ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN…

Denizli mimar ve yazar Hüsamettin Ataman, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle 85 yıllık Denizli Gazetesi küpürünü sosyal medyada paylaştı. Mimar Ataman, “30 Ağustos 1935 tarihli DENİZLİ Gazetesi, ‘BÜYÜK ZAFER GÜNÜ’nü şöyle anlatmış: ‘Bugün, Türkiye Başkomutanlığı Savaşı’nın büyük utkusuna denk gelen büyük bir günümüzdür. Bu günün andıcı, bizi yarının sağlığına ulaştıracak bir yoldur. Bugün, Türk kahraman ordusunun kazandığı büyük utku, Türk’ü acuna tanıtmıştır. Türk egemenliğini sağlamıştır. Bugün, Türk’ün en büyük okanının kurduğu tedbirlerle sosyal ve siyasal öncülükleriyle kölelikten egemenliğe, tutsaklıktan özgürlüğe, yokluktan varlığa çıktığımız bir gündür.” yazısını paylaştı.

Denizli kent belleğinin temellerinde harcı olan Mimar Hüsamettin Ataman’a çok teşekkür ederim…Gerçekten de çok duygusal ve anlamlı olan bu mesajı okuyunca her kelime ve cümleden dersler çıkartıyoruz…

30 Ağustos Zaferi 7 düele karşı bir emrin verildiği gündür. 4 mevsimi bir arda yaşayan ve Asya ile Avrupa’ya köprü olan Anadolu’da emperyalistlerin gözleri vardı… Emperyalistlerin hayallerine direnen Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve Türk halkının kararlığı, emperyalistlerde hayal kırıklığı yarattı.

Kurtuluş Savaşı’nda göğsünü cephede siper eden ve biz torunlarına bugünü armağan eden gazilerimize, şehitlerimize selam olsun, onlar için dua ediyoruz…

BATUR, “HİÇBİR IRMAKTA TERSİNE AKITILAMAZ”

Denizli Barosu avukatlarından Abdullah Batur, sosyal medyada 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle mesaj yayınladı. Batur’un yüreğine ve kalemine sağlık… Batur “Ne aldıkları o düzmece sağlık raporları nede uydurma gerekçelerle koydukları yasaklar nede saltanat ve sarayları hiçbir biçimde, hiçbir zaman bu toplumun aydınlanmasını durduramaz. Bilindiği gibi; güneş balçıkla sıvanamaz, hiçbir ırmakta tersine akıtılamaz. Bu zaferin başkahramanı büyük Atatürk’ün de dediği gibi geldikleri gibi (öncekiler bir İngiliz zırhlısına binip gitti, bunlarda tekkesiyle, tarikatıyla, şeyhleriyle, şıhlarıyla uçağa binip) giderler. Cumhuriyet sonsuza dek yaşar. Bu uygulamalar sadece bunların gerçek amaç arını ve anlayışlarını ortaya çıkartır. Boşa çabalıyorlar. Bu duygularla başta büyük önder Atatürk ve silah arkadaşlarına ve bu zafere emeği geçen ve de katkı koyan tüm kahramanları özlem ve minnetle anarım. Tüm ulusumuza 30 Ağustos Zafer Bayramının 98. Yılı kutlu olsun.” Diyor…

Avukat Abdullah Batur’a temennilerine katılıyorum… Aydınlanmanın önünde kimse duramaz…Tersine akıtılmak istenen ırmaklar, yolunu bularak  ilerleyecektir…

ATİLLA SEZENER’E GEÇMİŞ OLSUN…

Denizli Barosu avukatlarından ve yaşayan kütüphane Atilla Sezener, geçtiğimiz haftalarda bel fıtığından ameliyat oldu... Geçmiş olsun diyoruz. Hastalıkları yaşamayan bilemez. Atilla Sezener, sosyal medyada “Bel fıtığı üzerine notlar” başlıklı bilgiler paylaştı.

“BEL FITIĞI ÜZERİNE NOTLAR-1

Birçok hastalık gibi Bel Fıtığı da, kişinin vücudunu tanımaması veya kötüye kullanmasından ortaya çıkar. Örneğin ağır kaldırmak, düşmek, soğuk almak VS gibi nedenlerden ortaya çıkar.

*

Bel çevresindeki ağrılar ayaklara vurur ve yerine göre adama nefes aldırmaz. Türkiye’de erkeklerde %40 cıvarında var sayılıyor. Bu çok büyük bir rakamdır. Ameliyat olanların bile %5 ile 8 arasında tekrar bu maraza yakalandıkları biliniyor. Eski alışkanlıklarından soyutlamadiklari nedeniyle böyle olduğu kabul ediliyor.

*

Tıbbın Altın Kuralı burada da geçerli. HASTALIKTAN KORKMA, GEÇ KALMAKTAN KORK.

*

Tedavide, olayın büyüklüğüne göre 3 çeşit yardım var:

1-İlaçla tedavi

2- Fizik tedavi

3-Ameliyat

*

Anladığım kadarıyla çok gecikme hallerine iş felce kadar gidiyormuş. Hepinize saygılar diliyorum.”

Hasta olmayınca, sağlığın kıymetini bilmiyoruz… Vücudumuz hor kullandığımız zaman bize acı ve ızdırap verecektir… Lütfen sağlığımızın kıymetini bilelim… Bana bir şey olmaz demeyelim… Atilla Sezener’e tekrar geçmiş olsun diyorum… Sosyal medyadaki yol gösterici ve ders çıkartıcı paylaşımlarını dört gözle bekliyoruz…

DEDİKODU SEVER MİSİNİZ?

İnsanoğlu sevdiklerinden ve sevmediklerine haberler almayı sever... “Başkasına söyleme” diye kulağa fısıldanan haberlere “dedikodu” diyoruz. Arkadaşımız Tahsin Eşmeli ise sosyal medya hesabında “Dedikodu” üzerine paylaşım yaptı. Birlikte göz atalım.

DEDİKODU...

‘İnsanoğlu; ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar onlara döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu.’ Albert Einstein

Dünyaca ünlü bilim insanının bu sözü, başımdan geçen bir olayı hatırlattı bana.

Birkaç ay öncesiydi. Kendi köyüme gitmiştim. Babadan kalma tarlamızın başına yaptığım evimizde bir gece geçirdikten sonra, akrabamız olan ve yazları güzelce imar ettiği ceviz bahçesinde geçiren emekli öğretmen Sami abiyi ziyarete gittim. Vardığımda yenge bağ evindeymiş ama Sami abi köydeki düğün nedeniyle köye gitmiş. Telefon ettik ve aradan yaklaşık yarım saat geçtikten sonra geldi. Hoş beş faslından sonra ‘Sayende büyük bir yükten kurtuldum’ dedi. Şaşırdım ve anlayamadım, ‘Hayırdır abi ne yükü’ dedim. O da ‘Köylüler şimdiye kadar benim dedi kodumu ediyorlardı, artık senin dedikodunu edecekler. Ben kurtuldum artık o yükten’ dedi. ‘Hayırdır abi ben ne yapmışım’ dedim. ‘Daha ne yapacaksın? Hanımdan ayrılmışsın’ dedi. Çok şaşırdım ve donakaldım. Nasıl olmuş dememe fırsat vermeden Sami abi anlatmaya devam etti. ‘Köyde kadınlar arasında böyle bir dedikodu türemiş. Bana sorduklarında çok kızdım ve böyle bir şeyin olmadığını söyleyerek gerekli yanıtı verdim. Canını sıkma alış böyle şeylere. Şimdiye kadar benim dedikodumu ediyorlardı, şimdiden sonra senin dedikodunu edecekler. Beni büyük bir yükten kurtardın’ dedi. ‘İyi de abi söylediklerinde tırnak ucu kadar bir gerçeklik payı olsaydı bari" dedim. "Gerçeklik payı olsaydı onun adı dedikodu olmazdı’ dedi.

Şok olmuştum resmen. Denizli'ye döndüğümde eşimle sohbet ederken, ‘Hanım biz boşanmışız’ dedim. Şok oldu. Bir süre bu cümleye anlam yüklemeye çalıştı. Neden sonra ‘Nasıl olmuş o. Benim niye haberim yok’ dedi. ‘Benim de haberim yok ama köylü bizi boşamış’ dedim. Bir süre onun şaşkınlığının geçmesini bekledikten ve o da kendine geldikten sonra, ‘Köye hep yalnız gittiğim için sanırım birileri-Bu karıyı boşamış yalım. Köye hep yalnız gelip gidiyor- diye bir fikir ortaya atmıştır. Bu da dilden dile dolaşırken bizim ayrıldığımız noktasına gelmiştir ve belki de bu fikri ilk ortaya atan da bunun gerçek olduğuna inanmıştır. Olsa olsa böyle olur’ dedim.

Trajikomik bir olay ama ben bunu yaşadım. Bu dedikodu öyle kötü bir olay ki, insanı katil bile eder. Allah'tan benim hakkımda uydurulan dedikodunun gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmadığından dolayı gülüp geçildi. Ya zerre kadar -Acaba- dedirtecek şekilde bir şüphe kalıntısı olsaydı. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını...”

Eğer dedikoduya kulak asar ve ciddiye alırsanız zor durumlarda kalırsınız…

HER EVE VEYA İLÇE BİR SABİT KIZILHAN LAZIM…

Acıpayam sevdalısı Sabit Kızılhan’ı 15 yıldır tanıyorum… Sosyal medyayı etkin kullanıyor. Hümanist yönü ağır basan Sabit Kızılhan’ın protestoları da ses getirir… Sabit, aslından kendi halinde sakin bir yaşam sürüyor… Ama onun çıktığı zirvelerin çetelesini tutmak imkansız… En son sosyal medya da Denizli- Antalya Karayolu’nda yaptığı mıntıka temizliğinin fotoğraflarını paylaştı. Düştüğü notu okuyunca “İşte bu” dedim…

Sabit, Yaşamak için güzel yer arama … Yaşadığın yeri güzelleştir…  Siz Atın Ben toplarım… Antalya -Acıpayam Yeniköy Yeşildere-Bademli Kavşağı… Yeniköy yolu üzerinde 300 Metre mesafede şarampolden topladım..” diye not düşmüş.

Bir atasözümüz var… “Aslan yattığı yerden belli olur” diye… Çevre temizliği konusun da her gün uyarılar yapılıyor… Ama yine atıyoruz ve çevremizi iyi kullanmıyoruz… Ben çevre bilinci aile ve ana okulundan lise son sınava kadar zorunlu ders olarak okutulmalıdır…

Yaşadığımız çevreyi teniz tutmadığımızda mikroplara davetiye çıkartmış oluyoruz…

Sağlıklı yaşamak için çevremizi dikkat edelim… Ve Sabit Kızılhan’ı alkışlıyoruz…

SAĞLIK İL MÜDÜRÜ DR. BERNA ÖZTÜRK’TEN AŞURE REÇETESİ VE ANISI

İl Sağlık Müdürü Dr. Berna Öztürk, sosyal medya aşure günü nedeniyle yaptığı paylaşımda aşure pişirme reçetesini verdi.

İl Müdürü Dr. Öztürk, Paylaşmanın, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin, bolluk ve bereketin simgesi olan #AşureGünümüz mübarek olsun. Annemin ve kayınvalidemin formüllerini birleştirerek yaptığım aşure ile bu konuda da iddialıyım.” Dedi.

İddialı olmak hayatta hep başarıyı getirir…

Ve Sağlık Müdürü Dr. Berna Öztürk, sağlık bir aşurenin nasıl yapılacağının reçetesini paylaştı… Doktor reçeteleri hep yaşam kalitesini artırmak için. Aksini iddia eden varsa bir adım öne çıksın…

İşte; sağlıklı aşurenin reçetesi:

“Bugün AŞURE yaparken pek çok anı canlandı gözümde, döküldü elimden yazılar… Bugün aşure günü bolluk bereketin simgesi aşure.. Çocukluğumun her aşamasında farklı bir anım var aşureye dair. Öğretmen bir baba ve memur bir annenin çocuğu olarak 5 yaşında annemin Ankara Kızılay’daki işyerinin (o zamanlar daire diyorduk) hemen arkasındaki bir anaokulunda eğitim hayatım başladı. O zamanlar şimdiki gibi çok sayıda pastane yoktu. Bazen annem daireden geç çıkacağı zaman babam beni anaokuluna almaya gelirdi, Kızılay’da soysal pasajının altında bir pastaneye götürürdü, bilirdi çok severdim pastayı, muhallebiyi… Ne yersin derdi, gözüm bütün tatlılarda kalırdı. Mümkün olsa hepsinin tadına bakmak isterdim ama döner dolaşır Aşure ısmarlardım kendime. Babam ‘bu kez de başka bir şey ye hep aşure yiyorsun’ derdi, ama aklım diğerlerinde de kalsa hep aşure yerdim.

Ortaokuldan sonra Denizli günlerim başladı. Aşure ayında günler önceden başlardı malzeme alımı ve hazırlıklar. Rahmetli büyükbabam sabah erkenden bahçede ateşi yakardı, rahmetli anneannem kocaman kazana koyardı buğdayı. Ne eğlenceli ne güzel günlerdi. Aşure piştikten sonra kovaya doldurulan aşureyi dağıtmak için kocaman süt maşrapasını elime verdimi anneannem, benim görevim başlardı. Sıkı sıkı tembihlerdi ne büyüklükte kap getirirlerse ağzına kadar doldurmayı unutma... Şimdiki gibi küçücük kaselerde yenmezdi aşure… İrimin içindeki bazı evler için daha sıkı tembihlerdi beni ‘onlar kalabalık 5 maşrapadan az sakın verme, küçük kap getirirlerse büyüğünü iste’. Her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünürdü anneannem, bolca yensin bereket getirsin diye.

Sonra Ankara, üniversite günlerim başladı, ev arkadaşımla beraber bir gün apartmanın bahçesinde ateş yakıldığını gördük, birkaç hane toplanmış bahçede aşure yapıyorlardı. Aşure bu, her kapı çalınır aşure dağıtılır, biz öyle görmüştük büyüklerimizden. Aşureler pişti balkondan seyrettik, bazı kapılar çaldı, çok bekledik ama bizim kapımız çalmadı.. Ne o yıl ne de ondan sonraki yıllar. Tıp fakültesini bitirip doktor olduğumda yine aynı evde oturmaya devam ediyordum, bir gün kapı çaldı, komşularımızdan biri Aşure getirmişti, gözlerim doldu, neredeydiniz ben öğrenci iken diyemedim. Allah kabul etsin, hanelerimize bolluk bereket getirsin dedim.

Bahçelerde çoluk çocuk şenlik içinde aşure kazanlarının kaynadığı günlerden, evlerimizde tencerelerde aşure yaptığımız günlere geldik, yine de ulaşabildiğimiz dostlarla paylaşıyoruz, ama ne olur yakınlarınızda varsa öğrencileri unutmayın. Aşure günümüz hanelerimize, ülkemize bolluk bereket getirsin, o günlerde kazanları kaynatan atalarımızın mekanı cennet olsun.” Dr. Berna Öztürk

Sağlık İl Müdürü Dr. Berna Öztürk, çocukluğu ve üniversite öğrenciliği sırasında yaşadıkları anılarıyla geleceğe mektup bıraktı. Aslında hepimiz bu tür anılarımızı kısa kısa yazar bırakırsak, gelecek kuşaklar bizim nasıl bir yaşam sürdüğümüzün yol haritasını çıkartacaktır. Anısını bizimle paylaştığı için Dr. Berna Öztürk’e teşekkürler…

ARKADAŞIMIZ ŞERİFE DÜDÜKÇÜ’DEN GÜZELLİK TARİFİ

Arkadaşımız Şerife Düdükçü, sosyal medya hesabında güzelliğin stratejisini yazdı. Yalın bir dille yazılan yazıdan çok haz aldım… Sizde alacaksınız…

"Güzellik, öyle herkesin bildiği gibi uzun saçlar sütun bacaklar, yanık bir ten ya da kusursuz dişler, dudaklar demek değildir;

Güzellik, için kan ağlarken içten gülen bir yüzdür.

Güzellik, küçükken düştüğünüzde dizinizde kalan yara izi, sevdanızın sizin uyumanıza izin vermediğinde gözlerinizin etrafında oluşan halkalardır.

Güzellik, sabah alarm çaldığında yüzünüzün girdiği şekil, elinizi yüzünüzü yıkadığınızda duyduğunuz ferahlama, bir şaka yapıldığında anlayan tek kişi olarak attığınız kahkahalardır.

Güzellik; sevdiklerinizle göz göze gelebilmek ve onu anlamayı bırakmamaktır.

Güzellik; zamanın bıraktığı iz demek, güzellik içimizde hissettiklerimiz, dışa vurumlarımızdır aynı zamanda..

Güzellik hayatın bizde bıraktığı anıların izlerinin, bizde bıraktıkları.

Güzellik her şeye rağmen kendinizi sevmeniz ve çok sevilmenize yaşama izin vermek demekti…

Hayat boyu güzel olalım sevelim sevilelim...” Şerife Düdükçü

Hayat boyu bir birimizi sevdikçe, çirkinlikler kendisine zemin bulamayacaktır…

ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim.” diyor…

Sevgi ve saygıyla kullandığınız ilaçların yüzde 25’idir…

İL SEÇİM MÜDÜRÜ FARUK KANBER, MANİSA’YA TAYİNİ ÇIKTI…

Denizli İl Seçim Kurulu Müdürü Faruk Kanber, Manisa İl Seçim Kurulu Müdürlüğü görevine atandı. Seçim Kurulu Müdürü Kanber 35 yıldır görev yapıyor. Seçim sonuçlarını en sağlıklı şekilde Denizli halkına ulaşmasını sağlayan İl Seçim Müdürü Faruk Kanber, gazetecilerle iyi bir diyalog kurmuştu… Seçim Kurulu’nun güler yüzlü sevilen ismi Faruk Kanber, Manisa İli Yunus Emre İlçesi’ne tayin olduğunu telefonla bildirdi… Denizli’de 35 yıllık bir hafızanın bir anda, bir bölgeye atanmasına anlam veremiyorsunuz.  Ama devlet memuru Türk Bayrağı’nın dalgalandığı her yerde görev yapabiliyor.  Denizli İl Seçim Kurulu Müdürü Faruk Kanber’e, Denizli’deki başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz… 7 Eylül 2020 tarihinde Manisa’da görevine başlayacak Kanber’e başarılar dileriz…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2007’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri"

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE