YAYLA YOLLARI

Eşeler Yaylası ile ilgili görüntüleri izleyince, birden çocukluğum gözümün önüne geldi. O görüntüleri ayrıntılarına kadar biliyorum; her yıl yaylaya çıkardık zaten. Özellikle yazın başlangıcında sığırları yaylaya çıkarırdık. Biz sadece çift hayvanlarını (öküzleri) yaylaya götürürdük. Bir ay sonra sığırlar yayladan inerdi. Herkes onları köyün girişinde karşılardı. Bir aylık sürede hayvanlar semirmiş olarak gelirdi. Bunun nedeni yaylada otun ve suyun çok olmasıydı. Otların boyu insanın diz kapağına kadar çıkardı. Yayla otları ve serin yayla suyu onlara çok iyi gelir; hem de yaylada dinlenmiş olurlardı. Şimdiki gençler bunu bilmeyebilir, biz aradaki farkı anlardık. Köyün girişinde öküzlerimizi bulduğumuzda nasıl sevinirdik anlatamam. Bulamadığımızda da çobanla birlikte öküz aramaya tekrar yaylaya gidilirdi. Sabah namazıyla kalkılır, güneşin doğuşunu yaylada karşılardık. Geç kalınırsa sıcakta yokuşu tırmanmak zor olur. Bunlar çocukluğumun yayla yolculukları.

Yaylaya vardığımızda sığırlar Gölcük'te toplanır, çobanlara teslim edilirdi. O zamanlar Gölcük sulak, nerdeyse bataklık görünümündeydi. Gölcük’ten güney yönüne doğru inildiğinde, yolun sağında tertemiz sular akar giderdi. Yine akıp giden suyun sağ yanında diz kapaklarımıza kadar çıkan gür otlar olurdu. O otları hayvanlar nasıl keyifle yerdi anlatılamaz. Biraz daha güneye inildiğinde dereye yakın bir yerde, ünlü Çatal Oluk vardır. Buz gibi suyu akar Çatal Oluğun; kaynağından beş kum çıkaramazsınız elinizle. O kadar soğuktur suyu. Yine o sulak yerlerde bol yarpuz yetiştiğini görürdük. Yamaçlarda ve tepelerde bol miktarda, kendiliğinden yetişen yayla çayları olurdu. Çayları çapayla kazar eve götürürdük, nerdeyse bir yıllık çay ihtiyacımızı karşılardık. Eve gelen konuklara yayla çayı sunulurdu. Yarpuzlar ise peynire konulur, peynire güzel bir koku verirdi.

Eşeler Dağı'nın tepesi bayağı geniş bir alandır; koyun ve davar sürüleri yayılırdı. Biraz daha aşağılara inildiğinde bir kayanın dibinden akan Yoğun Oluk vardır. Oranın da suyu oldukça soğuktur, içimine doyum olmaz. Daha sonra o sudan bizim köylüler yararlanamadı. Dodurgalılar'ın o suyu içme suyu olarak kullanmak için borular içinde götürdükleri söyleniyor. Bir de Gölcük'ün karşısında Hamzal Oluk (Hamza Ali) vardır; odun tutuşturmaya yarayan çıra kazmaya gittiğimizde o sudan içerdik. Kazdığımız çıraları eşekle yayladan indirirdik. Ancak bu çıralarla sobayı tutuşturabilirdik. Yaylaya gittiğimizde boş dönmez, ağaçların kuru dallarından kestiğimiz odunları eşeğe yükler gelirdik. Yaylaya çıktığınızda temiz hava hemen ciğerlerinize dolar, kuş gibi hafiflerdiniz. Alçak yerlerle yüksek yerlerin havasının farkına varmamak mümkün değil. Bir süre yaylada kalırsanız, çelik gibi olur gelirdiniz. Köye döndüğünüzde “ ne kadar güzel havası var" demekten kendinizi alamazdınız.

Yayladan dönüş de bir serüvendir aslında. Yüklediğimiz odunu köye getirinceye kadar akla karayı seçeriz. İniş aşağı indirirken tekrar eşeğe sarması zor; bir de ormancıya yakalanmadan eve ulaşmanız gerekir. Ormancıya yakalanırsanız, eşeğinizin semerini kesebilir ve eşeğinizi alıkoyabilir. O yoklukta onun cezasını ödemek de zor bir iştir. O zaman yoksul köylüler kışın yakacak ihtiyaçlarını ormandan karşılardı. Tabii yaylaya oduna giderken ormancıya yakalanma korkusu hiç içinizden çıkmaz. Ormancı yoksul köylülerin korkulu rüyasıydı. Biz o yörenin dağlarını karış karış biliriz. Yaşlılar dağlarda ve yaylalarda yetişen birçok çiçeğin adını bilir. Doğayla iç içe geçti çocukluğumuz zaten.

Birde Eşeler Dağı'nın eteğinde Eski Ağıl Önü adında bir dinlenme yeri vardır. Dinlenme kültürü ve boş zamanı olanlar buraya gelir dinlenir ve arkadaşlarıyla söyleşir. Son zamanlarda ailecek gidenler de oluyor. Yayla deyince aklıma erişilmezlik, yükseklik, temiz hava, buz gibi soğuk su ve çiçek kokuları hemen aklıma geliverenler.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Dede
Dede - 4 ay Önce

ÇOCUKLUĞUMUZA GİTTİN GENE BİR PSİKOLOG GİBİ ELİNE KALEMİNE YÜREĞİNE SAĞLIK DOSTUM..

Yilmaz
Yilmaz - 4 ay Önce

Çocukluk günlerimi hatırlattınız
Elinize, gönlünüZe sağlık
Teşekkürler

Abidin şevk
Abidin şevk - 4 ay Önce

Çok eskilere götürdün yine,kahpe gençlik yel gibi geçti. Kalemine diline sağlık.slml.

Salih Balbay  paris
Salih Balbay paris - 4 ay Önce

Çok teşekür ederim böyle köyümüzün yöremizin üzerinde bir şeyler karala gurur veriyor senin gözlerinden
Öprim

Hüseyin Abtekin
Hüseyin Abtekin - 4 ay Önce

O çocukluk gunlerimize unutmamaya imkan varmı yayladan köye dağdan kim. Erken gelecek diye yarış yapardık o yaylaların yüzünden ne kavgalar oldu ve her kesin belirli bir yeri var rlarda hayvanlarını otlatirlar çadır kurarardi hele suyunun icimine doyum olmaz insanı ekmeği yidirdikce yidirir kısa ve öz olarak bu kadar yorum yaptım anlatmakla bitmez tükenmez selam ve saygılarımla Allaha emanet olun

İsmail Abış
İsmail Abış - 4 ay Önce

Yüreğinize sağlık kaleminize sağlık, iyi olmuş.keske o eski yayla kültürüne yaşayıp,yaşatabilsek.

Hamit Filizer
Hamit Filizer - 4 ay Önce

Sevgili Dostum, hani bir söz vardır : "Eski çamlar bardak oldu." Ne yazık ki çok doğru.Doğada halkın yararı gözetilerek normal bir değişim,gelişim süreci yaşanmadı.Rant uğruna ne kadar doğal güzellikler varsa katledildi.Bodrum Güvercinlikte orman yandığı zaman ,bakan "Yerlerine ağaç dikeceğiz,yapılaşmaya asla izin vermeyeceğiz ."demişti.Yolun Güvercinliğe düşerse yanan orman yerine betondan devasa ağaçlar dikilmiş.Yazık ki halk olarak seyrediyoruz.Kal sağlıcakla.

Gürcan Pektaş
Gürcan Pektaş - 4 ay Önce

Mehmet eline sağlık. Çok güzel yorumlamışsın.