Yalnız değiliz hiçbirimiz

Yolum işe giderken her sabah özel bir hastanenin önündengeçer. Hastane kimi sabah belki bir doğumun müjdesinin yüzlere yansıdığı tebessümleriyle,kimi sabah sıradan; sanki bütün duyguların dumura uğradığı bir dünyanınkaranlık yüzü gibi, kimi sabah ta -bugün olduğu gibi- her şeyin bittiği zannıiçinde hüzünlü insanlarla karşılaştırır beni.


Yavaş ve belki biraz da uykulu halimle sabah sabah işegiderken kırmızı zakkum çiçeğinin ardında onu ağlarken gördüm. Telefondaahizenin karşı tarafındakine;” lütfen gel, kendimi çok yalnız hissediyorum, çokdaraldım, lütfen beni yalnız bırakma… diye yalvaran sözlerle içinde bulunduğuruh halini ifade etmeye çalışıyor bir taraftan da ağlıyordu. Durmadım. Yolumadevam ettim. Yavaş adımlarla yürüyordum ki bir şey beni geri dönmeye sevk etti.1-2 metre ötesinde önünden geçerken gözyaşlarını ve yüzündeki ıstırabıgörmüştüm. Gidiyor olmamdan belli ki içim rahat değildi. İç sesimi dinledim vegeri döndüm.  Döndüğümde konuşmasına aynıminval üzere devam ediyordu. Telefonunun bitmesini bekledim.


Merhaba, günaydın. Ben Dr Haluk dedim. Bir taraftan elinintersiyle gözyaşlarını siliyor bir taraftan da şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Benkimdim, niçin başında bekliyor ve şimdi niçin onunla konuşuyordum?  Şaşırmakta haklıydı.


Elimle hemen ötemizde duran bankları işaret ederek, buyurunoturalım, izin verirseniz birkaç dakika sizinle görüşmek istiyorum dedim.Çekindiği ve bu durumdan pek hoşnut olmadığı her halinden anlaşılıyordu. Fakatitiraz da etmedi. Banklara doğru ilerlerken; “şaşırdınız, belki de neredençıktı bu adam dediniz. Haklısınız. Ben de olsam aynı şeyleri düşünürdüm.Farkında değilsiniz muhtemelen, aslında az önce sizin yanınızdan öylece geçipgitmiştim. Fakat sonra geri döndüm. Ya da bir şeyler benim geri dönmeme nedenoldu. Sizi üzgün ve ağlarken görünce konuşmak istedim. Ben aynı zamandapsikolojiyle ilgileniyorum…”  diyerekkendimi tanıttığım bu kısa girizgâhımda bir şey söylemeden beni dinledi.


Beni konuşmak için kabul ettiniz teşekkür ederimsözüme,  rica ederim ancak yukarıdahastam var kısa olursa memnun olurum diyerek karşılık verdi.

Az önce yanınızdan geçerken söylediğiniz sözleri duydum; “kendimiçok yalnız hissediyorum, lütfen beni yalnız bırakma, lütfen gel…”


Bu sözlerinizde çaresizliğinizi gördüm ya da çaresizhissedişinizi… Yalnızım diyordunuz ya, yalnız mısınız ya da yalnız mıyızgerçekten? Bunları konuşmak istedim. 


Peki, buyurun öyleyse der gibi yüzüme baktı ve;
 “Öyleyim yalnızım vebirkaç gündür iyice bunaldım…” dedi, sessizce…


Bunlar bizim algılarımız. Yaşadığımız an içindeki kişi ya daolaylara yaklaşımımız onları algılama biçimimiz sonuçta yaşadığımız duygular vedavranışların şekillenmesine neden oluyor. Az önce önünde konuştuğunuz zakkumunrengini hatırlıyor musunuz, mesela?


Yanımda zakkum mu vardı?


Yanınızda değil ama önünüzdeydi.


İşte böyle; aslında “farkında olmadan” bir yaşamsürdürüyoruz. O an sadece aklımızdan geçen düşünceye odaklı kalıyoruz. O bizegerçekmiş gibi görünüyor. Mutlak gerçek ve başka hiçbir şey yokmuş gibi… Oysa oan bile yalnız değildiniz. Bir zakkum uzanmış sizi dinliyordu. Kırmızırengiyle, kararmış hissettiğiniz dünyanıza bir renk katıyordu. Yalnız değilsinizdiye haykırıyordu. Belli ki duymadınız.


Bir kez daha şaşırmıştı… Hiç tanımadığı bir adam durupdururken nelerden söz ediyordu ve niçin?


Biliyorum söylediklerime hemen bir anlam veremeyebilirsiniz.Şunu demek istiyorum; bütün bir kâinat sadece sizin dışınızdakiler içinyaratılmış olamaz. Bu dünyaya gönderildi iseniz daha baştan yalnız değilsinizdemektir. Yalnız kaldığımız anlarda aslında yalnız olmadığımızı daha iyianlarız.


Beni tanıyor musunuz? Hayır.  Ben sizi tanıyor muyum?  Hayır. Ama bakın ne oldu, bir vesile benşimdi sizinle yalnız olmadığınızı kanıtlarcasına yalnızlığınızı konuşuyorum.Sadece bu bile yalnız olmadığınızın bir kanıtı gibi durmuyor mu?


Ben gerçekten bu şekilde düşünmemiştim. Kafam hem karıştıama hem de tuhaf hissettim. İçimi serinlettiniz. Kim gönderdi sizi bana? Derken,derinlerde bir şeyleri araştırır gibiydi. 


Size beni gönderen ya da git diyen biri olmadı, amabiliyorum ki git onunla konuş yalnız olmadığını fark etsin denmiş ki benburadayım…


Elinde sıkıca tuttuğu telefonu çaldığında heyecanla açtı.Tamam, geliyorum diye karşılık verdi. Aslında bir süredir konuşmaktaolduğumuzun ve zamanın nasıl geçtiğinin ancak farkına varabildik. Beraberceayağa kalktık, hafif tebessümle; “sizi daha fazla tutmayayım, görevinizden dahafazla ayrı kalmayın dedim.” Gülerek karşılık verdi; “iyi geldiniz. Şimdideminden beri konuştuklarımız var aklımda onları düşüneceğim.”


Yılların yorgunluğu bir miktar belini bükmüş ve yüzünde degarip çizgiler bırakmıştı. Bunu şimdi daha iyi görebiliyordum. Yorgun bedenindetazelenmiş bir ruh bırakmak adına gösterdiğim kısacık çabanın muhtemelsonuçlarının kendi gönlümde bıraktığı ferahlık muhteşemdi. Bu hisleri onun içinde talep ettim. 


Hastanenin kapısına doğru beraberce yürürken, her ikimizinaklında tonlarca soru olduğunu tahmin etmek zor değildi. Kapının önünde karşılıklıiyi dileklerimizi belirterek ayrıldık.


Bir süre yürüdükten sonra gayriihtiyarî arkama dönüpbaktım, hala kapının önündeymiş. Eliyle selamlamasına karşılık vererek köşedenkayboldum.
YORUM EKLE