleri bulan Süryanileri ve gittikçe azalan Yezidileri öz vatandaşlarımız arasında saymak durumundayız.

                                                                       ***

Alevilerin Müslüman sayılması veya sayılmaması ayrı bir konudur. Kendileri ibadethanelerinin “cami” olmadığını, “cem evi” olduğunu söylemeleri ve farklı ibadet geleneğine sahip olmaları –kanımca- onları ayrı bir din grubu olarak görmeye yeterlidir.

Azınlık statüsünde olmayanlardan Alevilerin dışında en önemli grubu Süryaniler oluşturur. Süryaniler için sözlük: “Mezopotamyalı Sami kökenli bir etnik gruptur” der. Sami ırkı için de: “Nuh peygamberin oğlu Sam’ın soyundan geldiğine inanılan etnik ve ırksal olarak birbirleri ile akraba olan Ortadoğu halklarıdır. Günümüze kadar yok olmadan veya asimile olmadan gelebilmiş Sami halkları olarak Araplar, İbraniler ve Süryaniler kalmıştır” der.

Süryaniler ilk Hristiyanlardandır. İsa peyganberin yaşadığı dönemde konuşulan dil olan Aramice dilini (bugün: Yeni Aramice veya Süryanice) dilini konuşurlar. Yazı dili olarak da alfabeleri Arap harflerine biraz benzerlik gösterir ama farklıdır.

Süryaniler zamanla farklı mezheplere bölünmüşler ve dünyanın her bir köşesine dağılmışlardır. Son bir yüzyılda Almanya ve İsveç başta olmak üzere Avrupa’ya; ABD ve Kanada’ya, hatta Avustralya’ya göç etmişerlerdir. Ortodoks olanların dini merkezleri Suriye’nin başkenti Şam’dadır. Katolik olan Süryaniler Roma’daki Papa’ya bağlıdır.

Ortadoğu’da Ortodoks olan ve buradan diğer ülkelere göç etmiş olanlara “Süryani”, Katolik olanlara da “Kaldani” deniyor. Türkiye merkezi artık İstanbul olan Süryanilerin bugünkü dini lideri Mor Filüksinos Yusuf Çetin’dir. Süryanilerin İstanbul Metropoliti “Mor Filüksinos” olarak anılır. Mor: “aziz” anlamınadır.

Süryaniler Türkiye’de yoğun olarak Güneydoğu Anadolu’da bilhassa Mardin –Diyarbakır-Antakya bölgesinde yaşamaktaydılar. “Süryani” adı Suriyeli Hristiyan anlamına kullanılmaktadır. Kökenleri Asurlulara uzanır.

Yeryüzünde Süryani nüfusunun 6-7 Milyon olduğu tahmin edilmektedir ki bunların yarısı Hindistanda yaşamaktadır. 1. ve 2. Dünya Savaşlarında, Irak ve Suriye’deki savaşlarda büyük katliamlara uğramış olan Süryanilerin Batı ülkelerine göç sebebi yurtlarında rahat bir yaşam sürememeleri olmuştur.

Tüm okurlarıma sağlık dolu mutlu bir yeni yıl dilerim.

YORUM EKLE