ÜNİVERSİTE ÖNCESİ EĞİTİMİMİZ

Türklerin tarihinde “okul” ve okul eğitimi olayı din eğitimi ile başlar. O da din eğitiminin verildiği medreselerde olurdu. Medrese sözcüğü Arapça “ders” kökünden türemiş “okul” anlamına bir kelimedir. Okul sözcüğü de Fransızcadan gelen bir kelimedir. Öz Türkçede zannederim uygun bir sözcüğümüz yoktur. Bu da gösteriyor ki öğretim-eğitim konusu geçmişte bize yabancı olmuştur ve bu sıkıntıları –galiba- halen de yaşamaktayız.

Medrese, Osmanlının son zamanlarına kadar ilk-orta ve yüksek eğitimin yapıldığı okulun adıydı.

Türk İslam devletlerinde ilk medrese geleneği Ortaasya’da 840-1212 yılları arasında hüküm sürmüş Karahallılar zamanına rastlar.

Selçuklular Anadolu'ya geldikten sonra çeşitli şehirlerde çok sayıda medreseler inşa ettiler. Anadolu'da açılan ilk medrese ise Danişmentliler tarafından Tokat Niksar'da yapılan Yağbasan Medresesi'dir.

Osmanlı döneminde ise ilk medrese Orhan Bey zamanında 1330 yılında Orhan Gazi Medresesesi adıyla İznik'te kurulmuştur. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin sınırları genişlemesiyle beraber Bursa ve Edirne başta olmak üzere pek çok şehirde medreseler (okullar) açıldı. İstanbul'un fethinden sonra üst seviyedeki eğitim kurumları başkent İstanbul’da yoğunlaştı.

1330-1451 yılları arasında 82 adet medrese (okul) kurulmuştur.

1463-1471 yıllarında kurulanlara Fatih medreseleri denilir. Bu medreselerle birlikte o zamana kadar yapılan süreye dayalı eğitim, bugünküne benzer ders geçme sistemine dayalı eğitime dönüştürülmüştür.

1550-1557 yılları arasında kurulanlara ise Süleymaniye medreseleri denirdi. Osmanlı Devleti'nin ilk tıp okulu Darültıp Süleymaniye medreselerinde yer almıştır. Tıbbi bilgilerin uygulamalarının yapıldığı Darüşşifa ve diğer bazı bölümler olan Darülakakir (Eczane), Darüzziyafe, Tabhane ve İmarethane ilk kez Süleymaniye okullarında yer almıştır.

Medreselerde ağırlıklı olarak Kuran, kıyas, icma, fıkıh, kelam gibi dini dersler verilirken, “Nizamiye medreselerinde” hem pozitif bilimler hem de dini bilimler birlikte okutulurdu.

Bütün eğitim faaliyetlerinin yapıldığı kurum olan medreseler Tanzimat döneminde yeni mesleki okulların açılması ile sadece din eğitimi verilen okullar haline getirildi. 1914 yılında Darül Hilafetil Aliyye adı altında birleştirilen medreseler, Millî Mücadeleden sonra 1924 tarihinde yasayla (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) TC milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış ve zamanın Millî Eğitim Bakanı Vasıf Bey de 13.03.1924 tarihli genelgesiyle medreseler üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak medreseleri kapatmıştır.

“İlk Üniversitelerimiz” konusunu işlerken önce ilkokuldan söz etmek durumundayız. Bugün Batı ile uyum sağlamaya çalışırken bu konuyu, yani eğitimdeki yüzlerce yıllık gecikmenin getirdiği açığı ve bu açığı kapatmada çektiğimiz sıkıntıları da göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Tarihimizdeki okullaşmayı incelerken cumhuriyetimizin kurulduğu 1923 yılındaki okuma-yazma oranımızın % 4 olduğunu ve bunun da yarısının gayrimüslimlerin oluşturduğunu bilelim. İstanbul Üniversitesinin kuruluş tarihini 1453 yazarken ve İstanbul Teknik Üniversitesini 1773 tarihinde kurduk derken eğitim alanında aldığımız mesafenin de işte bu % 4 okuma-yazma oranı olduğunun bilincinde olmamız gerekiyor.

1924 yılında medreseleri kapatan Milli Eğitim Bakanlığı yurt genelinde okuma-yazma seferberliği başlatmış, bunu da “Halk Mekteplerinde" yapmaya çalışmıştır.

Bugüne kadar çeşitli defalarda “okuma-yazma seferberliği” başlatılmış ve ülkenin okuma-yazma oranı bir miktar yükseltilmiştir. Hükümetçe açılan en son okuma-yazma seferberliği bizzat Cumhurbaşkanımız ve eşinin de katılımıyla 5 Şubat 2018 tarihinde başlatıldı. Bu kampanyaya 1 Milyon 51 Bin 636 kursiyer katıldı. En çok katılım olan iller arasında başkent Ankara yanında İstanbul, Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa da var.

OECD verilerine göre Mart 2021 tarihli istatistiklerde 41 Milyon kadından ilkokulu dahi bitirmemiş olanların sayısı 3 Milyon 85 Bin (% 7,4).

Nesillerin eğitiminde annenin payının % 80’lerde olduğu gözönüne alındığında bizdeki eğitim durumunun vahameti ortaya çıkıyor.

YORUM EKLE