"YURTTA SULH, CİHANDA SULH” DİYORUZ

Denizlili yazar ve 1999 Abdi İpekçi Türkiye ve Yunanistan Barış ve Dostluk Ödülü Sahibi Kemal Yalçın, Yunanistan Başbakanı Elefthérios Kyriákou Venizélos’un, Mustafa Kemal Atatürk’ü 1934 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdiği 12 Ocak 1934 tarihli mektubunun tam metnini tarihi bir belge olarak yayınladı.

“TARİHİ BİR BELGE

1934 Nobel Barış Ödülü Adayı Mustafa Kemal Atatürk.

Yunanistan Başbakanı Elefthérios Kyriákou Venizélos’un, Mustafa Kemal Atatürk’ü 1934 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdiği 12 Ocak 1934 tarihli mektubunun tam metnini tarihi bir belge olarak aynen yayınlıyorum.

19 Mayıs 1919’da Yunan Ordularını İzmir’e İşgale göndermiş olan Yunanistan Başbakanı Elefthérios Kyriákou Venizélos, Yunan ordularını 30 Ağustos 1922’de yenerek kayıtsız şartsız teslim almış olan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü 12 yıl sonra 1934 Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir.

Bunun dünyada başka bir örneği yoktur. Venizelos savaşın felaket, barışın refah ve huzur getirdiğini çok iyi bilen saygın bir devlet adamı olarak filozofça davranmıştır. Aynı olgunluğu Mustafa Kemal Atatürk de göstermiş, Venizelos’un kendini Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesini gelecek nesillere örnek olacak şerefli bir davranış olarak kabul etmiştir.

1934'te Nobel Barış Ödülü Atatürk'e değil, Milletler Cemiyeti önderliğinde organize edilen Dünya Silahsızlanma Konferansı'na katkıları nedeniyle, 1929-1931 yılları arasında İngiltere Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış olan İskoçya kökenli siyasetçi Arthur Handerson'a verildi.

1934 yılı Nobel Barış Ödülü’nün Mustafa Kemal Atatürk’e verilmemiş olması Venizelos ve Atatürk’ün karşılıklı saygınlıklarının ve gösterdikleri barış kültürünün seviyesini azaltmaz. Bu şerefli davranışın Türk ve Yunan gençlerine, Türkiye ve Yunanistan yöneticilerine örnek olmasını dilerim.

MEKTUBUN TÜRKÇE TAM METNİ

Atina, 12 Ocak 1934

Sayın Başkan,

Yaklaşık yedi asır boyunca Yakın Doğu’nun tamamı ve Orta Avrupa’nın büyük kısmı kanlı savaşlara sahne oldu. Bunun temel sebebi Osmanlı İmparatorluğu ve onun sultanlarının mutlakiyetçi yönetim sistemiydi.

Hıristiyan halklara boyun eğdirilmesini kaçınılmaz olarak takip eden Haç'ın Hilâl'e karşı dini savaşları ve ardından da özgürlüklerine düşkün bütün halkların başarılı diriliş hareketleri, Osmanlı İmparatorluğu sultanların etkisinde kaldığı sürece daima devam eden bir tehlike ortamıydı.

Mustafa Kemal Paşa'nın milli hareketinin rakiplerine galip gelmesiyle 1922'de kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu belirsizlik ve hoşgörüsüzlük devletine kesin bir son verdi.

Hakikaten, bir milletin hayatında bu kadar kısa zamanda bu kadar köklü bir değişiklik nadiren gerçekleştirilebilmiştir.

Hukuk ve dinin birbirine karıştığı dini bir rejim altında yaşayan, çöküş halindeki bir imparatorluk tamamen hayat ve canlılık dolu modern bir ulus devlete dönüştürüldü.

Büyük reformcu Mustafa Kemal Paşa’nın sağladığı hızla, sultanların mutlakıyetçi rejimi sona erdirildi ve devlet tamamen laik oldu. Haklı olarak medeni milletlerin en ön saflarında yer almaya büyük istek duyan bütün millet gelişmeleri benimsedi.

Fakat, barışın sağlamlaştırılması etnik Türk kimliğinin baskın olduğu devletin şu günlerdeki haline dönüşmesine yol açan inkılaplarla birlikte yürütüldü. Hakikaten, Türkiye diğer milletlerin meskûn olduğu illerini hukuka uygun bir şekilde kaybetmiş olmayı kabullenmede tereddüt etmedi ve anlaşmalarla belirlenen siyasi ve etnik sınırlardan razı olup Yakın Doğu için gerçek bir barış dayanağı haline geldi.

Türkiye’yle sürekli devam eden anlaşmazlıkların neticesinde asırlarca kanlı savaşlara sürüklenmiş olan biz Yunanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi olan bu ülkede gerçekleşen derin değişikliğin etkilerini ilk hissedenler olduk.

Küçük Asya Felaketi'nden hemen sonra, savaştan bir ulus devlet olarak çıkmış olan yeniden doğan Türkiye’yi anlama fırsatını fark ederek ona, elimizi uzattık ve o da samimiyetle karşılık verdi.

Samimi barış arzusuyla dolu olduklarında en derin farklılıklara sahip halkların bile tekrar yakınlaşabileceklerini gösteren bu yeniden birbirimize yakınlaşma faaliyeti hem iki ülke için hem de Yakın Doğu’daki barışı sürdürmek için faydalı oldu.

Barışı tesis etmek için yapılan bu paha biçilmez katkıyı gerçekleştiren kişi elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’dır.

Bu nedenle, 1930'dan bu yana Yunanistan hükümeti başkanı olarak Yakın Doğu'ya yeni bir dönem getiren ve barışı sağlayan Türk-Yunan paktının imzalanmasından sonra, siz Nobel Barış Ödülü saygın üyelerine, Mustafa Kemal Paşa'yı bu kıymetli ödüle layık görmekten şeref duyduğumu belirtir; adaylığını kabul etmenizi arz ederim. En derin saygılarımla. Elefthérios Kyriákou Venizélos. (Not: Bu konudaki bilgileri ve resmi belgeyi Stelyo Berberakis’in 30.8.2020 tarihli yazısından aldım.”

Bu belgenin Türk Yunan barışına katkıda bulunmasını arzularım. Barışı korumalıyız…

Atatürk’ün deyişiyle "Yurtta sulh, cihanda sulh" elzemdir…

ECZANEDE MUCİZE SATILIR MI?...

Avukat Atilla Sezener, sosyal medya hesabından çok ilginç bir hikaye paylaştı. Sonuna kadar okuyunca, “İşte bu, insanlık ölmemiş ve insanlık doları yenmiş” dedim. Bu hikayelerden hepimizin alacağı dersler var. Sezener’in paylaşımını birlikte okuyalım.

“Gerçekten eczanelerde mucize satılır mı?. Aşağıdaki yazıyı okuyun o zaman.

‘Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı.

Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. George’nin yalnızca çok pahalıya malolacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı. Fakat bunun için yeterli paraları yoktu. Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally : ‘Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir’ Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkararak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti. Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally’nin beklediğini görünce ‘Evet ne istiyorsun söyle bakalım’ dedi. ‘Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum’ diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi. Sally ‘Kardeşim’ dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: ‘Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum’ Eczacı Sally’e bakarak: ‘Anlayamadım’ dedi. ‘Şeyy, babam Onu ancak bir mucize kurtarabilir’ dedi. ‘Bir mucize kaç paradır bayım?. Eczacı çocuğa sevgi ve acımayla baktı bu kez “Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz , sana yardımcı olamayacağım” dedi. Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak ‘Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnız fiyatını söylemeniz yeterli’ dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally’e dönerek ‘Ne tür bir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım’ diye sordu. ‘Bilmiyorum’ dedi küçük kız. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: ‘Tek bildiğim o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ve ailemin de ameliyat için ödeyecekleri paraları yok. Ama babam. Onu ancak bir mucize kurtarabilir’ deyince ‘Ben de paramı alıp buraya geldim’. ‘Ne kadar paran var?.’ diye sordu iyi giyimli adam. ‘Bir dolar onbir sent’ dedi. Sally, ‘Ve dünyadaki tüm param bu’ ‘Bu iyi bir şans, küçük kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para’ dedi, iyi giyimli adam. Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally’nin elini tutarak ‘Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen ? diye sordu. ‘Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum’ dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong’du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı.

Ameliyat başarı ile sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı.

Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hala yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne ‘Hala inanamıyorum, bu ameliyat bir mucize!. Doğrusu maliyeti ne kadardır meram ediyorum’ dedi. Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça mal olduğunu biliyordu. Tam tamına bir dolar onbir sent.”

Yaşanmış hikayeler hep bir ders alınması için paylaşıyor… Atilla Sezener’e teşekkür ederim…

SAHİ GÜVEN NEDİR?

Aile ve Evlilik Danışmanı Uzmanı Gülümser Gökçe Acar, sosyal medya hesabından “Konumuz; GÜVEN PROBLEMİ” başlıklı bir yazı paylaştı. Yaşadığımız yerkürede güven çok önemli bir sorundur. Bunu yaşamayanlar bilmez. Arkadaşımız Acar’ın yazdıklarına birlikte bakalım.

“Konumuz; GÜVEN PROBLEMİ.

Her akşam gün içinde yaptığım görüşmelerin muhasebesini yaparım. Bugün de yazıya dökerek sizlerle paylaşmak istedim.

EŞİME GÜVENMİYORUM

Bugün gelen ailem;

- Kadın ‘Hocam eşime hiç güvenmiyorum artık' diye korkularını endişesini ve çaresizliğini anlattı.

Eşi ise, nasıl davranacağımı şaşırdım hocam lütfen bir şeyler yapın diye yardım istedi.

***

Son zamanlarda eşler arasında çok sık karşılaştığımız bir durum GÜVEN KAYBI !

Bir insanla hayatı paylaşmak zordur. Her yönü ile tanımak, her şeyiyle kabul etmek ve ona inanmak.. Bir insana güveniyorsanız kendinizi onun yanında daha iyi hisseder, size zarar vereceğinden kuşku duymaz, onu olduğu gibi kabul eder yanında huzur duyar, her şeyinizi paylaşır, kontrol etme ihtiyacı da duymazsınız.

Eğer şüpheleniyorsanız, hissettiğimizi sandığımız şeyler, bazen korku ve endişelerimizden kaynaklanıyor da olabilir. Yani sen aldatılmaktan korktuğun için, onun hayatında başka biri olduğunu düşünüyor olabilirsin. Kaybetme korkusu da aldatılma korkusu yaratır. Kendine güvensizlik de aldatılma korkusunun önemli nedenlerinden biridir.

Peki bu durumda ne yapabiliriz?

1- Yaşadığımız duygu her neyse onu açıkça ifade etmeliyiz.

Mesela eşinize ‘Telefonu alarak tuvalete gitmenden rahatsız oluyorum ve bu durum bende güvensizlik hissi oluşturuyor’ gibi…

Düşüncelerimizi içimizde tutup biriktirmeden karşımızdaki ile paylaşmalıyız.

2- Kaybetme korkusu nedeniyle kontrolcü olmaya başladığınızın farkına varmak ve bu korkuyla yüzleşmek gerekebilir. Bir kere aldatılmış olabilirsiniz ve hep kaybetme korkusu da bundan olabilir.

3- Herkes aldatır diye bir kural yoktur. Her yeni ilişki, toprağa benzer, ona ne ekersek ondan onu alırız. Bunun bilincinde olarak, o ilişkiye ne ektiğimize dikkat etmeliyiz.

4- Tüm dikkatimizi ve enerjimizi ilişkiye odaklamak yerine, özgüven geliştirici bireysel faaliyetlerde bulunmalıyız. Bu faaliyetler bireysel enerjimizi yükseltirken, aynı zamanda ilişkimizi de besleyecektir.

5- Karşı tarafın hayatının özgürlük alanlarına izin vermeli ve saygı duymalıyız.

Her iki tarafın da kendini mutlu hissedecek aktivitelerde bulunması, ilişkiyi sağlam bir zemine oturtacaktır.

6- İlişkiye ait sorunların, ilişki içinde çözülmesi gerekir. Sorunumuzu paylaştığımız arkadaşlarımız ya da aile üyelerimiz, bize yakınlıkları nedeniyle çok da objektif bir bakış açısına sahip olamayacaklarından, belki de kolaylıkla çözülebilecek bir sorun, bir kaosa dönüşebilir.

7- Tekrar eden bir güvensizlik duygusu varsa anne ve baba ile olan ilişkiler gözden geçirilmeli gerekirse bir uzmandan destek alınmalıdır. Güven içinde mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle.. Sevgilerimi sunuyorum”

Güveni kazanmak kadar kaybetmekte önemlidir…. Güveni yıllarca kazanabilirsiniz… Ama güveni bir saniyede kaybedebilirsiniz…

CERİT AİLESİ’NE BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ.

DRT Denizli ve Denizli Gazetesi’nde uzun yıllar görev yapan şimdilerde Akşam Gazetesi Cumhurbaşkanlığı Muhabirliği yapan Osman Nuri Cerit, matematik öğretmeni babası 74 yaşındaki Haydar Cerit’i kaybetti. Arkadaşımız Osman Nuri Cerit, sosyal medya hesabından acı haberi duyururken “Babam Haydar Cerit iyisi ile kötüsü ile bu dünyadan geçti. Geriye diktiği binlerce fidan yetiştirdiği öğrencileri bir de biz çocuklarını bıraktı. Mekanın cennet olsun Haydar hoca..” dedi. Denizli Gazeteciler Cemiyeti, DRT Denizli ve Denizli Gazetesi olarak Osman Nuri Cerit’e başsağlığı diliyoruz… Merhum Haydar Cerit’e yıldızlar yoldaşı olsun diyorum.

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2023’ÜNCÜ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

SALI’NIN SÖZÜ:

“Hayatı ve özgürlüğü için ölümü göze alan bir millet asla yenilmez”

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE

banner206

banner205