ZİFTE BULANMIŞIZ, ZİFTE!

Bu hafta uzun zamandır beni bekleyen, okuyup geçmişi kurcalamayı ertelediğim eski dergilere yer vermek, hepsini olmasa da önemli gördüğüm pasajları aktarmaya çalışacağım.

Adam Sanat’ın 51. sayısı okuru, Mehmet Fuat’ın Dayanışma adlı metni ile karşılıyor.

Dört beş sayfalık bir metni buraya almanın imkanı yok. Altını çizdiğim, beni düşünmeye sevk eden birkaç cümleyi paylaşmamda bir sakınca, engel yok.

Mehmet Fuat, metnin bir bölümünde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiirinden alıntı yapıyor:

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,

Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,

Gökte kuşların kardeşliği,

Yerde kurtların.

Mehmet Fuat, şiirin ardından ise kanımca önemli, değerli gördüğüm şu cümleleri kuruyor.

Gökte kuşların, yerde kurtların kardeşliği söz konusu mu, doğa barışçı mı, ya da ne oradan barışçı, bu ayrı bir konu… Biz insan olarak doğayı izlemek zorunda değiliz. Gökte kuşlar, yerde kurtlar birbirini yeseler de biz neden “ayrı ayrı kalmışız”, neden ayrı ayrı kalıyoruz, önemli olan bu…

Doğayı olumsuz yönde değiştirdiğimizi söylemeye getiriyor şair. Hayvanlar hiç değilse türdeşlerini yemiyorlar, türdeşlerini yok etmek için kıyım yapmıyorlar…

Mehmet Fuat’ın önemli gördüğü nokta, kendime sıkça sorduğum fakat cevabını bulamadığım, buldum dediğim vakit yanıldığım soru şu: “Neden ayrı ayrı kalıyoruz?”

Birbirimizden ne alıp veremediğimiz var, neden sürekli mutsuz insanlar arasında nefes alıyoruz, neden biz mutluluğu üçüncü güne taşıyamıyoruz, klişe belki ama neden severek ayrılıyoruz? Biz insanlar çıkar çatışmalarının hüküm sürdüğü bu çağda küçücük bir sevgiyi nasıl olur da paylaşamıyoruz?

Üstümüzdeki dünya telaşı, sevisizlik, kalabalığın yetim acıları, haksızlıkların dile getirilemeyişi ile bunu içe daha içe yerleştirmeler, bağışlamaktan uzak öfke yüklü gözler, kendi penceremizin çerçevesi dışına çıkmaktan ziyade o pencereyi açıp üzerimize gelmekten gocunmayan dumanı odalarımıza, iş yerlerimize, sokaklara, şehrin en küçük hücresine ve en önemlisi içimize doldurmaktan çekinmiyoruz. Zifte bulanmışız, zifte!

Mehmet Fuat’ın yukarıda alıntıladığım son cümlesini okuduktan ve ben de kendimce sorular sordukça ama cevap da bulamadıkça zihnime Behçet Necatigil’in bir şiirinin son dizeleri düştü. Öyle ki, okuduğum metin de aklımda dönmekte olan dizelerle bitiyordu. Edebiyatın, yazının karşı karşıya getirdiği bu rastlantıyı buruk bir şekilde gülümseyerek karşıladım.

Duman şiiri, zihnimde dolanan soruların cevabını veriyor. Söz, Behçet Necatigil’de:

Göz gözü görmüyor bu zamanda

Bu dumanı yok etmenin çaresi

Kitap yazmıyor.

************

Aylık Yazın Dergisi Somut’un 2. sayısında Demir Özlü’nün Notları diye bir bölüm var. Dergiyi kütüphaneme alma sebebim de bu metindir. Bu metin Sabahattin Eyuboğlu, Güven Turan’ın Romanı: Dalyan ve Roman Üzerine adlı üç bölümden oluşuyor.

Demir Özlü, Roman Üzerine adlı bölümde Dünya gazetesinin Sanat sayfasında yer alan Modern Türk Romanına Yol Alırken soruşturmasına dikkat çekerek Ferit Edgü’nün söylediklerini okura aktarıyor. Sadık bir Ferit Edgü okuru olarak Demir Özlü’nün aktardıklarını buraya almak istiyorum.

“Ferit Edgü, Türk romanının geçmişini eleştirirken –aynı zamanda bütün yazınımız için bir özeleştiri anlamı taşıyan- şu görüşleri de sürüyor öne: ‘Halit Ziya’yı, Yakup Kadri’yi, Halide Edip’i, giderek Ahmet Hamdi’yi bir yabancı dile çevirin. O dilin okuyucusuna hiç bir şey söylemeyeceklerdir.’”

“Biraz daha ötede Edgü, şunları da söylüyor: “Sabahattin Ali’nin, Orhan Kemal’in, Fakir Baykurt’un romanları yabancı dildeki okuru, ancak bir ‘folklor’ olarak ilgilendirebilir.”

Demir Özlü ise Ferit Edgü’nün Sabahattin Ali ve Orhan Kemal’le ilgili söylediklerine şu cümlelerle karşı çıkıyor: “Ferit’le, büsbütün aynı kanıda olmadığımı belirtmek isteyeceğim. (…) Öyle sanıyorum ki, hikâyelerinden yapılacak kapsamlı bir seçmenin çok iyi bir çevirisi ile ‘Kürk Mantolu Madonna’ gelişmiş ülkelerin yazın çevrelerini de ilgilendirip etkileyecek nitelikte. Orhan Kemal’in hikâyelerinden yapılacak bir seçme ile, ilk küçük-romanlarını da bu kapsama sokacağım.”

5 sene önce olması gerek, Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabı İngilizceye çevrildi. 1975’ten 2021’e kadar geçen süre içerisinde Ferit Edgü’ye bu soruşturma kapsamında verdiği cevaplar hatırlatılsa bir kez daha, “Ne derdi,” diye düşünüyorum. Keşke sorma fırsatımız olsa.

YORUM EKLE