ZOR

Günler nasıl geçiyor? Geçiyor mu? Sağlığımız yerinde mi? Ne olacak? Nasıl olacak? Evden çıkmasak mı? Çıkmamak olmaz. İşe gitmemiz gerekiyor. Yetkililer dikkat etmemizi, uyarıları kulağımıza küpe etmemizi söylüyor. Bir karantina ortamı söz konusu olmasa da birçok işletmenin devlet eliyle ya da kendi duyarlılıkları ile kapanmış olması hayatı yavaşlattı. Kanımca yavaşlamayan iki sektör var. Her gün bıkmadan usanmadan, yorulmak bilmeden çalışan sağlık emekçileri ve basın emekçileri.

Tehlikeyi en yakında hisseden bir sağlık çalışanı, sizin en yakınınızdan biriyse, o insanları ve merakla onları bekleyen ailelerin ne gecesi gece ne de gündüzü gündüz. Diken üstünde bir yaşam. Diken üstündeki insanları yaşatmak için düşünmeden çalışmak.

Basın emekçileri. Bizler. Ellerinde mikrofon ve kamera. Sokak sokak doğru bilgiye ulaşmak için çabalayan insanlar. Doğru bilgiyi halka ulaştırmak için çalışan insanlar. Gazetenin çıkması için çalışan grafikerler ve matbaa çalışanları birer teşekkürü hak ediyor.

Ne yazık ki vurdumduymaz insanlar hâlâ var. Durumun ciddiyetini fark edememiş, işleri olmadığı halde meydanlara çıkmaya çekinmeyen, özellikle yaşlı insanların ne yaptığını anlayabilmiş değilim. Birçok insan da benim gibi düşünüyor. Belediyenin meydanlarda bulunan bankları kaldırmasına gerek bile duymaması gerekiyordu. Ama oldu. Sabit banklara şerit çekildi. Ne mi oldu? Şerit ihlal edildi. Oturmaya devam edildi.

Kendi canını önemsemiyor olabilirsin fakat beni yok sayamazsın. İnsan gerçekten hayret ediyor. Hem bunları yaşadığım hem yazdığım için.

***

Nihal Yeğinobalı vefat etti!

Klasik ve çağdaş dünya edebiyatından birçok eseri Türkçeye kazandıran Nihal Yeğinobalı 93 yaşında vefat etti. 16 Kasım 1927 Manisa doğumlu Yeğinboğa, Süreyya Sarıca ve Vincent Ewing takma adlarını da kullandı. New York Eyalet Üniversitesi’nde edebiyat öğrenimi gören Yeğinobalı’nın ilk çevirisi Hichens’ın “Allah’ın Bahçesi” 1946’da yayımlandı. “Genç Kızlar” adıyla yayımlattığı kitabı, Amerikalı bir yazar olan Vincent Ewing ismiyle okurlara sundu. Hafta, 100 Roman, Yıldız, Hayat ve Akbaba dergilerinde çeviri ve yazıları yayımlandı.

***

Güler Yücel, Can’ına kavuştu!

Muğla’da özel bir hastanede, yaşlılığa bağlı rahatsızlıklarından dolayı tedavi görmekte olan 85 yaşındaki Güler Yücel vefat etti. Güler Yücel, eşi Can Yücel’in yanına defnedildi.

Ressam ve eğitimci Güler Yücel, Olduğu Gibi adlı kitabıyla ilgili yapılan söyleşide, "Hayatımın, acı ve çile dolu anları kadar, tatlı ve keyifli anları da bu kitapta yer aldı. Ben, 1935'te Fatih'te bir Boşnak Mahallesi'nde dünyaya gözlerimi açtım. Ailem, eski Yugoslavya göçmenlerindendir. Kitabı yazmayı düşündüğün günlerde Rum bir kadın, eski Datça Mahallesi'ndeki evime ziyarete geldi. Evi görmek istiyordu. Yıllar önce ailesinin bu evde yaşadığını söyledi. Eve buyur ettim, çok duygulandı. Kendisini teselli ederken, benim ailemin de eski Yugoslavya'daki evlerini bırakıp, Türkiye'ye geldiğini anlattım. Karşılıklı birbirimizi teselli ettik. O zaman bu kitabı yazmaya karar verdim. Hayat böyle bir şey. Bir yerde bırakıyor, bir yerde devam ediyor. Esas olan devamlılık. Geleceğe not düşmek adına hayatımı kitaplaştırdım." (5 Nisan 2018, Evrensel Gazetesi) demişti.

İZMİR KİTAP FUARI TARİHİ BELLİ OLDU

Şair ve yazar Veysel Çolak’ın onur konuğu olarak belirlenen, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenecek olan 25. İzmir Kitap Fuarı 30 Mayıs – 7 Haziran 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek. Korona virüs’ün etkilerinin bir an önce son bulması ve fuarın ileri bir tarihe ertelenmemesi en büyük temennimiz elbette. Önce sağlık. Zorunlu olmadıkça evden çıkmayın.

VEBA GECELERİ’NDEN TADIMLIK BİR BÖLÜM

Orhan Pamuk’un dört yıldır yazmakta olduğu, bizlerin de merakla beklediği romanı Veba Geceleri adlı romanının 27. Bölümü Gazete Duvar aracılığıyla paylaşıldı. Gönül isterdi ki paylaşılan bölümün tamamını sayfalarımızda yayınlayabilelim, ancak mümkün değil. Yine de merak uyandırması için kısa da olsa burada bir bölümü paylaşmak gerek.

“Bir an önce evlerine dönmek isteyen hacılar çok şikayetçiydiler bu karantinadan. Bütün yolculuğu telef olmadan geçiren kimi hacılar bu son on günde ölüyordu. Hacılar ile Osmanlı Devleti’nin çoğu Rum, Ermeni ve Yahudi olan doktorları arasında kavgalar, sürtüşmeler çıkıyordu. Zorla uygulanan karantinanın üstüne bir de karantina vergisi alınması hacıları çileden çıkarıyordu. Bazı zengin ve becerikli hacılar doktorlara para verip daha baştan karantinayı delip kaçıyor, bu da ötekilerin sabrını taşırıyordu.

(…)

Sahilde hacıları kontrol edecek, doktorları, askerleri ve sağlık malzemesini barındıracak çadırların kurulması çıkan bir fırtına yüzünden gecikmişti. Beş gün süren fırtınada dalgalarla sallanarak serseme dönen Mingerli hacılar, yiyeceksiz, içeceksiz perişan olmuş, arkasından çıkan yakıcı güneşte kavrulmuşlardı. Çoğu hayatında ilk defa ada dışına yolculuk ediyordu. Hacılar zeytinlikleri, küçük çiftlikleri olan sakallı, orta yaşlı köylüler kalabalığıydı. Aralarında dedelerine, babalarına yardım eden dindar ve sakallı gençler de vardı.”

PEN Türkiye 2020 Şiir Ödülü Ahmet Telli’nin

PEN Türkiye Merkezi, “Bir şiir niye kanar” başlıklı yapmış olduğu açıklamasıyla, PEN Türkiye 2020 Şiir Ödülü’nün Ahmet Telli’ye verildiğini duyurdu.

Ahmet Telli’nin kaleme aldığı 2020 Dünya Şiir Günü Bildirisi’nden üç paragraf:

“Şiir, içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız bu karanlık dünyanın yerine ışıltılı, kardeşçe ve yaşama sevincinin rüzgârıyla dolu bir dünyayı geçirir; bunun olabilirliğini gösterir ve hepbirlikte’liğe çağrı çıkarır. İnsanların köşeye sıkıştırılmışlıklarına karşı, onların birlikte gösterebilecekleri tükenmez gücü; tek düşürülmüş bireyin horlanmasına ve aşağılanmasına karşı, insan tekilinin el değmemiş zenginliklerini ve yaratıcı coşkularını sezinletir.

(…)

Doğayı, toplumu ve insanı anlayan ve gelecek sezgisinin ışığını bilincin ekeneklerine sızdıran şiir, olmuş bulunanla ve olmakta olanla bağını kopartmadan, ütopyamızı çiçeklendirir. Biz ki, o ütopyadan bugün, şu an hayatımıza neyi çağırabiliyorsak, onu yaşayabilmeliyiz. Bu durum, şiirin gerçek ile uyumsuzluğunu, onun gerilimli bir alan olduğunu duyumsatmaktadır. Şair, bu gerilimin sancılarını göze alan kişidir; gerçeğin hâl ve gidişine itiraz daima şiirden gelmiştir çünkü. Gerçek, yalanla yer değiştirdiğinde o, kendi hakikat’ini kurar; gerçek diye belletilen yalanların perdesini aralayarak, hakikat olanı gösterir. Bu nedenledir ki, iktidar odaklı hangi güç varsa, şairi ve şiiri sakıncalı bulmuştur. Şiir ise itirazlarını yükseltirken, ölüme karşı yaşamı, karanlığa karşı şavkı, savaşa karşı barışı, sömürüye karşı alın terini, kısıtlamalara ve zulme karşı özgürlüğü savunmaya devam eder; bir yandan da her türlü ötekileştirmeye karşı durur.

‘Gülün gülle tartılacağı’ bir dünya, aşk hâlinde bir dünyadır ve bu, şiirin düşüdür. Şiir, önce kendini aşk’laştırarak yola koyulmakta ve tahayyülün sınırsızlığına doğru kanat vurmaktadır.”

YORUM EKLE