TÜRKİYE ve AB - 2

1987 yılında Turgut Özal hükümetince yapılan tam üyeliğe başvurumuz 1999 yılında tam üyelik adaylığımız AB üyelerince kabul edildi. Sonrasında tam üye adayı olarak AB ile süren ilişkilerimizde önemli gelişmeler oldu. Ve AB’nin üye adayını üye olmaya hazırlama programlarına katılma hakkı doğmuş oldu. Örneğin öğretim elemanlarına ve öğrencilere uygulanan bazı yardım programlarıyla genç girişimcilere uygulanan programlar devreye girdi. Bazı çevre programları uygulanır oldu vs.

Bu teşvik programlarının en bilineni olan Erasmus Programı sayesinde Türk üniversitelerinden binlerce genç öğretim elemanı AB üniversiteleriyle işbirliği yapma ve o üniversitelere süreli olarak gitme imkanı buldu.

Öğrenci mübadeleleri yapıldı ve halen de yapılmaktadır. Genç girişimcilerimizin de yurtdışına gitme ve tecrübe kazanma şansları oluştu.

Bu tam üyeliğe hazırlama programlarını ne derece kullanabildiğimize gelince: Orta ve yükseköğretimdeki farklar, yani bizdeki eğitim düzeyinin AB ülkelerindeki seviyeyle aynı olmayışı, bizdeki yabancı dil yetersizliği gibi eksikliklerden dolayı bu yardım programlarının iyi kullanılamadığı kanaatindeyim.

AB’nin işlemesini sağlayan ve bağımsız çalışan çeşitli üst kurumları arasından en önemlileri:

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Birliği Zirvesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Sayıştayı, Avrupa Merkez Bankası, Ekonomik ve Sosyal Komite, Bölgeler Komitesi, Avrupa Ombudsmanı ve Avrupa Yatırım Bankası’dır.

***

Dış ilişkiler, hangi seviyede olursa olsun politik konjünktürden oldukça çok etkilenen insani ilişkilerden beslenir. Yöneticilerin içişlerindeki davranışları dışa karşı verilen imajda, hukuk devleti kurallarının nasıl işletildiği, azınlıklara karşı güdülen tutumlar, dini ve sendikal farklılıklara karşı yürütülen demokratik davranışlar; çocuklara, gençlere, kadınlara, sosyal seviyesi düşük olan kesime karşı devletin davranışı çok önemli rol oynar.

Bizim Avrupa ülkeleriyle olan kültürel, politik ve sosyal farklılıklarımız AB ülkelerince de bilinmektedir. Değer yargılarımızdaki farklılıklar oldukça büyük boyutlardadır. AB ülkelerindeki demokrasi anlayışı bütün üyelerinde aynı seviyede olmamasına rağmen yine de bizdekinden çok farklıdır.

Bu farklar, AB komisyonlarınca her sene ilişkilerin gelişimi üzerine yazılan raporlarda da dile getirilmektedir. Önemli kısımlarını pek beğenmediğimiz bu değerlendirmeler bizim zaman içinde katettiğimiz demokratik gelişmelere de ışık tutar mahiyettedir.

AB üyeliği için belirlenmiş koşulların başında aşağıdaki dört kriter gelir:

1. İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması, 2. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, 3. İnsan haklarına saygı, 4. Azınlıkların korunması

Bu kriterlere uymaya hazır olduğumuzu taahhüt etmemize rağmen uymayı pek beceremediğimiz ortadadır. Bu kriterler bizim anayasamızda da bulunmasına rağmen uygulayamıyoruz. Hasılı yukardaki dört kriterin başındaki “istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması” şartı sadece bizim var olduğunu iddia etmemizde kalıyor.

Yasalarımızda, hatta anayasamızda olduğu halde uygulamada yaşadığımız sıkıntılar zaten kendi başına büyük bir olaydır. Demokrasimizin kurumsallaşamadığının da ıspatıdır. Sıkça yaşadığımız askeri darbeler ise kurumsallaşamayan demokrasinin bir diğer işaretidir.

Bu dört kriteri AB’ye giriş şartı olarak almasak bile insanlarını mutlu etmeyi şiar edinmiş bir devletin mutlaka uyması gerektiğine inanan biri olarak yaşadığımız bütün politik, kültürel ve hatta ekonomik sıkıntıların ana sebebi olarak görürürm. Bir devletin güçlü olabilmesi için o devletin herşeyden önce “hukuk devleti” olması gerekir. Devletler hukukla güçlüdür; polisle, askerle, nüfusla güçlü olunmaz.

Bizim Ankara il yüzölçümünde olup nüfusu sadece 625 Bin olan Lüksemburg devleti bizden kat kat daha saygın ve politik olarak da bizden kat kat daha güçlüdür.

Hasılı bizim devlet olarak görüşümüz farklı, değer yargılarımız da AB ülkelerininken ayrıdır. AB’ye tam üye olabilmek için samimi olarak bu kriterleri bir müddet değil, hep uygulamak şarttır. Yoksa o kapıdan içeri giremeyiz. Birileri çeşitli bahaneler ileri sürmek zorunda kalır, coğrafya der, din der, şu der, bu der…

YORUM EKLE

banner247

banner246