TURİZMCİLER, REKTÖR BAĞ’DAN SEVİNÇLİ HABER BEKLİYOR

Pamukkale Üniversitesi’nin, Türkiye’nin ilk ve tek Termal Hastanesi Projesini Denizli Gazetesi’nin 17 Haziran 2019 Pazartesi günkü sayısında manşetten verdiğimiz haberin birinci yılı 17 Haziran 2020 tarihinde doluyor.  Denizli Gazetesi’nin 17 Haziran 2019 Pazartesi sayısında “Denizli, bölge ve Türkiye turizminin beklediği müjdeyi PAÜ Rektörü Hüseyin Bağ verdi” flash ve “Türkiye’nin ilk ve Tek Termal Hastanesi Nisan 2020’de Turizmin Hizmetinde” başlığı ile manşetten vermişiz. Pamukkale Üniversitesi Rektörü Hüseyin Bağ’ın duyarlılık gösterdiğini hepimiz biliyoruz. PAÜ Termal Hastanesi ülkemizin sağlık turizmine sunulmuş en büyük adım olacaktır.

DENTUROD Başkanı Gazi Murat Şen’le, Corona Virüsü sonrası Pamukkale ve ülke turizmi konusunda sohbet ettik.

Başkan Şen, Pamukkale’de turizmi fişekleyecek olan projenin Pamukkale Üniversitesi’nin Termal Hastanesi olduğunu söyledi. Şen, “Pamukkale Üniversitesi Termal Hastanesi’dir. 2020 Nisan ayında açılacağı müjdelenmişti. Corona virüsü sonrası şifa bulmak isteyeceklerin adresi PAÜ Termal Hastanesi olacaktı. Tüm beklentimiz budur” dedi.

Arşivi karıştırırken Pamukkale Üniversitesi Rektörü Bağ’ın bir yıl önce verdiği müjdenin haberini çıkarttım. Pamukkale Üniversitesi rektörü Hüseyin Bağ, bir yıl önce nasıl bir müjde vermişti. Rektör Bağ, “Karahayıt Bölgesi’nin kısa sürede sağlık ve turizm yerleşkesi haline dönüşerek ulusal ve uluslararası platformlarda bir markaya dönüşeceğine inancımız tam. Hastaneyi Nisan 2020’de hizmete almayı planlıyoruz” dedi.

Şimdi Denizlili turizmciler, Pamukkale Üniversitesi rektörü Hüseyin Bağ’dan sevinçli bir açıklama bekliyor…

ÖZ, “İYİLİK BULAŞICIDIR. BUNU GENÇLERE BULAŞTIRMAK İSTİYORUZ”

PASVAK Yönetim Kurulu üyesi inşaat mühendisi Nafiz Öz, 8 Haziran 2020 Pazartesi günü DRT Denizli Haber Müdürü Cansu Karacık Yazıcı’nın hazırlayıp sunduğu Güne Bakış programına konuk oldu. PASVAK’ın sıcak elinin ve güler yüzünün insanlara nasıl dokunduğunu anlatan Nafiz Öz, “Korona virüs bizi de etkisi altına aldı. En çok etkilenen kuruluşlardan biriyiz. Birçok ilki yaşadık. Ancak hizmetimiz devam etti. Korona virüsle gelirlerimiz düştü. Yıllarca iftar yemekleri verdik. İnsanlara dokunuyoruz. 16 yıldır bunu yapıyoruz. İyilik bulaşıcıdır. Denizlilerin bu kurum.  Biz siyasetten uzağız bu kuruluş felsefemiz. Şuan 1.250 kişiye dokunuyoruz hedefimiz 3000 kişi. Korona virüsle birlikte talep arttı. Aynı ve nakdi yardımlar alıyoruz. 4 araçla yemeklerimizi dağıtıyoruz.  10 seneden beri yaptığımız bir projede ise öğrencileri bu dağıtım uygulamasıyla buluşturuyoruz. 9 ila 15 yaş arası gençlerimiz buna katılabiliyorlar. Bu işlerde emek var. Kolay değil. 15 kişilik bir ekibimiz var. Tecrübeliyiz. Doğru insanla doğru kişilere ulaşmaya çalışıyoruz. Herkes sorumluluğunu biliyor.  Gerçek ihtiyaç sahiplerini belirlerken çok dikkatli ve seçiciyiz. Çünkü doğru kişiyi bulmalıyız. Doğru noktada durmalıyız. T.C. vatandaşı olmayanlara bu hizmeti vermiyoruz.  Yeni binamızla birlikte hizmet kalitemiz ve ulaştığımız kişileri arttıracağız. İnşaatın yüzde 60’ını bitirdik. Biz 16 yıl önce 300 kişiye hizmet vererek başladık, bu hizmete. Bu sayıyı arttıracağız. Önümüzde ki günlerde yeni binamızı hizmete açacağız. Sistemi gelecek nesillere aktaracağız. Vakıf kültürünü geleceğe taşımalıyız. İlerleyen zamanlarda ilçelere de bu binaları yapmak gibi bir düşüncemiz var. Oralarda da insanlara dokunmalıyız. “ dedi.

PASVAK’ı kuran ve projelendiren Önder İzmirlioğlu’dur.  Rahmetli Önder İzmirlioğlu ile proje başlamadan önce konuşmuş ve haberlerini yapmıştık. Havaalanlarında yolcuları uçaklara taşıyan bir otobüsü satın alan ve seyyar aşevi yapmak hayaliyle ortaya çıkan rahmetli İzmirlioğlu PASVAK’ın doğuşunu sağladı.

PASVAK Yönetim Kurulu’nda, toplumun sağı ve solunda bulunanlar görev yapıyor. PASVAK’ta öncelikle politika ve siyaset yapılmayacağı ilkesidir. Bu ilke sayesinde PASVAK bugünlere geldi. PASVAK’ı isteyen politikacılar oldu. Ama PASVAK’a destek olan hayırseverler, sıcak yemeklerin gerçek sahiplerine ulaştığı için içleri huzurlu oluyor.

PASVAK Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Topuz’da mesaisinin büyük bir bölümünü vakfın çalışmalarına ayırıyor. Hayır işlerine vakfedilen zamanlar, elbette ifadesi zor mutluluğun fotoğrafıdır.  Keşke, toplumumuzda herkes gücü ve yeteneği oranında çalışsa da, vakıf hizmetleri başka alanlarda verilse. Vakıflarımız refah seviyenizi yükseltecek projelere imza atabilse diye düşünüyorum… Çevremde yardım yapmak isteyenleri PASVAK’a yönlendiririm.  Bence sizde öyle yapın ve iyilik bulaşsın…

POLİTİKADA VEFA DİYE BİR ŞEY ARAMAYIN…(!)

1982 yılından bu yana Denizli politikasını yakından takip ediyorum. Gündemden hiç düşmeyen isimlerin başında Adnan Keskin gelir. Adnan Keskin, Denizlililerin sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşır. CHP’de en üst düzey görevler alan Adnan Keskin, 10 Haziran 2020 Çarşamba günü Denizli Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti. Adnan abi,  anılarını anlattı. Yaşadığı politik mücadeleyi bir kitap olarak yazmasını istedik. “Bakalım” dedi. Konuşmamızın arasında “politikada vefa yoktur” diye söyledi.  Bir yıl önce kaybettiğimiz CHP Milletvekili Kazım Arslan’ın mezarı başında anılmasının anlamlı olduğuna dikkat çeken Keskin, “Kazım Arslan’a Allah’tan rahmet dilerim. Yalnız Denizli’de bu partiye hizmet vermiş, il başkanlarımız ve milletvekillerimiz var. Yönetimlerimiz onların ölüm tarihlerini bile bilmez. CHP Denizli’de bunun bir bütün olarak anılmasını arzulardım. 14 Yıl il Başkanlığı ve ilk Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı yapan Hüdai Oral, yıllarca senatörlük yapan Hüseyin Atmaca, eski il başkanlarımızdan Salih Basmacı, partimizin iktidar olması için son nefesine kadar çalışan Ahmet Şen ve daha niceleri hiç hatırlanmıyor. İşte; bu nedenle politikada vefa yok diyorum. Kazım Arslan’ın anılmasının arkasındaki ince çizgi nedir diye sorarsanız, rahmetli Kazım Arslan’ın tabanına selam vermektir. Yönetimler değiştiğinde bu anmalarda unutulacaktır. Biz politikacıları bekleyen bu acı gerçektir.” Dedi. 

ATİLLA SEZENER’DEN ANILAR…

Avukat Atilla Sezener, sosyal medyada anılarını ve tecrübelerini paylaşmaya devam ediyor. Sezener, 1930’lu yıllardaki Çal İlçesi’nin fotoğrafını gözler önüne serdi. Sezener’in, “ilk anılar” başlıkla yazısını birlikte okuyalım.

“İLK ANILAR

Babam Nurettin Sezener Malatya’lı, annem Halide Erim Boşnak kökenli ve Afyon’da doğmuş. Annem ebe, babam sağlık memuru olarak Denizli’nin Çal ilçesine 1931 de tayin edilmişler. Sonra iki meslektaş evlenmişler. Ben 5/07/1933 de Denizli Devlet Hastanesinde doğmuşum ve hemen Çal’a dönmüşler. Ben Çallıyım.

İlk hatırladığım anı, halen Denizli’de Merkez Bankası olan binaya yakın yerde, devrin ünlü doktoru Hamdi Berkman’a ait özel hastane vardı. Üç yaşındaydım, babam beni oraya getirip doktora muayene ettirdi. Steteskopla dinlendiğimi hatırlıyorum.

Beş yaşındayken, bir gün baktım, çok sevdiğim ninem Fahriye Erim ağlıyordu. Onun ağlamasına sonradan annem ve babam da katıldı. Nedenini sormadan ben de ağlamaya başladım. Sonradan o gün 10 Kasım 1938 olduğunu ve Atatürk’ü kaybettiğimizi anlattılar.

Altı yaşımdayken 30 yaşlarında evli bir kadına aşık (!) oldum. Bunun psikolojide yeri olduğunu sanıyorum.

Yedi yaşında Çal Gazi İlk Okuluna başladım. İlk öğretmenimiz rahmetli Mustafa Aycan’dı. Yıl 1939 du ve İkinci Dünya Harbi başlamıştı. Öğretmenimizi askere aldılar. Bütün sınıf ağladık.

Numarası bana gelinceye kadar sınıf arkadaşlarım şunlardı: 4 Mukaddes Dikmen, 5 Şefika Kılıç, 19 Nevin Gönenli, 27 Nuran Başar, 33 Kamil Bozbay, 40 Ömer Çetin, 55 Selahattin Bozkurt, 65 Yılmaz Erdemir, 103 Atilla Sezener.

İlk Okulu okurken yani 1939-1945 yılları arasında savaş devam ettiği için çok sıkıntılar çekildi.

Vesikayla Sümerbank’tan kumaş ve bez alınıyordu. Ekmek de vesikayla alınıyordu. Payımıza çeyrek ekmek düşüyordu ve yetmiyordu.

Geceleri pencereleri halı ve kilimlerle kaplıyor ve dışarıya ışık sızmasını önlüyorduk Alman uçaklarının bombalamasından korkuluyordu. Düpedüz panik vardı.

Hemen ilave edeyim. Evlerde ve ilçede elektrik yoktu. 5 numara gaz lambası vardı. Misafir geldiğinde 8 numarası devreye girer ve daha çok ışık elde edilirdi. Tuvaletlerin önünde ise, kullanan bir yerlere çarpmasın diye, idare lambası denen bir küçük aydınlatma aracı kullanılır ve sürekli yakılı kalırdı.

Ben ikinci sınıftan itibaren ninem tarafından başka bir göreve getirildim. Komşuları çağırır ve ilçede çok az olan ve sırayla okunan romanları bana okuturlardı. İlk okuduğum Reşat Nuri Güntekin’nin ünlü eseri Çalı Kuşu idi.

Pazartesi günleri Çal’ın pazarıydı. Annemle gider ve haftalık ihtiyaçları karşılardık. Rahmetli annem çok bonkör biriydi. Örneğin iki çuval kavun alırdı. Bir çuval daha bitmeden ikinci çuval çürümüş olur ve atılırdı.

Top yoktu. Kağıt ve bezlerden top yapar ve toz toprak içinde koştururduk. Çember çevirir ve mazı dediğimiz topaç döndürürdük. Ayrıca bazılarının fiske dediği ve bizim cinci dediğimiz, bilyelerle oynardık. .

Karıncacı Osman ile Ali Dikmen en ünlü ve sürekli alışveriş ettiğimiz bakkallardı.

O günkü Çal’ı seviyor ve özlüyorum.”

Atilla Sezener çocukluğunun geçtiği Çal İlçesi’ni özlüyormuş… Kim özlemez ki, hepimiz çocukluğumuzu unutamıyoruz…

SEZENER’DEN GÖLETLER GİRMEYİN UYARISI

Yaz aylarında bunaltıcı sıcaklarda serinlemek isteyenler, girdikleri göletlerde boğuluyor.

Sezener, “Göletler, bilim, uyarılar ve…” başlıklı yazı kaleme aldı.

“GÖLETLER- BİLİM- UYARILAR- VE…

Daha çok sulama amaçlı yapılan küçük gölcüklere gölet deniyor. Bu konuda yeterli bilgisi olmayan, okuyup araştırmayan ailelerin çocukları, bu göletlerde yüzme hevesine kapılıp, bunu çoğu kez hayatlarıyla ödüyorlar.

Denizli bunun bedelini her yıl ödüyor. Bakın neden ?.

-Göletler yüzmek için uygun yerler değildir ve buralarda yüzmek ayrıca yasaktır.

-Tatlı suların, denizlerde tuzlu sularda olduğu gibi yoğunluğu bulunmadığından kişiyi kaldırma gücü daha azdır.

-Çoğu kimse belki bilmez ama, baraj ve göletlerin dipleri giderek mil denilen çamur ile dolmaktadır. Kısa süre önce Pamukkale Belediyesinin Koca Çukur denilen göletten 400 kamyon çamur çıkardığını bilmeliyiz.

-Yüzen kimse yorulduğunda ayağını basmak ister; çamur ise onu rahatça aşağıya alır. Panik zaten güçsüz bırakır ve feci son ortaya çıkar. Sanılanın aksine panik ve ilk olarak akciğerlere su dolması, bağırma ve imdat seslerini engeller.

-Boğulmakta olanı kurtarmak bir eğitim meselesidir. Bunun bilincinde olmayan kişi, boğulanı kurtarmaya kalkarsa, onun ani sarılması karşısında kısa sürede güçsüz kalıp, birlikte ölüme giderler.

*

Bu ülke çeşitli nedenlerle çok acılar çekiyor. Göletler yüzme yerleri değildir. Lütfen akıl ve bilim yolunun dışına çıkıp ağır ve telafisi imkansız bedeller ödemeyelim.”

Evet, sevdiklerimizi yıllarca üzmemek için gölete girerken dikkat etmeliyiz veya hiç girmemeliyiz.

BAŞKAN ÇELİK, BABAANNE OLDU.

CHP’li Bozkurt Belediye Başkanı Birsen Çelik babaanne oldu. Başkan Birsen Çelik, babaanne olmanın sevincini yaşıyor.  Çelik’in 11 Haziran 2020 Perşembe günü doğan torununa “Irmak” adı verildi.  Başkanı Çelik, “İnanılmaz güzel bir duygu. Evladımın evladını kucağıma aldım. Adını Irmak koyduk. Irmak gibi bir ömrü olsun. 2 oğlum var, bir kız torun bize çok iyi gelecek”  dedi. Torunu Irmak’ın doğumunu sosyal medya hesabından paylaşan Başkan Birsen Çelik’e gözün aydın, bebek Irmak’da aramıza “HOŞGELDİN” diyoruz… Sağlıkla büyüsün…

 “PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1930’UNCU GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

“Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız."

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE

banner212

banner211