TRABZONLU KAMYON ŞOFÖRÜ

Ülkemizin yüzyıllardır süregelen çarpık hukuk düzeninden herkes ve herşey nasibini hep almıştır. Münferit ve nadir mükemmellikleri mutat düzenmiş gibi görmeye çalışmak ve eskiye methiyeler yakmak başkalarını olmasa da kendi kendini aldatmaktan başka bir şey olamaz. "Öyle" olmuş olduğunu arzulamak başkadır, gerçekler ise daha başkadır.

Bir bilge söz der ki "keşke"leri hayatından kaldır, sen "iyi ki"lere bak!

Yaşamımızdaki çarpıklıkların en can yakıcı olanı şüphesiz ki var olduğunu sandığımız ve hatta var olduğunu savunduğumuz ama esasında hiç tadına varamadığımız "hukuk devleti düzeni"dir.

Hukuk devleti düzeni, yani işleyen bir hukuk devleti sadece bireyleri değil bütün canlı varlıkları koruyan bir zırhtır, kabus görmelerini önleyen bir duvardır, kızgın yaz günlerinin ferahlatan meltemidir.

Onun yokluğunu yaşayan bilir. Toplumun zayıf kesimlerindan bazıları zaman zaman bu zaafiyeti yenmeyi başarmış olsalar da yaygın kesim kaderine küsmekten ileri gidememiştir.

Bir dostumun internet aracılığıyla gönderdiği bir iletiyi gözlerim dolu okuduğumu hatırladım ve nerelerden nerelere geldiğimizi ve hatta bazılarımızın hala o bataklıktan çıkamadığını göstermek için önemli kısmını buraya aktarıyorum.

Bu, Ardahan'lı bir kız çocuğunun hikayesidir. Ardahan yerine yurdun herhangi bir köşesinin adını koyabilirsiniz. Bugün bile Edirne ilinin Enes ilçesine bağlı bazı köyü, Kars'ın veya Iğdır'ın bazı köyünden daha gelişmiş değildir. Pekçok ilimiz 2019 yılında bile hala "sürgün" yeridir.

Hikayedeki il isimlerini birer sembol olarak görebiliriz. Önemli olan kızlar, babalar, anneler, kısacası "insanlarımız"...

"Ardahan"ın bir dağ köyünde doğdum. Bizim oralarda aileler kızlarını ilkokuldan sonra okutmazlardı. Birkaç varlıklı aile hariç tabii. Yakınımızda okul olmadığından ilkokuldan sonra okumak isteyenler şehir dışına veya ilçe merkezine gitmek zorunda kalırdı. Her iki seçenek de bize uzaktı.

Fakir bir aile olmamıza rağmen babam okumamı çok istiyordu. Yakın bir ildeki parasız yatılı okul sınavını kazandığımda benden daha çok sevinmişti babam.

Tatillere gelirken babamın rica ettiği öğretmenlerimden biri bizim o tarafa giden bir arabaya bindiriyordu beni.

Köyümüzden okullar başlarken ayrılırdım. Babamla birlikte sabaha karşı saat 3'te yürüyerek köyden 1,5 kilometre uzaklıktaki ana yola inerdik. Babamın bineceğim kamyonu seçmesi saatlerimizi aldığından çok erken kalkıyorduk. İlk başta bu beklemeler bana çok anlamsız geliyordu. Ta ki gerçek nedenini öğrenene kadar...

Köydeki insanların yaptığı dedikoduları duyar, geceleri gizli gizli ağlardım. Babam beni, yani öz kızını satıyormuş! Böyle diyorlardı.

Bunun nedeni, babamın yol üzerinde beklerken, geçen her kamyonu durdurup, kısa bir konuşma yaptıktan sonra bineceğim kamyonla ilgili kararını veriyor olması idi.

Bindiğim kamyonların şoförleri lokantada kendi yediklerinden daha fazlasını ısmarlar; yan koltukta uyurken paltolarını çıkarıp üzerime örter, bazen de çaktırmadan cebime harçlık koyarlardı.

Babamın neden o şehre giden her arabaya beni bindirmediğini çok sonradan öğrendim.

Şoförlere nereli olduklarını soruyordu babam. "Trabzonluyum" cevabını alana kadar da beni hiçbir kamyoncuya teslim etmiyordu. Nedenini sorduğumda, "Kızım Trabzonlular güvenilir ve ahlaklı insanlardır; seni onlara teslim ettiğimde gözüm arkada kalmıyor..." demişti.

Okudum ve öğretmen oldum. Evlendim, üç çocuk yetiştirdim. Biri şu anda bursla ABD'de okuyor. ABD'e yaşayan oğlumu yolcu ederken pistin ufkuna baktım. Oğlumu teslim edebileceğim bir Trabzonlu aradı gözlerim!

Beni her türlü yokluğa ve iftiraya karşı okutan babam şu anda yaşamıyor. Nerde bir Trabzonlu görsem aklıma babam, benim için yaptıkları, uğradığı iftiralar gelir ağlarım..."

Yavuz dostumuz diyor ki; "Sözü bittiğinde Nevin öğretmen dakikalarca ağladı; ben ağladım, ağladım ağladım..."

Nevin öğretmenin şu feryadıyla bitirelim: "Bu ülkenin sokaklarında, yollarında nefes alan tüm Trabzonlular size seslenmek istiyorum: Ardahanlı bir babanın bozkırın veya dağların ortasında sabah erkenden yolunuzu çevirip kızını size teslim edebileceğini unutmadan yaşayın emi!"

...

YORUM EKLE