TÜRKİYE'DE İLK ÜNİVERSİTE

Ortaöğretim sonrası kapsamlı ve çok yönlü eğitim veren kurumlara üniversite dendiğine göre bu anlamda Türklerde ilk üniversite Atatürk Türkiyesinde kurulmuştur. 1933 yılında bir medrese olan İstanbul Darülfünununun üniversiteye dönüştürülmesiyle bizim ilk üniversitemiz kurulmuş oldu.

Eğitimin dine dayandığı Osmanlıda yüksekokul niteliğinde bir kurumun eksikliği anlaşıldığında İstanbul’da 1845 yılında Darülfünun kararı alındı. Hemen farkedildi ki bu yüksekokulu takip edebilecek lise yok. Zaten başetmekte zorlandığı Kırım ve diğer Yunan harpleriyle başı dertte olan Osmanlı Darülfünunu kapattı ve darülmaarif adıyla önce bir lise açmaya karar verdi. Hatta o lisenin masrafları da dini çevrelerin tepkisini çekmemesi için Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmialem Valide Sultan karşılamı ve bir de vakıf kurrulmuştur. II. Mahmud’un türbesi yanında yaptırılan büyük bina (bugünkü Cağaloğlu Anadolu Lisesi) Valide Mektebi olarak anılırdı. Osmanlıda planı okul olarak çizilen ilk büyük binadır. 1850 yılında padişahın da katıldığı ve açılış nutkunu Sadrazam Reşid Paşa’nın yaptığı bir törenle açılmıştır ki o lise Osmanlı Devletinin ilk sivil lisesi olmuştur.

İkinci adım olarak 1857 yılında Maarif Nezareti tarafından eğitim için Paris’e Hoca Tahsin Efendi ile Selim Sabit Efendiler gönderildi.

Darülfünunda ilk verilen dersleri dinleyenlerin seviyeleri dersi anlamaya yetmediği anlaşıldıktan sonra Darülfünun kapatıldı ve binası da 1864'te Maliye Nezaretine tahsis edildi.

Halka açık olarak yapılan toplantılar 1864 yılından sonra Çemberlitaş'taki Nuri Efendi Konağı'nda yeniden başlatıldı. Konakta, mükemmel fizik ve kimya laboratuvarları ve büyük bir kütüphane oluşturulmuştu. Eylül 1865’teki yangında konak ile beraber laboratuvarlar ve kütüphane de yok oldu. Bu olaydan sonra derslere artık devam edilmedi.

Darülfünun, 1869 yılında Divanyolu’nda yaptırılan binada (bugünkü Basın Müzesi) yeniden açıldı. Hoca Tahsin Efendi medresenin ilk müdürü oldu. Binden fazla istekli arasından 450 öğrenci okula kabul edildi. Kabul edilen öğrencilerin çoğu medrese tatili olan üç aylar boyunca köylerde harçlık karışılığı dini hizmet vermekte olduğundan eğitime hemen başlanamadı. Ramazan boyunca geceleri halka açık konferanslar verildi.

Resmi açılış, 20 Şubat 1870'te hükûmet üyelerinin katıldığı bir törenle gerçekleşti. Eğitim, askeri okullardan sağlanan eğitim kadrosu ile bir yıl devam ettirilebildi. Ertesi sene Ramazan ayında yine geceleri halka açık konferanslar verildi. O sırada İstanbul'da bulunan ve bu konferanslardan birisinde konuşmacı olan Cemalettin Afgani’nin peygamberliğin bir sanat olduğunu söylemesi olaylara neden oldu. Afgani İstanbul'dan kovuldu ve Hoca Tahsin görevden alındı. Bir yıl daha eğitim devam etti ve sonra1872'de okul tekrar kapatıldı.

Darülfünun üçüncü defa 1874 yılında “Darülfünun-u Sultani” adıyla, Galatasaray Sultanisi’nin (Galatasaray Lisesi) içinde tekrar açıldı. Türkçe ders verecek kimse bulunamadığından öğrenim dili Fransızca oldu ve bu nedenle okul yalnız Galatasaray Sultanisi mezunlarının devam edebileceği bir yer hâline geldi. Okul üç defa mezun vermeyi başardı ancak 1877’de tasarruf gerekçeleri ve fen kısmına öğrenci bulma sorunu nedeniyle önce hukuk ve mühendislik şubesi; son olarak 1880-81 yılında edebiyat bölümü de kapatıldı.

Darülfünun, II. Abdülhamid’in isteğiyle Maarif Nazırı Ahmed Zühdü Paşa tarafından “Darülfünun-u Şahane” adıyla 1900 yılında Mekteb-i Mülküye binasında yeniden açıldı. Bu yeni dönemde her şey hükûmetin kontrolünde idi ve tüm dersleri emniyet müfettişleri dinlemekte idi.

II. Meşrutiyet döneminde okul, Vezneciler'deki Zeynep Hanım Konağı’na taşındı; program yeniden düzenlendi; çeşitli öğrenci dernekleri kuruldu. 1909’da ismi “Darülfünun-u Osmanî” olarak değiştirildi, eğitim ücretsiz hale getirildi. 1912'de çıkarılan bir düzenleme ile kuruma bir miktar mali ve idari özerklik verildi; adı “İstanbul Darülfünunu” olarak değişti.

Darülfünuna her nekadar zaten mevcut olan hukuk, dişçilik ve eczacılık mektepleri bağlandıysa ve içinde Doğu Dilleri ile Coğrafya Enstitüleri kurulduysa da karakterinde dini eğitim bazında bir kurum olduğunu hiç bırakmadı.

Medereseler bugünün imam-hatip okulları ve kısmen de yüksek islam enstitüleri kapsamında okullardı. Başlangıçları din ve dini eğitim amaçlıydı.

YORUM EKLE