ÜNİVERSİTELERDEN NE BEKLİYORUZ

Üniversitelerin üç temel fonksiyonu vardır; Eğitim-Uygulama-Araştırma.

Bu fonksiyonlardan araştırma üniversitelere has bir özellik değildir. Araştırma enstitüleri, özel sektörün Ar-Ge departmanları vb kurumlarda araştırma yapabilir. Hatta bu kurumların araştırma geliştirme fonksiyonları, hedef odaklı olmak bakımından daha etkin olabilir. Örneğin Kovid aşısını yepyeni bir teknoloji ile insanlığın hizmetine sunan Prof. Özlem Türeci, Prof. Uğur Şahin çiftinin araştırma geliştirme yaptıkları “Biontech” firması üniversite dışı bir kurumdur.

Uygulama yani hizmet fonksiyonu da üniversitelere has bir özellik değildir. Sağlık hizmeti kamu ve özel, irili ufaklı birçok sağlık kurumunda verilmektedir. Öyle ki bazı alanlarda bu kurumların üniversitelerden daha kaliteli ve konforlu sağlık hizmeti verdikleri bir gerçektir.

Üniversitelerin en temel fonksiyonu, hatta varlık nedenleri eğitimdir. Bir üniversitenin her konuda araştırma yapması beklenmez; her konuda hizmet vermesi beklenmez; ama hekim, diş hekimi ve eczacı yetiştirmek üzere bir fakülte açılmış ve öğrenci alınmış ise, her anabilim dalında, her hizmet alanında, eğitim altyapısı bakımından yetkin ve yeterli olunması gerekir.

Eğitim telafisi olmayan bir süreçtir, sonra tamamlarız denilebilecek bir olgu değildir. Kamuoyu olarak bu durumun farkında olduğumuz söylenemez. Örneğin bir üniversite hastanesinde çalışan tek onkoloji hocası istifa ettiğinde sorulan soru “Ne olacak bu hastaların hali?” olmaktadır. Onkolog hocası olmayan bir fakülteden mezun olan hekimlerin eksik eğitimlerinin, tali bir sorun olarak bile görüldüğü şüphelidir. Bu eksiklik örneğin devlet hastanesinden bir görevlendirme ile ikame edilemez. Hasta bakılabilir ama eğitim hakkıyla verilemez.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze eğitim olgusunun her geçen yıl nicelik ve nitelik olarak gelişmesi beklenen bir durumdur. Nicelik ihtiyaçlara göre belirlenmesi gerekirken, nitelikteki gelişme sonsuzdur, ucu açıktır. Nitelikli eğitim asgari koşulları sağlayan kurumlarda yapılabilir. Asgari koşulları sağlamakla yükümlü olan devlettir. Devlet bu görevini koyduğu kurallar, yaptığı yatırımlar ve denetimler vasıtası ile yapar. Ancak gerçekten yapıp yapmadığının bağımsız kurumlar tarafından denetlenmesi çağdaş dünyanın bir gereğidir. Bağımsız akreditasyon kurumları bu denetimi gönüllülük esası üzerinden yapmaktadır. Nitelik kaygısı olan üniversite ve fakülteler akreditasyon kurumlarına başvurmakta ve eğitim bakımından asgari şartları sağladıklarını kayda geçirmekte ve hatta bunu bir tanıtım aracı olarak kullanmaktadırlar.

Kalite, topyekün bir anlayışın sonucunda elde edilebilir. Örneğin, bir tıp fakültesinin akreditasyonu için, birinci şartın, dekanın tıp fakültesi mezunu olması yani hekim olması gerektiği yerde, bu şart görmezden gelinerek akredite bir tıp fakültesine hekim dışı bir akademisyen atanabiliyorsa; buradan dekanın, rektörün, YÖK başkanının kalite diye bir gündemleri olmadığı anlamı çıkar. Böylesi bir anlayışın, şartlara ve sayılara girmeyen pek çok asgari şartı görmezden geleceği aşikardır. Bu nedenledir ki fakülte sayılarındaki artışın niteliksiz niceliğe indirgenmiştir.

Üniversitelerin temel fonksiyonu, vazgeçilmezi ve varlık nedenleri eğitim fonksiyonudur. Eğitim ise ancak asgari şartları sağlayan bir kurum tarafından yapılmalıdır. Araştırma ve uygulama faaliyetlerinden bir beklentimiz olacak ise, bu kurumlarda çalışanların eğitim kurumlarının çıktıları yani diplomalı mezunları olduklarının farkında olmalıyız. Yetkin ve donanımlı mezunlar veremez isek, araştırma geliştirme ve hizmet çalışmaları verimsiz ve kalitesiz olur.

YORUM EKLE