Yavaşlamak ya da sakin olmak

Bir Pazar gününün keyfinde evimdeyim. Elbette kitaplarım,çayım ve bilgisayarım. İçtiğim bergamot aromalı çayla içimi, okuduklarımla daruhumu ısıtıyorum. Bir yandan okumaya ve ama aynı zamanda yazmaya devamediyorum.


Kundera’nın nicedir okumamı bekleyen, “Yavaşlık” romanını usulusul okumaya koyulmuşum. Hafif karanlık ve serin, belki de soğuk bir akşamüstündedeğmeyin keyfime . Bir vecd hali. Esrime mi diyorlardı buna? Neyse.

 
“Yavaşlığın keyfineden yitip gitti böyle? Ah nerede şimdi geçmişin aylakları? Halk türkülerinintembel kahramanları neredeler, bir değirmenden ötekine sürüklenip duran, açıkhavada yıldız palasta uyku çeken şu serseri tayfası nerede şimdi? Satırınıokuyunca bende her daim rehaveti, miskinlik ve aylaklığı çağrıştıran Abasıyanıkhikâyelerini hatırladım bir anda. Abasıyanık’ın (ki ayıptır söylemesi, hemşerimdirkendileri) o meşhur hikâyeleri beni Kundera’dan alıp kendi dünyalarına sürüklediler. Şimdide kalamadım.Daldım gitti. Buradaki durağanlığımdan kendi savrukluğuna çekti beni Sait Faik.Balıkçı barınaklarında yaşananlar, sadece başı boş insanların yapabileceğinekanaat edeceğiniz uzun süreli sohbetler, adalardaki dingin hayat, İstanbul ‘ungünlük mahalle yaşamından kesitleriyle siyah- beyaz  özlemle dolu  uçarı bir dünyaya gittim. Sait Faik’in bendebıraktığı harikulade izler bunlar. Bazılarını kaçıncıya okuyorum bilmiyorum.Hele bir de şimdi ne olacak diye okumaya devam ettiğim hikâyenin belli birsonuca bağlanmadan öylesine sessizce bırakılması yok mu o duyguyu tarif edecekkelime bulamıyorum. Kelimelerin dahi kifayetsiz kaldığı o duyguyu Kundera’nınbu cümlesiyle de yaşadım.


Hayal sahnemden Kundera gidince yerini  W. Schmid alıyor. Birbirinin peşi sırageliyorlar. Her ne kadar yaşlanmanın kazanımları bağlamında bir yaklaşımlazamanın kıymetinden dem vursa ve bu biraz melankolik gelse de bana, anlattıklarıylakendine hayran bırakıyor: “Yaşlanma süreci, muhtemel şikâyetlerin telafisiolarak, varoluşun hafiflemesini sunar; daha ferah bir varoluştur bu. Hazlarınzevkine daha bilinçli varmak (farkında olmak yani; sadece tüketmemek,bitirmemek…), burada bulunacak anlam içinde mutluluğu tecrübe etmek, sükûnetegiden yoldaki dördüncü adımdır./…/ Yaş ilerledikçe dozajları azaltmakzorundaysanız bundan mahzun olmayın: evvelce büyük miktarları  (farkında olmadan) gırtlağınızdan aşağı bocaedip de bir yankı alamazken, şimdi her bir molekülden büyük tat alırsınız.Sakin olmak, böyle bir tadın akıntısına kendinizi bırakmak demektir.” 


Anın farkındalığı, anı yaşamak -carpe diem’in- karşılığıgibi görünse de anı yaşamak piyasada algılananla farklı bir kulvardadır. Anınfarkındalığı, zamanı şu anki haliyle yaşama becerisi gösterebilmeyi ifadeederken, anı yaşamak daha çok içinde boş vermişliği de barındıran bir tüketiciliğiifade eder gibidir. Anın farkındalığı o an orada olmaktır. O anı bütün unsurlarıylakabul etmektir. Zevkleriyle olduğu kadar keder ve hüzünleriyle belli birbütünlük içinde.


W. Schmid devamla der ki; “Carpe diem, anı yaşa- şimdi butarzda yaşamak için zaman vardır; bununla beraber, bunun “her günün tadına var”anlamına gelmemesiyle de barışık olmaktır bu. Çünkü tatsız günler de olacaktır,bunlar da bir işe yararlar: Tadına varılacak günlerin kıymetini arttırırlar.Sakin olmak, her şeyin, her şeyin her an ve daima zevk vermesini gerektirmez.Aksine, sükûnetle yaşlanmanın imtiyazı, her zevkin peşinden koşturmak zorundaolmamaktır.”


Yaşamdan zevk alarak devam etmek için illaki yaşlanmakgerekmiyor. Hemen şimdi anın farkındalığına odaklanmak bunu fazlasıylasağlayacaktır. Bunun için çok öteye gitmeye de gerek yok. Hemen şimdi küçücük,birkaç dakikalık uygulama yapabiliriz: Gözlerinizi kapatın ve burnunuzdan derinbir nefes alın. Alırken, 1’den 8’e kadar yavaşça sayın. Bekleyin ve bu esnadaiçinizden 4’e kadar sayın.  Göğüskafesinize ve göğüs kaslarınızın gerginliğine odaklanın. Bunun farkında olun.Ve şimdi içinizden 12’ye kadar sayacak şekilde yavaşça nefesinizi bırakın.Nefesinizi verdiğinizde göğüs kafesiniz ve başınızda meydana gelen değişimeodaklanın.


Nicedir farkındalık üzerine okumalar ve çalışmalaryapıyorum. Zamanın ve anın farkına varmak. Yaşanılan anın kıymetini bilmek.Kimi uygulamalarım var. Çünkü bunu doğu mistisizminin beni pek de tatminetmeyen bilgiçliğine ve tekeline bırakmak istemiyorum. Bize özel bir açılımıolamaz mı? Buna çalışıyorum. Bir yere kadar geldiğim söylenebilir. Ama dahagidilmesi gereken çok yol var.


Yavaşlamak birçoğumuza yabancı gelen bir kelime. SevgiliKemal Sayar hocamızın deyimiyle, “Artık hepimiz hız tarikatının müritleriyiz”. Amansızbir hastalığa duçar olmuşçasına zamanla yarışıyoruz. Sonucu başından belli birnafile yarış bu.  Ne var ki, bu sarmaldaneğer biz kendi isteğimizle çıkmayacak olursak yine Schmid’in değimiyle; “Yaşam,değiştiremeyeceğiniz birçok şeyi, özellikle de acı ve felaket tecrübelerini,sükûnetle kabullenmeyi dayatıyordur zaten.”


Farkındalık ve kabulün hayatımıza katkılarını, zamanla dahahissedilir bir şekilde tecrübe edeceğimiz muhakkak gibi görünüyor.

YORUM EKLE