“VİRÜS OTORİTEDEN ANLAMAZ”

Denizlililerin yakından tanıdığı CHP eski Denizli Milletvekili, 1980-1990 yılların SSK Denizli Hastanesi’nin başarılı cerrahı ve PAÜ Tıp Fakültesi Dekanlığı görevlerinde bulunan Prof. Dr. Mehmet Neşşar, sosyal medya hesabından korona virüsü ile ilgili paylaşım yaptı. Prof. Dr. Neşşar, “Virüs otoriteden anlamaz, hapse atılamaz. Şantaja gelmez, (Korona özelinde) bir RNA spiralidir, ne ihale ne de avantadan anlar. Mutasyona uğrar, yani evrim teorisine göre davranır. Evrim teorisinin kitaplardan çıkarılması umrunda değildir. İlkeldir. Varlığını sürdürmek için canlı bir hücre arar, bulunca içine girer. Küresel kapitalizmden anlamaz, ama küresel kapitalizmin canına okuyacak gibi görünür. İnsanoğlunun, doğuştan genlerinde taşıdığı kötülüğün ilacı olacak mıdır, bilinmez.” Diyor…

Vekilim Mehmet Neşşar’a katılıyorum… Virüs hapse atılamıyor ama insanlığı ev hapsine zorluyor… “EVDE KAL, SAĞLIKLA KAL” diyoruz…

SELÇUK, KORONA VİRÜSÜNÜ ÇİZGİLERLE ANLATTI

Karikatürist, resim öğretmeni Mehmet Selçuk, dünyayı ev hapsine zorlayan korona virüsünü çizgilerle anlattı…

2020 yılının, yıllar sonra Corona virüsünün yol açtığı ekonomik ve sosyal zararlarını tarihe not düşülecek… Corona virüsünden hayatını kaybedenlerin hayalleri de uçup gitti…

Ne umutlar, yarım kaldı. Bunlar hep yazılıp çizilecektir… Gelecek kuşaklara aktarılacaktır… Yıllar önce yaşanılan veba, çiçek, tifo ve verem gibi hastalıkların aşıları bulunmuş ve insanlık tarihine altın harflerle yazılmıştır…

Corona Virüsü, emperyalist devletlerinin biyolojik savaşı olarak görenlerin çoğunlukta olduğunu biliyorum… Güldüren, ağlatan ve göz yaşartan sis bombalarının atıldığı günümüzde ismi konulmayan 3. Dünya Savaşı’nın biyolojik olmaması için hiç bir neden yok… Çünkü emperyalist devletler, dünyaya hakim olmak için her türlü operasyonu yapıyor…

Ödüllü karikatürist Mehmet Selçuk’un çizimleriyle insanlık karona virüsünde karşı verilen mücadeleyi kazanacak… Yeter ki; bu konuda yapılan açıklamalara dikkat edelim…

EVDE KALALIM.

İZOLA OLALIM, SOSYAL MESAFELERİ KORUYALIM…

Korona virüsünü yenelim…

KORONA VİRÜSÜ HAYALLERİ YOK EDİYOR…

Arkadaşımız Tahsin Eşmeli, 2020 yılında emekli olmayı düşündüğünü, yerli tohumla tarım yapmayı planladığını, “NE GÜZEL HAYALLERİM VARDI” başlıkla sosyal medya hesabında paylaştı. Arkadaşımız Eşmeli, “Bu yıl emekli olacaktım. Doğal tarıma ve yerli tohum üretimine başlayacaktım. Ürettiğim tohumları da bedelsiz olarak herkese dağıtacak, yerli tohum üretiminin artmasını sağlayacaktım. Hayalim buydu. Gelin görün ki tohumları ektiğim o yere gidemiyorum. Yeşerdiler mi, su ve besin ihtiyaçları var mı bilemiyorum. İki haftadır kapandık, dışarı çıkamıyoruz.  Hayatta ne istediysem hep tersi oldu. O yüzden bunun da gerçekleşeceğine dair pek umudum yok. "Ama olsaydı iyi olurdu be" diye de düşünmüyor değilim. Kısmet değilmiş, ne yapalım. Yaşarsak eğer bir başka bahara. "Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek sene çıkmış" diye bir deyim kullanılırdı bizim oralarda. Gerçekten öyle. Çiftçi hep umut etmekle geçirir hayatını.” Diye tarihe not düştü…

2020 yılı gerçekten de zor bir yıl olacak. Gıda fiyatlarındaki artışlar beklemediğimizin üstünde olacak… Çünkü korona virüsü evden çıkmaya ve tohumların toprakla buluşmasına izin vermiyor…

ÇAĞRI ÖNCEL’DEN, MİMAR CENGİZ BEKTAŞ ANISI…

Diş Hekimi Çağrı Öncel, geçtiğimiz haftalarda aramızdan ayırılan dünyaca ünlü Denizlili mimar Cengiz Bektaş’la ilgili anısını gönderdi…

Elbette yaşamı boyunca bir çok başarılı projeye imza atmış olan merhum mimar Cengiz Bektaş’la ilgili olarak anılarımız tazelenecektir. Diş Hekimi Çağrı Öncel gönderdiği anısında “Cengiz Bektaş'la ben de tanışmıştım, emekli diş hekimi Naci Özgül hem onun doktoruydu, hem de onun projelendirdiği evde oturuyordu Çamlık'ta. Ben Naci abiyle dostluklarını bildiğim için kendisiyle uygun olursa tanışmak istediğimi söylemiştim. Sağolsun bir gün muayenehanesinde tanışıp sohbet etmiştik. Cengiz Bektaş, Cumhuriyet Gazetesi’nde kültür yazıları yazardı, bir yazısında ‘Mavi Anadolucular’ ile olan dostluğunu anlatıyor ve genç kuşakların bu değerli insanlara ilgisizliğinden yakınıyordu, Azra Erhat'la dostluğundan onun ne kadar değerli bir entelektüel olduğundan bahsediyordu, ben de otuzlu yaşların başındaydım galiba o zamanlar, ona cevap yazıp gazeteye göndermiştim, merak etmeyin Türk gençleri o kadar da ilgisiz değil yollu birşeyler yazmıştım. Bugün öldüğünü öğrenince aklıma geçenlerde ünlü Halk Bilimci Prof. Pertev Naili Boratav'ın hayatının anlatıldığı bir kitapta Cengiz Bektaş'tan toplam iki satır geçen bahis aklıma geldi, iki satır ama nasıl bir adam olduğunu anlamaya yeter sanırım: 1975 yılında 1. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi'nde tebliğ vermek üzere davet edilen Pertev hoca Paris'te Sorbonne Üniversitesi’nde hocalık yapmaktadır, solcu olduğu için Ankara Üniversitesi’nden atılan hayatı sürgünde geçen hocayı Ecevit hükümeti davet etmiş ama kısa süre sonra iktidara gelen Demirel ve diğer faşistlerin hükümeti kongre programından Boratav hoca ile yine bir diğer sürgündeki hoca İlhan Başgöz'ü son dakikada çıkarmışlar, biri Fransa’dan diğeri Amerika’dan gelmiş ama sunum yapmalarına müsaade edilmemiş. Kongre bünyesinde fotoğraf sergisi olan rahmetli Cengiz Bektaş'ta sergisini iptal etme kararı almış. İşte; böyle kıymetli bir hemşerimizdi Cengiz Bektaş, daha kim bilir ne anıları vardı.” Diyor.

Denizli’nin yetiştirdiği evlatlarına sahip çıkmadığı veya değer vermediğinden hep yakınırız. Mimar Cengiz Bektaş’ın Denizli’de imzası bulunan projelerinin yıllarca korunması temennisinde bulunuyorum…

ATİLLA SEZENER’DEN TARİHE ÜÇ NOT…

Sosyal medyayı etkin şekilde kullanan Avukat Atilla Sezener, yaşamından notlarıyla tarihe notlar düşüyor…“Sokağa Çıkma Konusunu Sorgulayalım”, “Çörçil Nasıl Birinci Olmuştu?” ve “1954 Yılından İki Anı” başlıklarıyla yazdıklarını sizinle paylaşmak istedim.

“SOKAĞA ÇIKMA KONUSUNU SORGULAYALIM

Sokağa çıkma yasağı konan kişilerin buna uyması şarttır. Uymayanlar da öngörülen cezaya çarptırılırlar. Bunu parmağını emenler bile biliyor.

*

Sokağa çıkmanın yasalarda normal bir tarifi yoktur. Örneğin mini bir helikopteri olan evinin çatısından havaya uçsa sokağa mı çıkmış olur ?.

*

Sözü başka yere getireceğim. Garajdan arabanıza bindiniz ve yollarda gezdiniz, ayağınız yere basmadı ve arabanın penceresini açıp kimseyle konuşmadınız. Şimdi sokağa mı çıkmış oldunuz ?.

*

Konu mahkemelere intikal etse, hakimlerin karar verirken çok sıkıntı çekeceklerine eminim. Üstelik içtihat olarak ellerinde bir doküman olmadığını da ilave edeyim.

*

Her şeyi sorgulama kültürünüzü geliştirirseniz, önünüze yepyeni dünya açılır.”

“ÇÖRÇİL NASIL BİRİNCİ OLMUŞTU?

Winston Churchill (Çörçil) (1874-1965) orta boylu, kilolu biriydi. Sizin anlayacağınız “şişko patates” idi. Onun hayatını kaleme alanlar ilginç bir durumla karşılaştılar. Çörçil orta okulda öğrenciyken bir yarışta birinci olmuştu. Olacak iş değildi. Hatıratı hazırlayanlar kafalarını kemiren soruyu Çörçil’e yönelttiler.:

-Sizin vücutta biri nasıl olur da koşuda birinci gelir?

-Bunda şaşacak bir şey yok. TEK BAŞIMA KOŞMUŞTUM.

İşte işin püf noktası burası. Sözü artık bize getirmek istiyorum. Şu anda Türkiye koşullarında usulüne uygun şekilde seçim kazanmış bir iktidar var. Bana göre sayılamayacak kadar hataları, çelişkileri ve kusurları var. Ülkemiz için demokrat bir hukuk devleti diyorsanız daha çok fırın ekmek yemeniz gerekir diyorum.

Bu iktidar kulvarda tek başına koşuyor. Kardeşim “muhalefet var” diyorsanız size iyi uykular diliyorum. Mevcut muhalefet, bu birikim, bu strateji, bu halkla bütünleşme masalıyla iktidar düşünüyorsa, daha çok bekler. Daha çok hevesler kursaklarda kalır. Böyle düşünenlerin tümüne iyi uykular…”

“1954 YILINDAN İKİ ANI

1954 de İstanbul Veznecilerde Site Talebe yurdundaydım. O zaman İstanbul’da iki üniversite vardı. İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi. Bunların her fakültesinden öğrenciler yurdumuzda kalıyorlardı.

*

Bir gün benim de kaldığım 83 no.lu odaya ellerinde gazeteyle bir çok arkadaş doluştu. Bana aynen:

-Siz kendinizi ne sanıyorsunuz ?, Bu ne biçim iştir ?, diye beni sorgulamak istediler.

-Hooop firen yapın, ne demek istiyorsunuz, dedim.

Ellerindeki gazetedeki ilanı gösterdiler. Şu yazıyordu:

“Denizli Belediye Başkanlığı Lise mezunu zabıta memuru alacak”

Düşünebiliyor musunuz lise mezunlarının zabıta memuru olmasını Denizli’nin şımarıklığı olarak algılıyorlardı. O yıllarda lise mezunlarının değerini bir düşünün. İlanı veren Denizli Belediye Başkanı rahmetli Turan Bahadır da lise mezunuydu.

**

İkinci anı da ilginç. Sanıyorum o yıllar gazeteler konu kıtlığı çekiyorlardı. Bakın gazetelere geçen olay neydi ?.

Denizli’de zengin bir ailenin kızı az bulunan üniversite mezunu gençle nişanlanmıştı. Kız evi damadı akşam yemeğine çağırmış. Damat adayı önüne gelen pilavı çatal yerine kaşıkla yemiş. Kız o anda yüzüğü fırlatıp atmış.

*

Görüyorsunuz nerelerden nerelere geldik. İki anıyı da unutmadım, sizlerle bu karantina günlerinde paylaşıyorum.” Diyor…

Atilla Sezener, Denizli’de okuduğu kitaplardan ve yaşadığı anılarını yazarak tarihe notlar düşüyor… Okumayı az sevenle için kısadan bir hisse olmasını dilerim…

“EVDE KAL, SAĞLIKLI KAL DENİZLİ”, diye çağrı yapıyoruz.

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1852’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

“Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.”

 KONFÜÇYÜS

YORUM EKLE

banner212

banner211