ZÜCCACİYE DÜKKANINA GİREN FİL MİSALİ…

Allah ile ilişkilerimiz bozulunca tabiatla da ilişkilerimiz bozuldu. İnsan büyük bir tüketim hırsına girdi. Büyük bir güç tutkusuna kapıldı ve yeryüzünün mutlak sahibi gibi hareket etti. Tabiatı Allah’ın ona verdiği bir emanet olarak görmeyip tabiatın sahibi gibi hareket etmeye başladı.

“İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı konusundaki sözleri senin hoşuna gider, o düşmanların en azılısı olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. O hakimiyeti ele aldığında ise yeryüzünde fesad çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah ise fesadı sevmez”. (Bakara 2/204-205)

Yeryüzünde fesadın, fitnenin, ekolojik dengenin bozulmasının, iklim değişikliklerinin, kasıtlı yangın çıkaranların, çevreyi tahrip etmenin ağaç katliamlarının tek etkeninin insanlar olduğunu Kur’an açık, net ve çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Kur’an, insanı, kendisi ve yaşadığı hayat-kâinat üzerinde düşünmeye çağırır.

Şunu unutmayalım ki, ahlaki kokuşma toplumu ve çevreyi çürütmeye, yok etmeye sürükler. İnsan, vahyi değerlerden uzaklaştıkça fıtratını örterek, müstağnileşerek yeryüzünü fesada uğratmaktadır. Kur’an’da da belirtildiği gibi kendi eliyle karada, denizlerde fesad çıkarmaktadır. Kimyasal, biyolojik, nükleer silahların insanlara ve tabiata verdiği zararları bugün tüm boyutlarıyla yaşıyoruz…

Teknoloji insanı kale almadan hızla ilerliyor. Her yıl binlerce canlı türünün yok edildiği hassas dengelerin sanayi atıklarıyla bozulduğu, kimyasal gazların atmosferi tahrip ettiği, yer altı ve yerüstü kaynaklarının tüketildiği ekolojik dengenin bozulduğu, ozon tabakasının delindiği, dünyanın büyük bir kısmının çölleştiği, şehirlerde insanların oksijen yerine karbonmonoksid soluduğu, erozyonun, heyelanların, düzensiz yağışların, sel felaketlerinin, kıtlıklarının, kuraklıkların yaşandığı düşünüldüğünde ne kadar vahim bir halde olduğumuzu söyleyebiliriz. Tüm bu yaşananlar insanların nasıl tabiata ihanet ettiklerinin açık göstergesidir. İnsanın emrine verilen tabiat, insan tarafından yok ediliyor.

İnsanları mümkün olduğu kadar bilinçlendirmemiz gerekiyor. Tabiata zarar vermenin, doğayı tahrip etmenin Allah’ın varlığının kudretinin ve rahmetinin işaretlerine zarar vermek ve O’nu bütün insanlığın istifadesine sunduğu nimetlere karşı nankörlük etmek anlamına geldiğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamak Müslüman olmamızın bir gereği olduğunun kavranılması gerekmektedir.

İnsanlık ne yazık ki, insan aşamasına gelemediği için tabiatı katletmeye ilahi dengeyi bozmaya, hırsıyla, doymak bilmez iştahıyla devam etmektedir. Tüm kutsal değerlerden soyutlanmış bir dünya ile karşı karşıyayız. Gelecekte tabiata karşı işlenmiş suçun-vahşetin boyutları daha da artacak… Ne teknoloji ne uzay bilimleri bu saldırıları durdurabilecek.

Bunun önüne geçecek tek şey önce insan olma liyakatini kazanmak ve sonra muhteşem bir inanç…

İnsanoğlu kâinatı ve tabiatı o kadar hoyratça kullandı ki tabiatın dengesi bozuldu. Tabiatın Müslümanlığı da alt üst oldu. Yüce peygamber Müslümanları bal arısına benzetti, bal arısı hep güzel şeyleri yer ama biz onun Müslümanlığına da müdahale ettik. Arının önüne şeker koyduk ve onun sahte bal üretmesini sağladık. Süte müdahale ettik, sahte süt üretmeye başladık. İnsanlar zücaciye dükkanına giren fil gibi tabiata girdi ve tabiata müdahale etti.

Allah ile ilişkilerimiz bozulunca tabiatla da ilişkilerimiz bozuldu. İnsan büyük bir tüketim hırsına girdi. Büyük bir güç tutkusuna kapıldı ve yeryüzünün mutlak sahibi gibi hareket etti. Tabiatı Allah’ın ona verdiği bir emanet olarak görmeyip tabiatın sahibi gibi hareket etmeye başladı. Tabiat, ağaçlarıyla, ormanlarıyla, nehirleriyle, dağlarıyla, taşlarıyla Allah’ı tesbih ve secde eder. Bu konuda hassas olmalıyız…

Zira tabiat Allah’a teslim olmuş Müslümandır. Müslüman ise tabiatın sahibi değil emanetçidir.

Selam ve dua ile…

YORUM EKLE

banner247

banner246