UNUTULMAYAN KÖY ENSTÜTÜLERİ

Köy Enstitülerinin 79. Kuruluş yıldönümü, ülkemizin her yerinde Eğit-Der, YKKD, K.E.Ç.E.V (Köy Enstitüleri Çağdaş Eğitim Vakfı) ve öğretmen sendikaları tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Enstitülerin kuruluş felsefesindeki mucize neydi ki, her yıl coşkuyla, bilgiyle ve özlemle anılıyor?

Enstitülerin kuruluş dayanaklarını öğrenmek için eğitim açısından toplum tarihini, o günün koşullarını, köyün sosyoekonomik yapısını bilmek gerekiyor. Nüfusun yüzde 80’ni köylerde yaşıyor. 1935 yılında 40 bin köyden 35 bini okulsuz ve öğretmensiz. 1920 yılından 1935 yılına kadar geçen 15 yılda 18 Milli Eğitim Bakanı, 8 ilköğretim Genel Müdürü görev yapmış. Bu rakamlar bile bir arayışın olduğu ama bulunamadığını belirtiyor. M. Kemal silah arkadaşı Saffet Arıkan’ı Milli Eğitim bakanlığına getirir(1935).

***

Saffet Arıkan eğitim açısından toplumu, köyün yapısını, buna koşut olarak dünyadaki toplumsal ekonomik gelişmeleri izleyen, bilen Köy Enstitüleri Sistemi’nin kuramcısı ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğüne atar. Tonguç “Eğitim Yoluyla Canlandırılacak Köy” adlı incelemesinde, eğitimin toplumsal yönü üzerinde durmakta ve eğitimi toplum kalkınmasında önemli bir araç olarak görmektedir. “iyi insan, iş gören, iş yapan, iş başarabilen insandır” demektedir. “Türkiye’de İlköğretimin Durumu Nedir?” sorusunu yanıt arayan Tonguç, bir rapor hazırlar ve Bakanlığa sunar. Raporun özeti:

Köylerin sorunu yalnız okul ve öğretmen olmaması değil, köylerin başka ciddi sorunları var.

Köyler nüfus bakımından çok farklılık göstermekte, 16 bin köyün nüfusu 150’den azdır.

Türkiye’de bölgeler arasında dengesizlikler vardır.

Okulu olan köylerle okulsuz köyler arasında yaşam farkı yoktur. Okul köylerde yaşam değişikliğine neden olamamıştır.

ÖNERİLER

35 bin okulsuz köyün okullaşması için uzun süre beklenmemelidir.

Kalkınmada önder özelliği olan yeni tip öğretmen yetiştirilmelidir.

Mevcut okullar sistemi kentler için devam etmelidir. Ama ihmal edilmiş geniş kitle ile ilgili yeni bir sistem kurulmalıdır. Köyün katkısı düşünülmelidir.

Askerde Onbaşı. Çavuş olmuş yetenekli çocuklar 6-7 aylık kurstan sonra ilk üç sınıfı okutmak üzere kendi köyü veya yakın köylere gönderilecektir. Büyük köyler için beş yıl süreli “Köy Öğretmen Okulları” açılmalıdır. Buralara sadece köy çocukları alınmalı, mezun olanlar köyün önderi olması gerektiği anlayışından hareketle öğrenim programlarına tarım ve teknik dersler konulmalıdır.

Öğretmen okulları parasız, yatılı olmalıdır. Öğretmen dışında köyün yararı için sağlıkçı, ebe vb. elemanlar yetiştirilmelidir.

***

Bu rapor ve öneriler ışığında deneme süreci başlar. 1936 yılında ilk eğitmen kursu, 1937’de Köy Öğretmen Okulları açılır. 17 Nisan 1940 Köy Enstitüleri Yasası çıkar. Köy Öğretmen Okulu olarak açılanlar Köy Enstitüsüne dönüştürülür. 19 Haziran 1942’de örgütlenme yasası, 1943’de sağlık elemanı yasası çıkar. Böylece köylerde uygulanacak okullaşma sisteminin alt yapısı ve yasal dayanakları hazırlanmış olur.

SİSTEMİN İKİ ÖZELLİĞİ

Sistemin iki özelliği yöntem ve planlama. Köy Enstitüleri deyince akla ilk olarak iş eğitimi gelir. İş eğitimi ile öğrencilerde planlama duygusu, zamanı doğru kullanma alışkanlığı gelişir. Öğrenci işin sonunda bir eser ortaya çıkarır, kendisini duyduğu güven ve sorumluluk duygusu artar. Ayrıca üretilen iş öğrencide kişiliği geliştirir, karakter oluşturur. İş içinde birlikte iş yapma alışkanlığı kazanır, yardımlaşma, dayanışma, mücadele ruhu yükselir. Enstitülerde olmazsa olmaz olarak düşünülen konulardan biri okuma alışkanlığı kazandırmasıdır. Bu alışkanlığın pek çok konuda anahtar olacağı düşünülmüştür. Okuma alışkanlığı kazanan kişi değişik insanlarla ilişki kurar, onların düşüncelerini öğrenir, tartışır ve düşüncelerini olgunlaştırır. Bu da, ilerlemeyi, gelişmeyi sağlar. Köy Enstitülerinde düşünme, düşündüğünü söyleme, yazma, tartışma eksiksiz yürütüldüğünden yüzlerce yazar, şair, örgütçü önderler yetişmiştir.

SONUÇ

Köy Enstitüleri Sistemi, İkinci Dünya Savaş’ının hemen sonrasında başlayan çok partili yaşama geçişin ‘sisli ikliminde’ oy uğruna boğulmuş, siyasete kurban edilmiştir. Eğitimde bugünkü olumsuzluğun kaynağında bu okulların kapatılmış olmasıdır. Enstitülerin aynı adla kurulmasının anlamı kalmamıştır. Çünkü nüfusun yüzde 80’i kırsalda değil, kentlerde yaşamaktadır. Ancak sistemin yöntem ve deneyiminden bugün de yararlanacağımız özellikler var. Günümüzde birçok insan bilgiyi daha kolay ulaşıyor, konuşuyor, yazıyor ama iş yapma becerisi az.

Aramızda bir elin parmağı kadar kalan enstitü çıkışlı çınarlarımızı sağlıklı yaşam diliyor, yitirdiklerimizi saygıyla özlemle anıyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet SARIASLAN
Ahmet SARIASLAN - 1 ay Önce

Köy Enstitülerinin eğitim anlayışına, felsefesine günümüzde de ihtiyaç duymamızın haklı gerekçeleri ne yazık ki hâlâ mevcuttur. Köy Enstitüsü ruhunun yeniden canlandırılıp yaşatılması ümidiyle...Yüreğine sağlık Ahmet Abi.

banner21

banner124