YEMEK DUASI

1920'lerde ve 30'larda çekilen Alman filmlerini hatırlarım. Orada öğretmen rollerinin de olduğu sahneler olabiliyordu. Şöyle yelekli, setreli, köstekli giyimli ve pala bıyıklı öğretmenler. Öğrencilere davranışları da kıyafetlerine yakışır vaziyette sert mi sertti. Öğrencilerin kırbaç yedikleri de olurdu.

Çocuklara öyle aşırı davrananlar sadece öğretmenleri değildi: Babalar ve diğer aile büyükleri de öğretmeni aratmazdı.

Çocuk olmak Avrupa'nın o dönemlerinde çok zordu.

Bizim Osmanlıda ve sonraları Türkiye'de çocukların daha iyi durumda olduğunu kim söyleyebilirdi ki?

Bizdeki sosyal rezaletleri tarihlemeyi nasıl yapacağımı pek bilemiyorum. 1960'lı yıllarda askerlik yapmış bir yakınımın komutanları hakkındaki hatıralarını burada yazmaya elim varmıyor. Zaten yazmış olsam bile "şanlı ordumuzu aşağılayıcı ve vatandaşı askerlikten soğutucu yayın yaptığımdan dolayı" kovuşturma bile geçirebilirim. Ne yazık ki o tür subay ve astsubaylarımız da vardı o zamanlar. Alman adetlerini bizimkiler epey bir müddet yakınlara kadar taşıdılar.

Çocuklarımıza, gençlerimize, kadınlarımıza ve ev hayvanlarına reva gördüğümüz bu davranış biçimleri bazı yerlerde bugün bile devam ediyor. Ne zaman, nerede duracak Allah bilir.

Oysa "iyi davranış" nasihatleri her dini ve her güzel ahlak kitaplarında yığınla mevcut.

Ama kitap başka, uygulama başka... Öğretmenin dediği başka, yaptığı başka... Teori başka, pratik başka... Bu deyişler sadece Türkçe yazı ve söylemlerde değil, bazı başka dillerde de mevcut.

Ama "yanlış" kimin tarafından yapılırsa yapılsın yanlış "yanlıştır". "Yanlışın neresinden dönersen kardır" sözünü beğenirim. Öyledir gerçekten!

Toplumumuz neden acaba daha zayıflarına bu derece gaddar davranıp durdu eskilerde? Zayıfları ezmekten hep hoşlandı?

Gücü elinde gören asker olsun, öğretmen olsun, polis olsun, hatta savcı veya hakim olsun fırsat geçmişken o kaba gücünü kullanmaya yeltenen çok kişiler oldu ve hatta hala oluyor.

Eskiden daha çoktu, şimdilerde daha az... "Eski" ile "şimdi" arasında ne fark var ki?

Galiba aranan o fark hukukta saklı. Eskiden çok daha az "hukuk devleti" idik, şimdi ise birazcık daha fazlayız ondan.

Çok fazla "hukuk devleti" deyip durmak istemiyorum. Hoşlanılmadığını biliyorum.

Hukuk devleti olmayı hepimizin ne kadar istediği malumumdur. Anayasamızda da o olduğumuzu koca koca yazıyoruz zaten: " Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı... demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." (Madde 2)

Bu maddeyi örneğin yemek duası olarak benimsesek ve her öğünden sonra tekrarlasak, nasıl olur acaba? Hem de -ne güzel- anlaşılır bir Türkçe ifadesi var.

Hani derler ya, 40 defa tekrarlanırsa gerçekleşirmiş. Belki de o zaman olacağı tutar.

YORUM EKLE