TAVAS DERİNKUYU BOZDAĞ YAYLASI’NDA 2 GÜN

Tavas İlçesi’ne bağlı Derinkuyu Mahallesi’ndeki Bozdağ Yaylası’nda Yörük yaşamını konu alan bir belgesel çekimine katıldık. Denizli Yörükleri Derneğimiz rehberlik ve danışmanlık yaptı. Önce çekimin nerede yapılacağına karar verildi. Küçükbaş hayvancılığın zor şartlarda yapıldığı, elektrik, su ve araç yolunun olmadığı Derinkuyu Mahallesi’nden çıkılan Bozdağ Yaylası seçildi.

Çekim ekibi ile birlikte Derinkuyu Mahallesi’ne varıldı. Köy kahvesinde bir soluklanıp mahalle muhtarının kahvaltı ikramı için muhtarımızın evine geçildi.

Hep birlikte Bozdağ Yaylası’na doğru yola çıktık. Çadırlar, malzemeler traktöre yüklendi. Yayla yolunda orman ekiplerince yapılmış bir çardağın yanında durduk. Muhtar “Bundan sonrasını yaya veya traktörle devam edeceğiz” dedi. Hemen itiraz ettik, “4x4 araçlar gider, devam edelim” dedik ama muhtar araçlar burada kalacak, araçla çıkamayız deyince mecbur kabul ettik. Bagajdaki çantalarımız, yiyeceklerimiz tüm eşyaları traktöre yükledik.

Traktör şoförümüz olan yaylada kalan genç arkadaşımız eşyaları götürüp bizi geri alacağını söyledi. Biz muhteşem doğa da beklemeyelim yürüyelim deyip yola koyulduk. Yürüdükçe yol dikleşti, şartlar zorlaştı. Yolda anladık ki muhtar haklı. Güçlü bir traktörden başka bir aracın hareket etmesi, o yolu aşması imkansız. Sedir ağaçlarının muhteşem kokusunda 1 km kadar yürüyüp Yörük yurduna vardık.

O yurtta yasayanlar karşıladı. Çay ikramı, sohbet derken öğleden sonra oldu. Bu arada Yörük yurdu bizim sohbet ettiğimiz yerden daha yukarıda. Yukarıda bir telaş var. Biz orada çay içer, film çekim ekibi ile tanışırken kuzu kesilmiş, Yörük analarınca börekler yapılmış, saç kavurmalar hazırlanmış bile.

Hepimizi kaldıkları yurdun yanında ocağın başında kurdukları sofraya davet ettiler. Yaklaşık 20-25 kişi 1600 m kotunda serin bir yaylada olmanın iştahıyla yemeklerimizi yedik. Yörük analarının eli dert görmesin.

Bizi misafir eden Yörük yurdu sahibi amcamız, teyzemiz, çocukları, torunları misafir ile çok mutlu ve daha iyi ağırlamak için telaştalar. Film ekibi de en güzel görüntüleri yakalamak için sürekli bir koşuşturma ve gayret içindeler, onların telaşı bir ayrı. Ben de bu arada yayla yaşamı ve en üst teknolojinin karşılaşmasını izliyorum.

Muhteşem bir doğa. Zor şartlar. Elektrik yok, su yok, telefon yok. Toroslardan, Denizli dağlarından bildiğim gürül gürül buz gibi akan çeşmelerdi. Burada ise damla su yok. Hayvanlar için sarnıç yapılmış, insanlar ise tankerle su getiriyor. Tüm ekip tanker suyu içtik. Bu noktada yazmadan geçemeyeceğim. Yörükler daha fazla ilgiyi ve hizmeti hak ediyor.

2 gün onlarla kaldık, yaşadık. Suyu tankerden içtik. Telefonsuz da yaşanabiliyormuş gördük. Ancak istenirse tüm sorunlar giderilebilir. Orman teşkilatımızı, yerel yönetimimizi bu konuda göreve davet ediyorum.

Gece çoban ateşini yaktık. Ateş başı sohbeti, Ümmü Kız’dan, sudan koyun geçirme gibi Yörük hikayeleri, Türk tarihinden kesitlerin yönetmenimiz Emrah Bekçi tarafından bizlere anlatılması bizlere çok güzel zamanlar yaşattı.

Yorgunluk çökünce herkes çadırına çekildi. Hiç bu kadar yıldız görmemiştik. Gecenin sessizliğini film ekibinin minik jeneratörü biraz bozsa da yaylanın serinliğinde herkes uykuya daldı. Sabah 5-6 gibi herkes ayaktaydı. “Neden bu kadar erkencisiniz?” dediğimde; “Yaylada güneşin doğuşunu ve yayla sabahını çektik” dedi yönetmenimiz. Bir kez daha anladım ki kolay iş yok. Kameralar, ses düzeni ve diğer teknik aletler ile 2 gün arı gibi çalıştılar.

Film ekibi ser verdi, sır vermedi. Bizler de ortaya çıkacak filmi merakla bekliyoruz. Kurgusuz, yalansız, tamamen doğal, mevcut yaşamı yansıtan çok güzel sahneler çektiler. Yörük yaşamını belgeleyecekleri için çok teşekkür ediyoruz. Denizli Yörükleri Derneği için de bu denli profesyonel bir ekiple çalışmak müthiş bir deneyim oldu. Yörük yurdundan yazacak anlatacak çok şey var. İlerleyen günlerde yazıya devam edeyim. Burada bizleri misafir edenleri, katılımcıları anmam gerekir diye düşünüyorum. Filmin Yönetmeni Emrah Bekci, film için öneri getiren ve imkanları sağlayanlar İsmail Beyazit ve Esat Aydın idi. 12 kişilik bir film çekim ekibinin adlarını kaydetmemişim.

Yörük yurdu sahibi ve diğer katılımcılar ise torunun gözünden;

Salih Mehmet Salım (dede)

Selime Salım (nene)

Ramazan Salım (baba)

Rahime Salım (anne- gelin)

Hüseyin Salım (amca)

Rukiye Küçükoğul (yenge)

Durali Küçükoğul

Mustafa Küçükoğul

Hasan Küçükoğul

Elif Beyza Salım(torun)

Derinkuyu Muhtarı ve hanımı

Servet Küçükoğul

Ayşe Ķüçükoğul

Hüseyin Kaplan (saz çalan- Eski Yeniçeşme Muhtarı)

Denizli Yörükleri Derneği

Yaşar Celal Ceylan (Başkan)

Doç. Dr. Devrim Alkaya (Genel sekreter)

Ayber Deniz Alkaya (minik üye)

Tüm emeği geçenlere teşekkürler

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayber Deniz Alkaya
Ayber Deniz Alkaya - 7 ay Önce

Cok güzel oldu emeği geçen herkese teşekkürler

Mustafa Küçükoğlu
Mustafa Küçükoğlu - 7 ay Önce

Elinize ayağınıza Yüreğinize sağlık hocam yüreklerimizi anlattığın için Allah senden razı olsun

Sabahattin Bozkurt
Sabahattin Bozkurt - 7 ay Önce

Bu videoyu çekme emeği geçenlere sonsuz teşekkürler ve orada yaşayan Yörük kardeşlerimize hayırlı sağlıklı yaşamlar dilerim.

Hasan Karaıslı
Hasan Karaıslı - 7 ay Önce

Yörük Gelenek ve göreneklerimizin yok olma noktasına geldiğimiz.bu günlerde çok güzel bir hizmet yaptıgınıza eminim. Bunun için sizlere teşekkür ederim. Bunun ilerisi için çok güzel bir belgesel olarak kalacağına inanıyorum...
Benim çocukluğumda bizim bölgenin.insanları Denizlinin üstündeki babadağ yaylalarına çıkıp çadırları kurar.en az üç dört ay kalırdık.Her obanin yurt yerleri ayrıydı.. Çocukluģumda 150- 200 civarında çadır olduğunu biliyorum. Yurtların yeri.1500 ile 2100 m. arasinda değişirdi.Köylerden hayvanlarla 4-5 satte çıkılırdı..bazı obalarda 1000-1500.koyunu olan çobanlar vardı..Sizin yaşadığınız.bir kaç günlük.hayatı biz aylarca yaşıyorduk.
Cefasıyla, sefasıyla yaylacılik.sürüp gidiyordu..Yaşam ve hayat şartları değişince hepsi bir bir geride kaldı. Son çobanız.birkaç yil önce hayatını kaybedince dağlar ve yaylalar ıssız kaldı.
Burada devletimize düşen bazı görevler var...
Öncelikle yurt yerlerine mutlaka bir aracın ulaşacağı yolların.yapılması.gerekir.Günümüzfe artik.ne at kaldı, ne eşek..
Hiç kimse dağlarda yaşayan çobanların su ihtiyacını düşünmefi..Nerede bir çesme, bir kaynak.görseler onu en yakın.yetleşim.yerlerine getirdiler
.Daglar kurudu. Çeşmesiz, susuz kaldı.
Çobanların ihtiyacı olan su onların kullanilabileceği en uygunmyerlere getirilmelidir.
Çobanların kullanacagı meralar ve orman.alanları onların ihticına göre ve ormandaki ağaçlandırma durumuna gore ayarlanmalıdır..Orman ve Çoban asla birbirinin zıttı yani düşmanı değildir. Bilakus birbirlerini kollayan dostlardir.
Bu dediklerimin bir kismı bile sağlanırsa inanıyorum.ki o yaylalar.yine de biş kalmaz.. Her dağda mutlaka dumanı tüten bir veya birkaç çadır.kalır..
.