YENİ TEKNOLOJİLERİN ŞİRKETLERİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNDEKİ ROLÜ

Yeni teknolojilerden bahsederken genellikle hayatımızı nasıl kolaylaştırdığını ifade ederiz. Bu durum, ömrünün önemli bir bölümünü dijital çağda geçiren insanlarda yeni teknolojileri övme hastalığına kadar gidebiliyor. Öte yandan, teknolojiyle arası çok iyi olmayan bireylerdeyse insanın anlamlandıramadığı şeyi fazla abartması ya da tam tersi yok sayması halini gözlemliyoruz.

Teknolojideki gelişmelerle birlikte son yıllarda iyice artan “ilk yapan olma” takıntısı neredeyse hayatın her alanına sirayet etti. İş hayatında 2000’li yılların başlarında çok fazla önem atfedilen ve bir işte ilk olmanın rekabet açısından avantajını belirten bu kavramın, 2000’li yıllardan sonra sanıldığı kadar önemli olmadığı iş dünyası ve bilim çevreleri tarafından anlaşıldı. Ancak insanlar arası artan etkileşimler sebebiyle, günümüzde her yeni teknolojide ilk olma arzusunu taşıyan ve bunu iş yerlerine de yansıtmaya çalışan bir kitle oluştu. Peki bu durum gerçekten işletmelerin sürdürülebilirliği açısından avantaj sağlıyor mu? Yoksa, işletme sahipleri başka bir sermaye tuzağının içine mi düşüyor?

Bu sorulara kısa ve net bir yanıt vermek mümkün değil. İşin doğası, bulunan sektör ve lokasyon, tedarikçi yapısı, şirketin olgunluk seviyesi, personel kalitesi vb. bir sürü faktöre göre ortaya çıkacak sonuç değişkenlik gösterebilir. Fakat genel hatlarıyla değerlendirecek olursak, her yeni teknolojiyi işe uydurmaya çalışma veya sürekli yeni teknolojileri takip etme takıntısının, işlerin devamlılığı açısından çok anlamlı olmadığını görmeye başladık. Pew Research Center tarafından 46 kurumda yapılan bir araştırmaya göre, yeni teknolojilerin birçoğu artık çözümden ziyade işletmeler için istikrar sorunu yaratıyor. Araştırmaya göre, şirket yöneticileri sürekli olarak en yeni teknolojiyi şirketlere adapte etmeye çalışmanın genellikle gereksiz bir efor olduğunu düşünüyor. Ayrıca, devamlı yeni teknolojilerle uğraşmanın sermayedarların yatırımlara yönelik inancının kaybolmasına sebep olduğu belirtiliyor.

Elbette, yeni teknoloji ve yaklaşımları takip etmek işletmeler için günümüzde kaçınılmaz. Herhangi bir teknolojinin daha iyi bir versiyonu varken eski olanı tercih etmek çoğunlukla doğru olmayabilir. Ancak, tüm sektörlerin ve işletmelerin en yeni teknolojilerle donatılması veya her işletmenin yüksek katma değere odaklanması sanayinin sürdürülebilirliği açısından hem anlamlı hem de mümkün değil. Tartışmayı bir adım öteye taşıyacak olursak, madden ve manen altyapısını hazırlamamış kurumların en son teknolojilere kaynak ayırmasının başarılı olması pek olası değil. Örneğin; günümüzde temel matematik ve istatistik bilgisinden yoksun personele sahip işletmeler, istihdam stratejisini gözden geçirmeden veri bilimine yönelik teknoloji yatırımı yapmaya çalışıyor. Yapılan yatırımların karşılığını alamayan sermayedar bu sefer ya teknolojiye kusur buluyor ya da personele veya tedarikçiye yönelik baskıyı artırıyor. Herkesin yaptığını yapmaya çalışmak veya yeni bir teknolojiyi kaçırıyoruz kaygısı mevcut personelin demotivasyonuna ve kaynakların israf edilmesine neden olabiliyor.

Kısacası, her teknoloji şirketlerin sürdürülebilirliği açısından önem arz etmeyebilir. Dahası, teknolojilerin çözümle birlikte pek çok yeni sorunu da beraberinde getireceğini kabul etmek gerekiyor. Tüm değişimlerde olduğu gibi, yeni teknolojilerin uygulanmasına yönelik çalışmalar yaparken de ihtiyaç analizi en önemli adım olarak yerini koruyor. Bu nedenle işletmelerin artan inovasyon ihtiyaçlarına yönelik doğru hamleleri yapabilmeleri için yeni teknolojileri bütünsel bir şekilde ele alabilmeleri ve az sayıdaki hamle şanslarını doğru kullanmaları önem taşıyor. Japonya merkezli bir firma olan Ricoh Europe tarafından Avrupa ve Orta Doğu’da 2020 yılında 3.300 şirketle yapılan araştırmaya göre, lokal işletmelerin yeni teknolojiler karşısında yaşadığı problemler büyük oranda benzeşiyor. Tüm bu sorunlara yönelik çözüm olarak ise sıraısyla 3 adım karşımıza çıkıyor:

Mevcutta kullanılan teknolojilerin tamamından %100 verim almayı hedeflemek ve bununla ilgili geliştirme çalışmalarını tamamlamak,

Müşteriyle yakın teması artıracak ve müşterinin ihtiyacını anlamayı kolaylaştıracak teknolojileri önceliklendirmek,

Çalışanların hem mevcut hem de yeni teknolojilerde uzmanlaşmasını sağlayacak şekilde gelişim planı yapmak.

Yeni teknolojileri ve kullanım alanlarını değerlendirirken, ihtiyaçları ve elimizdekileri doğru tahlil etmek işlerin sürdürülebilirliği açısından sandığımızdan daha fazla önem taşıyor olabilir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Levent
Levent - 5 ay Önce

yeni teknolojilere bu şekilde yaklaşan hiç duymamıştım çok ilginç bir bakış açısı

İbrahim yıldırım
İbrahim yıldırım - 5 ay Önce

Yüregine saglık Barıs. Basarılarının devamını diliyorum.

Mert
Mert - 5 ay Önce

Barış bey'e ve alttaki iki yorumcuya bende şöyle bir katkıda bulunmak isterim.
Bilgi ve Teknoloji Birikimi mi?
İşte o Allah’ın ta kendisinde dir. Tek şu dünyayı Doğayı değil, Başınızı şöyle havaya kaldırıp Ayı, Güneşi, Yıldızları, Planet Gezegenleri bakarmısınız. Eksiksiz bir tasarım, mükemmel bir dizayn ile yaratmış Rabbim her şeyi.
Ne diyoruz?
Doğa kendisini yeniliyor. Ne diyoruz? Her yıl Doğayı öldürüyor ve tekrar diriltiyor. Kış, Bahar, Yaz, Sonbahar'ı yaşıyoruz değilmi. Ama insanoğlu çok kötü ve zalim, bu emanete sahip çıkmıyor ihanet ediyor. Bu zihniyet bugün Zeytin ağaçlarını katlediyor Muğla'da.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir. (Ali-İmran 189)
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O'na aittir. Diriltir, öldürür. O her şeye gücü yetendir. (Hadid suresi 2)
O ki, semalar ve arzın mülkü O'na aittir! Allah her şeye şahittir!(Büruc suresi 9)
Jüpiter, güneş sistemindeki en büyük Gezegen. Güneş'in etrafında dönen sekiz gezegenden en büyüğü Jüpiter'dir. Çapı, dünya'dan on bir kat daha büyük olan yaklaşık 139.822 km'dir. Bu gaz devinin hacmi gezegenimizin 1.300 katını alabilir. Ancak bu, 1.3 milyon dünyayla doldurulabilecek güneşimizden daha az! (Güneş, bir yıldız olduğu için bir gezegenle aynı kategoride değildir).
Buna ne denir? SubhanAllah.