TARIM, ÇEVRE VE HURAFELER

Dostlarım bilir, 2005 Martında emekli olduktan sonra meslek hayatımın son faslı olan "emeklilik" mesleği için düşündüğüm A-planını uygulamaya koydum. Emeklilik dönemini bir nevi meslek hayatı olarak görmek gerektiğine inanıyor ve öyle davranıyorum.

Bu dönem de diğer "çocukluk-öğrencilik-öğrenilen ve icra edilen meslek yaşamı" gibi "meslek sonrası" veya "ikinci meslek hayatı" veyahut "hobi hayatı" gibi diğerlerinden bağımsız bir yaşam parçasını içermelidir.

Emekli olmak her çalışanın hesabında olması gereken bir fasiküldür diyorum. Öyle olduğuna göre de onun planlanması gerekir. Emekli olduğu gün şaşkına dönenlere acırım. Bilhassa son dönem ve çok değerli bir fasıl olduğu için onu planlamamak insanın kendine karşı saygısını kaybetmesi veya o saygıyı hiç edinmemiş olması anlamını taşır.

Felsefeyi bırakıp sadete gelelim. Zira anlatmak istediğim zaten "emeklilik" değil.

***

Bir dostumdan gelen şu mesajı sizlerle de paylaşmak isterim:

"Zeytin ağacı ile incir ağaçları aynı dönemde meyve verir. Bu dönem zeytin sineğinin üremeye başladığı zamanlardır. Zeytin sineğinin, zeytin ağaçları ve zeytin meyvesine zarar vereceği dönemlerde, iyice olgunlaşan incir ağaçlarının meyveleri bal dökmeye başlar. İncirin balı, zeytin sineğine cazip gelir ve zeytin yerine incir meyvesini tercih eder. Zeytinliklerdeki incir ağaçları tıpkı bir paratoner gibi zeytin sineklerini üzerine çeker. İncir balını yiyen zeytin sinekleri bir süre sonra zehirlenerek ölür. Mübadele öncesinde Anadolu’nun Ege kıyılarında yaşayan Yunanlıların her zeytin tarlasına 3-4 adet incir ağacı dikmiş olmasının sebebi de budur. Oysa bizim özellikle yeni nesil zeytin üreticilerimizin bir çoğu bu gerçeği bilmedikleri için, zeytin bahçelerindeki yüzlerce incir ağacını sinek topluyor diye kesmişler ve odun yapmışlardır."

Bu mesaj bana çok tuhaf geldi. Tuhaf bulmam, yazılan ifadeler ve vurgular öyle "kesin" ki zeytini, inciri ve bunların haşerelerini hiç bilmeyenlere çok inandırıcı gelebilir. Oysa bu mesajda "doğru" olan bir şey yoktur.

Ne incirle zeytinin aynı dönemlerde olgunlaştığı, ne zeytin sineğinin zeytin yerine incire koştuğu, ne zeytin sineğinin incirin balından zehirlenme ihtimali vs vs doğrudur. Bunların tümü "Ankaralı olup İstanbul'da yaşayan" birinin fantazisinden başka bir şey olamaz.

Zeytin sineği -adı üstünde- bir zeytin haşeresidir. Yumurtalarını belli bir büyüklüğe erişen zeytin danelerine onları delerek bırakır. O yumurtaların kurtçuk olarak gelişmesi ve zeytinden beslenmesi o hayvana has bir özelliktir. "Yumurta" bıraktığını tahmin ediyorum; kurtçuk da bırakıyor olabilir. Zira bazı sinekler -et sineklerinde olduğu gibi- doğrudan kurtçuk doğurur. Hem de bir sinekten o kadar kurtçuk nasıl çıkar dedirtir cesine bir sürü... Zeytin sineği mağduru zeytinlerde öyle çok sayıda kurtçuğa rastlanmaz, dolayısıyla yumurta bırakıldığını düşünürüm.

Akademik unvan sahibi bir dostumun bana kendi yöresinden anılarını anlatırken dediğini hiç unutmam: "Sarıkuş (yani sarıasma) yaşlanınca karakuş (yani karatavuk) olur..."

Bu dediği zırvalık, "koyunlar yaşlanınca keçi olur" anlamı gibidir.

Öğrencilerimle bazı teknik gezilerde yaptığım sohbetlerde toplumumuzun çevresiyle ilgili konularda korkunç denecek seviyede umursamaz olduğunu ve sadece ilgisiz değil, bilgisiz de olduğunu gördüm.

İnsanlara genel kültürü aşılayan ve onu geliştirmelerini sağlayan öğretmenden önce annelerdir. Kızlarımızı cahil bırakma gayretinde olan babalar bunun vebalini çekerler.

Çocuğun okulda eğitimin ve öğrenimin tamamını almasını bekleyen anne ve babalar yanılır. Okul bir gence alması gerekenin yüzde yirmisini ancak verebilir. Geri kalanı aileye ve onun gayretine aittir.

Sarıkuş yaşlanınca karakuş olurmuş.muş.muş...

Zeytin sineği zeytin yerine incire gidermiş miş miş...

Ve daha neler, neler...

Böyle saçmalıklarla ancak insanın asabı bozulur!

YORUM EKLE