ZIVANA

Çok saygı duyduğum bir dostum, kendisi avukat olarak çoktandır emeklidir. Zamanında eşinin, kızının ve oğlunun da emekli olabilmeleri için gerekli ödemeleri yapmış ve bu şekilde yakınlarına çok değerli bir sosyal güvence hediye etmiştir. Bu davranışı bende zaten var olan değerini bir kat daha artırdı. Bırakılacak daha iyi bir miras düşünemiyorum.

Onun yanında böyle incelikte bir büyüklüğü mali durumunun uygun olmasına rağmen aklına bile getirmemiş diğer dostlarımın sayısı bir hayli yüksek. Hele kırsalda anne ve babalarının ölmelerini dört gözle bekleyen "evlatların" sayısı ise daha da çok.

Toplum yapımızda sosyal güvencenin bilinçlenmesi henüz pek eskilere gitmez. İşçi olarak çalışanların sigortalı olmaları bugün bile sorunsuz yürümemektedir. Ancak devlet memurlarında bu gelenek cumhuriyetle birlikte başlatılmıştır.

Sigortalı işçilerden kaçının gerçek maaşıyla sigortalandığı bile pek bilinmez. Bilhassa küçük işletmelerde işçilerin çoğu "asgari ücret" karşılığı çalışıyor gösterilmektedir.

Hukuk düzenimizi anayasaya rağmen yerleştirememenin sıkıntısı Türk insanını her konuda üzmektedir. Nedense özellikle bu konunun en önemli derdimiz olduğu galiba pek bilinmiyor.

"Önce insan!" gibi laf olsun diye ettiğimiz sözlerin boşluğu tüm dünyada yankılanırken kendi insanımızı üzdüğümüzün galiba farkına varamıyoruz.

Aile içinde de çoğu zaman adaletsiz durumun farklı olmayışı belki de diğer kesimlere sirayetin sebebi olmaktadır.

Hukuk devletimizin sıkça aksaması vatandaşın toplumuna, yani devletine olan güvenini zorlamaktadır. Vatandaşın devletine ve tersi olarak da devletin vatandaşına güven duyması son derece önemlidir ve bu devleti güçlü yapan en önemli unsurdur.

Devlet güçlü olsun diye silahlı kuvvetlere ve zabıtaya, hatta hapishanelere güvenmek boşuna uğraştır. Bu inançta olanlar silahlı kuvvetleri bir merasim kıtasından ileri gitmeyen ama saygınlığı bizim çok katımız olan örneğin Lüksemburg devletini düşünsün. Hukukun sekteye uğradığı yerlerde eğitim de doğru dürüst yürümez, bilim de yapan olmaz, enflasyon da frenlenmez. Ancak kendi kendimizi aldatır dururuz. Havanda su dövmekle değirmende un öğütmek aynı şey değildir.

***

"Sevgi" sözcüğünün içini boşalttığımız çok oluyor. Hele "saygı" kavramı çoğu zaman "yaranmak" ile bir tututlur oluyor. Çıkarım var ise saygılı gibi davranmak saygının yalanıdır.

Vatan sevgisi, aile sevgisi gibi sevgi gösterişlerinin nasıl olması gerektiği öğrenilmeden yani içgüdüsel uygulandığında yapmacık olma ihtimali yüksek oluyor. Bir evlat, bir eş asık suratla sevilmez. "Şımarmasın diye sevdiğini belli etme" nasihatlerini ben de çok dinledim. Bu davranış bizde hep sevmesini bilemeyen nesiller yetiştirdi. Sevgisi az, azarı çok aileler ürettik asırlardır.

Bilimden, kitaptan, gazeteden elimizi ayağımızı çektik. Dünyanın en büyük havalimanında gazete satılmaz oldu. Hastanelerin hangisinin kantininde gazete bulunur bilmem. Vikipedia gibi ansiklopedinin yasaklı olmasının ne derece utanç verici olduğunu kavrayanların sayısı galiba çok değil.

Hukuk sorunlarımızın olduğunu bazı avukatların dahi pek anlayamamış olması bir o kadar daha üzücü.

Hukukun üstünlüğü sadece bazen ve bazılarına karşı, bazı durumlarda olmaz. Hep ve her zaman olmalıdır.

2918 Sayılı Karayolları Trafik kanununda var yapılan "dokunulmazlar" her türlü aykırılığın üstündedir. Milletvekilleri, bakanlar, valiler, hakim ve savcılar bu yasamızda kanunlardan da üstündür. Bu hukuksuzlukla mücadele etmeleri beklenen avukatlarımızın kendilerinin de "üstün" olmalarını arzuladıkları doğruysa eğer, umutsuz durumda olduğumuz da açıktır.

Zaten gayrı resmi (politikacı yakınları gibi) dokunulmazlarımızın sayısı belki de resmilerden de fazladır.

Bu "bozukluğu" vatandaş düzeltemez. Zıvanadan çıkmış olan kapıyı ancak kapının menteşelerini bozanlar düzeltebilir.

YORUM EKLE

banner187

banner186