VİRÜSÜN ETKİLERİNE YÖNELİK EKONOMİK TEDBİRLER YETERLİ Mİ?

COVID-19 virüsüne yönelik sağlık alanında alınan önlemler gün geçtikçe artsa da sadece sağlık alanında değil aynı zamanda ekonomik alanda da mücadele verilmekte ve önlemler alınmaktadır. Özellikle likit ekonomi, talep, üretim, istihdam ve paralelinde çok çarpıcı etkileşimler oldu ve etkilenmeye de virüsün varlığıyla paralel devam edecek görünüyor. Önemli olan negatif ekonomik etkinin hem minimize edilmesi hem de ötelenerek zamana yayılmasına yönelik tedbirler geliştirilmesi yanında, kronik ekonomik sorunlar oluşmasının önüne geçilecek tedbirlerin hayata geçirilmesidir. Atılan ilk adımlar; FED’in ABD deki likit pozisyona yönelik faizleri sıfıra çekmesinin akabinde Merkez Bankasının politika faizini 10.75 den 9.75 e çekmesi ve reeskont düzenlemeleri ile başlamıştır. Piyasadaki likidite sıkışıklığa yönelik bu adımı faiz indirimlerinin devamı veya farklı parasal araçlar üzerinde düzenlemelerle piyasayı rahatlatma hamleleri izleyebilir. FED ise, faizleri eksiye çekmeyi istemediği için, bir sonraki adımda özel sektör tahvil alımı deneyebilir. Bu arada, hem kamu hem özel bankalar kredi borç ve taksitlerine yönelik faizsiz olarak öteleyici adımlar atıyorlar, takdir edicidir. ABD’de, kendi parası rezerv para olduğu için, enflasyonu risk olarak görmeksizin para basma da seçenekler arasındadır. Bizde ise, para basma, zaten kontrol altında tutmakta zaman zaman zorlandığımız enflasyonu tekrar hortlatabilir. Fakat ekonomistler (örneğin Mahfi Hoca), gelir tüketim yatırım üretim gelir arasındaki döngünün bozulduğunu, köklü çözüme destek için, eskiden olduğu gibi merkez bankasının para basarak hazineye kısa vadeli avans verebileceğini, bunun için bir yasa çıkması gerektiğini ve avans olarak verilen faizi de hesaplanan paranın 1 yıl içinde tekrar geri ödenmesi gerektiğini de riskli olsada mecburi adımlar arasında görmektedir.

***

Olumlu bulduğumuz “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi” ve akabinde alınan birçok rahatlatıcı önlem TBMM de kabul edildi, burada hepsine ayrıntısıyla değinmeyecek olmakla son pakette kabul edilen Kısa Çalışma Ödeneği şartlarının kolaylaştırılarak, 600 günün 450'ye, 120 günün de 60 güne indirilmesi düzenlemesi istihdamın muhafazası ve işverenlerin de rahatlatılması açısından pozitiftir. Ayrıca önerimiz, kısa çalışma ödeneği üzerinden damga vergisi kesintisinin de yapılmamasıdır. Bir de, bazı firmalar, çalışanlarını izne çıkarıyor. Ücretli izne çıkarmak önemli bir fedakarlık. Ücretsiz izne çıkaranlar için de kısa çalışma ödeneği devreye girecektir. Tam bu noktada işsizlik sigortası fonunda biriken paradan da işsiz kalanlara destek sözkonusu olabilir (2 milyon kişiye 1000’er TL destek düzenlemesinin finansmanı). Bunun yanında, micbir sebep olarak ifade edebileceğimiz bu dönemde çalışan işçilerden işsizlik sigortası kesintisi yapılmayabilir. KOBİ’lere ve diğer sektör temsilcilerine yönelik atılan parasal adımlar, emeklileri rahatlatıcı artışlar da önemli etkiler doğuracaktır fakat likiditeyi besleyici düzenlemeler sonrası, sağlanan parasal desteklerin dövize çevrilmesini önleyici adımlar da atılmalıdır.

***

Alınan kararların hepsini burada sayamayız, fazlası eksiği olabilir. Çünkü olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. İnşallah en kısa sürede atlatırız. Herkes fedakarlıkta bulunmalı. Bu süreçte en çok etkilenecek olan KOBİ’ler ve üreten reel sektör. Bu kesimin desteklenmesini ayrıca önemsiyorum. Örneğin işçilerden 2020 sonuna kadar gelir vergisi kesintisi artan oranlı tarifeden değil, yeni bir düzenleme ile yapılabilir. KOBİ’ler ve reel sektörden hem gelir hem kurumlar vergisi anlamında geçici vergi beyanları ve ödemeleri 2020 yılı için yarı oranda alınmalıdır (kapsamını bütçe imkanları ölçüsünde hükümet belirler). Diğer taraftan, bu süreçte en rahat kesim olarak nitelendirebileceğimiz çalışma grubu şahsımın da dahil olduğu kamu çalışanlarıdır ve bütçe üzerindeki en büyük yük de malumunuz personel ödemeleridir. Bize de fedakarlık düşüyor. 2020 yılına mahsus temmuz maaş artışlarının yarısı tahakkuk ettirilmemelidir.

***

Sağlık sektörüne yoğunlaşılması anlaşılabilir bir durum olmakla birlikte eğer ekonomik göstergeler sıkı takip edilip doğru yorumlanmaz ise ekonomik sıkıntılar sarsıcı hal alabilir. Bu süreçte hükümet tarafından alınan önlemler firma sahipleri tarafından sıkı bir şekilde takip edilmeli ve işçiyi de mağdur etmeyecek şekilde olası bir kriz durumu en az hasarla atlatılabilmelidir. Paniğe kapılmadan mantıklı ve doğru akıl ile yürütülen bir süreç hiç şüphesiz uzun vadede refah düzeyini arttırıcı bir etki doğuracaktır.

YORUM EKLE