TURİZMCİLER, PAÜ’DEN SEVİNÇLİ HABER BEKLİYOR

Denizlili turizmciler, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi inşaatının tamamlanmasını dört gözle bekliyor. 2020 yılında pandemiden dolayı yaşanan sıkıntıları, 2021 yılında yaşanmaması dileğinde bulunan turizmciler, PAÜ Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi’nin ülkemiz turizminin lokomotifi olacağına inanıyor.

DENTUROD Başkanı Gazi Murat Şen, korona virüsü sonrası ülke turizmi konusunda değerlendirme yaptı. Başkan Şen, Pamukkale’de turizmi fişekleyecek olan projenin Pamukkale Üniversitesi’nin Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi olduğunu söyledi.

Başkan Şen, “PAÜ Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi’nin 2020 Nisan ayında açılacağı müjdelenmişti. Corona virüsü sonrası şifa bulmak isteyeceklerin adresi PAÜ Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi olacaktı. Tüm beklentimiz buydu. 2021 yılında Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi’nin hizmete açılmasını arzuluyoruz. PAÜ Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi’ne sağlık için gelen yerli ve yabancı turistler, doğal güzelliği ve kültürel zenginliyle ünlü Pamukkale’ye hareketlilik getirecektir. PAÜ Rektörlüğü’nün bu konuda duyarlı olduğunu biliyoruz. Yaşanan aksamaları çözmek için Denizli Milletvekillerimizi de göreve davet ediyoruz…” dedi.

Gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz. Bacasız sanayi olarak bilinen turizm Pamukkale, Karahayıt ve Laodikya üçgeninde PAÜ Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi’nin omuzuna büyük sorumluluk yükleniyor. PAÜ Fizik Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi’nde şifa bulmaya gelen yerli ve yabancı turistler, için bu üçgen içerisinde günü birlik kültür turları düzenlenebilir…  Bu kültür turları için Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nce yapılacak çalışmaları da yakından takip ediyoruz.

“DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ’NE İLHAM VEREN ÇİVRİLLİ ŞEFİK SINIĞ…

Çivril İlçesi’nde 1925-1949 yılları arasında yaşayan öğretmen Şefik Sınığ, şair Ceyhun Atuf Kansu'nun yazdığı “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiirine ilham veren isimdir. “Dünyanın Bütün Şiirleri” ünlü sanatçı Selda Bağcı tarafından seslendirilmiş ve yıllarca okunmuştur.

Çivrilli emekli öğretmen Mümtaz Başkaya, yaptığı araştırmayı şöyle anlatıyor.

Çivril, Denizli'nin şirin bir ilçesidir. Öğretmen Şefik Sınıg'ın mezarı, şehir mezarlığında bir tepenin üzerindedir. Nüfus kayıtlarına göre, asıl adı ve soyadı Şefik Eren Şınıg' dır. Ancak, "Şınığ" yerine, "Sınıg" soyadını kullanmıştır. Şefik Sınığ, 1925 yılında Konya-Seydişehir' de dünyaya geldi. Babasının adı Hulusi, annesinin adı Nazife'dir. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybeden küçük Şefik, hem yetim. hem de öksüz kalır. Kimsesiz kalınca; o yıllarda Denizli'nin Çivril İlçesi’nde PTT müdürü olan eniştesinin yanına gelir. Burada, ilçenin tek ilkokulu olan 30 Ağustos İlkokulu'nda öğrenime başlar. Çivrilli Osman Gürkan, Isparta-Gönen Köy Enstitüsü'nde tarım öğretmenidir. Çevresinde; zeki, çalışkan, yardıma muhtaç çocukları teşvik ederek, çoğunlukla, okula kendisi götürerek, o çocukları öğrenim görmelerini sağlar. Şefik de, bu çocuklardan biridir.

Öğretmen Osman Gürkan, Şefik'i Isparta-Gönen Köy Enstitüsü'ne götürür, Orada, parasız yatılı okumasını sağlar. Ona bir baba şefkati gösterir. Ona sahip çıkar. Şefik Sınığ, Gönen Köy Enstitüsü'nü bitirdikten sonra, Afyon-Dinar ilçesi, Sütlaç Köyü İlkokulu'na öğretmen olarak atanır. Burada ilk görevine başlar 1949 yılı ekim ayında bir gün, görev yaptığı Sütlaç Köyü'ne yakın Bostancı Köyü'ne futbol oynamaya giderler. O köyde Çivril'den ve Gönen Köy Enstitüsü'nden sınıf arkadaşı olan öğretmen Mehmet Aydeniz görev yapmaktadır. Orada, maç esnasında futbol topu patlar. Şefik öğretmen ve arkadaşları, topu tamir etmek için okula girerler. Şefik öğretmen, topu tamir ederken okulun ara duvarı üzerlerine çöker. Yalnızca o ağır yaralanır. O yıllarda, ulaşım şartlan hayli zor olduğundan Çivril e güç şartlarda getirilir.

Doktor Şerif Gürsel, ağır yaralı olan Şefik öğretmeni muayene ediyor ve omuriliğinin hayli ezilmiş olduğunu görüyor. Çaresiz bir şekilde, Çivril'den Sütlaç'a geri götürülüyor ve orada okul odasında yatağına yatırılıyor. Hasta yatağının başında, öğretmen arkadaşı Mehmet Aydeniz. Köylülerden bir kaç kişi bekliyor Ancak, durum umutsuzdur. Dünyanın bütün çiçeklerini, köy çocuklarını, öğretmenlik mesleğini çok seven idealist öğretmen ölmek üzeredir. Sürekli öğrencilerini sayıklar Bu sayıklaması gün boyunca sürer. Hep, öğrencilerini, kaderleri kendisine benzeyen o köy çocuklarını sayıklar. Dünyanın bütün çiçeklerini yanına ister. Son sözleri şu olur:

“BANA ÇİÇEK GETİRİN, DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİNİ BURAYA GETİRİN” SÖZLER, İLHAM OLDU

Daha sonra, yaşama gözlerini kapar. Zorluklarla geçen yaşamı acı bir olayla son bulmuştur. Artık, o çok sevdiği köy çocuklarından, okulundan ayrıdır... Bu acı olay, 1949 yılında ekim ayının bir perşembe günü meydana gelmiştir. Çivril'de de duyulan bu acı olay üzerine, bir grup öğretmen arkadaş, bir kamyonla Şefik öğretmenin cenazesini Çivril'e getirmek üzere Sütlaç'a gider. Giden öğretmenler Süleyman Çavdaroğlu, Hasan Başkaya, Ali Dönmez, Rüştü Özen ve Mehmet Reşit Akay'dır. Yanlarında, beraber gittikleri öğretmenlerden birisinin Çivril' de misafiri olan bir üniversite öğrencisi de vardır. O da çok üzülmüş ve duygulanmıştır.

Şefik öğretmen, arkadaşlarınca Çivril' e getirilir ve şehir mezarlığında toprağa verilir. Mezarının başına adı, soyadı, doğum ve ölüm tarihleri yazılı bir mezar taşı dikilir.

Çivril'den öğretmenlerle beraber Sütlaç'a giden üniversite öğrencisi bu acı olayı Ceyhun Atuf Kansu'ya, 1949 yılında anlatır. Şefik öğretmenin o duygu yüklü son sözlerini aktarır. Bu acı olayı ve son sözleri duyan Ceyhun Atuf Kansu çok duygulanır. Şefik öğretmenin anısını, idealistliğini ölümsüzleştirmek için "Dünyanın Bütün Çiçekleri" adlı o duygulu, anlamlı şiirini kaleme alır.

Bu şiir, ünlü şair tarafından 1950 yılında kaleme alınmıştır, öğretmen Şefik Sınığ, yıllar boyu yaşasın diye... Gerçekten de, "Dünyanın Bütün Çiçekleri" şiiri, yıllar boyu bir türkü gibi söylenip durdu. Daha çağlar boyu söylenip duracak. Anadolu'nun her köşesinde bir fısıltı gibi, Şefik öğretmen, dünyanın bütün çiçeklerini, köy çocuklarını çağıracak. Kaderleri ona benzeyen, yalnızlıkta açan, kimsenin bilmediği o köy çocuklarını... Onlara son bir ders vermek için... Son şarkısını söylemek için...

Öğretmen Şefik Sınığ, bu şiirle ölümsüzleşmiştir. Şefik öğretmenin mezarının Çivril'de olduğunu pek fazla kişi bilmiyor. Onu tanıyan, bu gün hayatta olan emekli öğretmen arkadaşları mezarın yerini bilmektedirler ve anısını ilk günkü canlılığı ile içlerinde yaşatmaktadırlar. Bu gün, hayatta olan, kendisini tanıyan arkadaşları Osman Gürkan'ın oğlu emekli kütüphane öğretmeni Turan Gürkan, emekli öğretmenler Rüştü Özen, Mehmet Reşit Akay ve Süleyman Erdem'dir. Emekli öğretmen Süleyman Erdem, Şefik öğretmenin mezarının Çivril' de olduğu, konusunu yeniden gündeme getirir. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne, "Mezarın yeniden düzenlenmesi" önerisini götürür. Öneri kabul görür ve yapılan düzenleme 24 Kasını Öğretmenler Günü'ne yetiştirilir. Mezar taşına şiirin ilk ve son kıtaları yazdırılır. 24 Kasım' da mezarının başında kısa bir tören yapılır. Emekli öğretmen Rüştü Özen, Ceyhun Atuf Kansu'nun oğlu Işık Kansu'ya olayı haber verir. Çivril'e davet eder. Ünlü şairin oğlu Işık Kansu, yıllardan beri peşinde olduğu, araştırdığı olayın birden bire aydınlandığını duyunca, oldukça heyecanlanır. Hemen Çivril'e gelir ve Şefik Sınığ'ın mezarını ziyaret eder. Onu tanıyan emekli öğretmen arkadaşları ve diğer kişilerle tanışır, konuşur. Daha sonra, Rüştü Özen ile birlikte Dinar'ın köyleri olan Sütlaç ve Bostancı Köyleri'ne gider. Amacı; o günlerin tanığı yaşlı kişileri bulup konuşmaktır. Amacına ulaşır. O acı olayın canlı tanıklarını bulup konuşur. Oradan buruk bir acı ile Çivril'e geri döner. Yıllardır arayışının mutlu sona ulaşmasında katkısı olan Çivrilliler' e teşekkür ederek, Ankara'nın yolunu tutar. Ankara yollarında babası Ceyhun Atuf Kansu'nun "Dünyanın Bütün Çiçekleri" şiirini daha bir anlamlı mırıldanır. Bizler, Şefik öğretmenin mezarının Çivril'de bulunmasını bir onur sayıyoruz. Çivril' de Şefik öğretmenin mezarının bulunduğu şehir mezarlığı, yüksekçe bir tepededir. Bu tepe, özellikle ilkbahar aylarında renk renk çiçeklerle bezenir. Burada her türlü çiçek boy verir.”

"BANA ÇİÇEK GETİRİN, DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİNİ BURAYA GETİRİN."

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kir ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Koy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu essiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yasamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
(Şair Ceyhun Atuf Kansu)

Şefik Sınığ’ı saygıyla anıyoruz…

Dünya çiçeklerinin son istirahathanemizde açmasını kim istemez…

Şiiri yazan şair Ceyhun Atuf Kansu ve araştırmayı yapan emekli öğretmen Mümtaz Başkaya’ya teşekkür ederiz.

1964 YILINDA DENİZLİ UYARMA UYGARLAŞMA DERNEĞİ KURULMUŞ…

Denizli Barosu’nun sevilen isimlerinden avukat Atilla Sezener, sosyal medya hesabından 1964 yılına ait bir fotoğraf paylaştı. Atilla Sezener’e fotoğrafı arkadaşımız Ali İsmet Ege göndermiş. Atilla Sezener, fotoğrafın altına şu notu düşmüş. “Dün akşam bu fotoğrafı ali ege arkadaşım yolladı. Ağabey içeriğini doldur dedi. Yıl:1964. Denizli Uyarma ve Uygarlaşma Derneği Yönetim Kurulu Denizli Tugay komutanını ziyaretten çıkıyor. Soldan sağa: Tahsin Silahtar- Hidayet Yunmuş- Fuat Özen- Atilla Sezener- Musavver Karabudak- Cengiz Haner- Kadri Özbaş- Mahmut Akçalı. Mahmut bey hakkında bilgim yok. Diğer son derece kıymetli arkadaşları kaybettik. Nurlar içinde yatsınlar.”

Atilla Sezener’in notunu okuyunca, vaybe dedim… Denizli’de bir dönem “Denizli Uyarma ve Uygarlaşma Derneği” faaliyet gösteriyormuş…  Demek ki bir dönem uyarma ve uygarlaşma konusunda daha duyarlı davranılmış… Hepimizin hedefi uygarlaşmaktır… Denizli Uyarma ve Uygarlaşma Derneği yöneticilerini sevgi ve saygıyla anıyorum… Yaşayan Atilla Sezener’e sağlıkla uzun ömürler dilerim…

MAHKEMEDE SIRA NASIL ALINIR?

Avukat Atilla Sezener, mahkeme anılarını sosyal medya da paylaştı. Geçmişte Adliye koridorlarında ve salonlarında sıra almak çok zordu. Sezener’in anısını okuyalım…

“Yıl 1963. Yer asliye hukuk mahkemesi duruşma salonu.

Duruşma hakimi çok iyi niyetli ve sevecen biri. Ayrıca Baromuz ile ilişkileri çok medeni düzeyde. O nedenle avukatlar tarafından seviliyor.

O gün kendisini seven tüm avukatlar duruşma salonuna doluştular. Yeri gelmişken kaydedeyim. O yıllarda Türkiye’de biri İstanbul, diğeri Ankara olmak üzere iki hukuk fakültesi vardı. Şimdiki gibi fakülte sayısını kimsenin bilmediği siyasi yatırım sonucu bol kuruluş yoktu. Denizli merkezinde aktif çalışan 20 çıvarında avukat bulunuyordu.

Avukatlar dinleyici sıralarına oturarak kendi davalarının öne alınmasını istediler. Bu karmaşa içinde ben sesimi hiç çıkarmadım. Çünkü içlerinde en genci ve tecrübesizi bendim. Fakat bir neticeye varılamadı.

Sonuçta sesimi yükselterek “Bir önerim var hakim bey” dedim.

Bana:

-Söyle bakalım.

-Hakim bey. Önce içimizde tek kadın avukat var: Sabriye Tarım. Onun davasını önden alın. Sonra en yaşlı arkadaşımız var: Hızır Cengiz onun davasına bakın ve ardından Karayolları avukatın davasına bakın. Bu arkadaş trenle Ankara’ya dönecek. Bu sıralamadan sonra diğerlerini alırsınız.

Hakim:

-Evet bu uygun, dedi.

Ve Sabriye Tarım’ı çağırıp oturttu. Mübaşire “karşı tarafı çağır” dedi. Mübaşir dosyadan karşı tarafı çağırdı:

-Avukat Atilla Sezener.

Ben geçip yerime oturdum. Hakim biraz durakladı ve davayı yürüttü.

İkinci sırada kendisini rahmetle andığım ağabeyimiz Hızır Cengiz’i çağırdı.

Ve karşısında yine ben.

Hakim, duruşmayı keserek sordu:

-Atilla, Karayolları ile dava da senin mi?

-Evet efendim, benim.

Tutamadığı kahkahayı patlattı.

Ben devamla:

-İlk sırayı bana verin desem, hem diğer meslektaşlara saygısızlık olacak, hem de ciddiye almayacaktınız.

Ben politika yapmıştım. Bilindiği gibi, politika kendi menfaatini başkalarının menfaati gibi gösterme sanatıdır.”

Elbette Atilla Sezener, çevik, zeki ve sevecen olmasından dolayı mahkeme başkanından sıra alması başarmış. Bu genç avukatların kulağına küpe olsun…  

NAFİZ ÖZ, İYİ PARTİ DANIŞMA KURULU BAŞKANI SEÇİLDİ

İYİ Parti Denizli İl Başkanlığı’nın “İYİ Parti Danışma Kurulu” Nafiz Öz başkanlığında oluşturuldu. İyi Parti Denizli Danışma Kurulu 25 kişiden oluştu. Danışma Kurul, çalışmalarına başladı.  İYİ Parti Denizli Danışma Kurulu Başkanı Nafiz Öz, “Pandemi şartlarında il yönetimi görevlerine hızla devam ediyor.  Bu çalışmaların zaman içinde topluma hizmet olarak geri dönecektir. İyi Parti ülkemize ve Denizlimize iyi gelecektir” dedi.

İyi Parti Danışma Kurulu Başkanı Nafiz Öz’e başarılar dileriz. Denizli siyasetinin önemli aktörlerinden olan Nafiz Öz, yıllardır PASVAK’ta yardım bekleyenlerin mutlarını yeşertiyor ve çare oluyor. Bu yardım severliğinin ön plana çıkmasını aslında çok istemez… Çünkü sağ elin aldığını, sol el bilmesin istiyor… Bizde; Nafiz Öz’ün yolunun sevgiyle açık olmasını dileriz…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2123’ÜNCÜ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

 ÇARŞAMBA’NIN SÖZÜ:

Cehalet yenilmesi gereken en büyük düşmandır..”

 Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE

banner212

banner211